Son Oyun – Bölüm 36

Oyunun sahneleneceği salonda iki gündür prova aldıkları için ilk gösterimde ortama yabancı değillerdi ancak yabancı oldukları bir şeyle saatler sonra yüzleşecekler. Onlar üzerlerine düşeni sahnede yerine getirmeye çalışırken, salondaki yüzlerce gözün bütün dikkati üzerlerinde olacaktı.

“Işıklar sadece sizi aydınlatacak, seyirci sessizdir. Sahneye çıktığınız anda orada olduklarını bilseniz bile kendinizi oyunda tuttuğunuz sürece onları unuttuğunuzu göreceksiniz. Onlar oyunun sonunda alkışlarıyla sizi yeniden an’a getirdiklerinde ise, yaşayacağınız coşkuyu benim size tarif etmem mümkün değil. Bu gece öğreneceksiniz!” diye söze başladı Taha o gün salondaki ilk sözlerine. Sadece oyuncuları ile değil, teknik detaylar, makyaj, kostüm, salonun düzeni gibi her şeyle ilgileniyordu aynı anda.

Gençlerin hepsi sahneye çıkmadan önce can verecekleri karakter olacaklarına birbirlerini ikna etme konusunda bir anlaşma yapmışlar. Son iki gündür ellerinden geldiğince sahnede bürünecekleri karakterin ismi ile birbirlerini çağırıp, onlar gibi tepki vermeye çalışıyorlardı. Enes’ten tüm tecrübesizliğine rağmen çıkan bu fikir aralarında neşeli bir oyuna dönüşürken, özgüvenlerini de tazeliyor, sahneye kendileri olarak değil o kişiler olarak çıkabilecekleri hissini kuvvetlendiriyordu.

Salonun kapıları açılıp, seyircinin içeri girmeye başladı haberi gelince, hepsinin heyecanı bir kat daha artsa da kendi aralarında yeniden oyun karakterlerine dönünce biraz rahatladılar. Taha sahneye çıkmadan önce perdenin arkasından seyirciye bakmayı hepsine yasaklamıştı. Tüm ışıklar sönünce sahneye ilk Enes, Tamer rolü ile çıkacak ve seyirciye olayın geçtiği zamanı ve durumu anlamalarını sağlayacak ilk replikleri söyleyecekti. Hikaye onun hikayesiydi, açılış ve kapanış sahnesini Taha, kendi karakterine yani Tamer’e vermişti. Bu son oyundu, sahneye Enes’in ağzından mutlu sonla veda edecekti. Tabi bu sözler, oyun sahnelendikçe her sahnede son oyun oynana dek yankılanacaktı. Perde her indiğinde de Taha geçmişten bir kez daha bir kez daha kopacak ve yeni hayatına perdenin arkasında devam edecekti. Oyunda hiç geçmeyen, oyun sırasında ve Taha yeni hayatına geçmeden önce de onunla hiç görünmeyen Alev ile birlikte. Oyunun ve yazarın seyirciye her detayı söylemesi gerekmiyordu. Olayın sonlandığı yerden sonrası seyircinin gönlüne bırakılıyordu. Tamer mutlu olacaktı ama bunun nasıl gerçekleşeceği, herkesin gönlünde yatan mutluluk hedefi ile örtüşmeliydi.

Oyunda canlandırılan karakterlerin asılları, Berna, Yusuf ve Cemile için de ilk gösterime birer davetiye gönderilmişti. O gece kapıdan ilk girenler arasında Berna ve Yusuf da vardı. Taha onları oyun öncesinde kulis de karşılamıştı, ancak çocukların heyecanlarını körüklememek için kendilerini sahneye taşıyacak oyuncularla isterlerse ancak oyun sonrasında tanışabileceklerini söylemişti. Cemile’nin gelip gelmeyeceği belli değildi. Alev sıradan bir seyirci gibi oyunun başlamasına yakın bir saatte salona girecek ve başından beri dışarıdan dahil olduğu oyunu ve oyuncuları ilk kez kendi gözleri ile sahnede izleyecekti.

Güntekin Soyarslan’a da bir davetiye gönderilmişti ve Güntekin bey de davete uyarak ön sıradaki yerini almıştı. Taha piyasayı o kadar iyi öğrenmişti ki, duygularını ve düşüncelerini en az yetiştirdiği oyuncular kadar iyi kontrol etmeyi çoktan öğrenmişti. Onları izleyen gözlere bir kırgınlık olmadığını göstermek için ön sırada yer alan tüm davetliler yerleştikten sonra baştan başlayarak hoş geldiniz derken, onunla sohbetini özellikle uzun tuttu. Elbette oyunu izlemeye gelen basın da yerini çoktan almış ve olan biteni de çoktan takibe almışlardı. İlk gösterimden sonra fuayede (*) küçük bir kokteyl yapılarak Taha, oyuncuları ile birlikte ilk kez seyirci ile sıcak bir iletişim sağlayacaktı.

Seyirciyi oyunun başlamasına az kaldığına ve salondaki yerlerini almasını hatırlatan ilk gong sesi duyulduğunda, kulisteki altı genç el ele tutuşarak birbirlerine şans dilediler. Enes sahne arkasında sözlerini unutmamak için dua ederek hazırlanmaya başladı. İlk sahne, gençlerin birbirlerinden kopmadan önce her zaman buluştukları bir yıkık gecekondunun bahçesinde başlayacaktı. Tamer, çocukluğundan beri dostluklarını sağlamlaştırdıkları bu kırık dökük yerde ki bir kaç anısını mırıldanır gibi seyirci ile paylaşırken, yapay zeka ile hazırlanan hepsinin çocuk halleri, teker teker sahnenin kenarına kurulmuş olan perdeye yansıyacaktı. Çocuk yüzleri sahnede geçerken, Enes repliklerini söyleyecek ve dekor aydınlatılarak, artık genç oldukları bir kesitten hayat hepsi için akmaya başlayacaktı. Taha oyunun sonunda o çocukluk resimlerini bir kez de asılları ile birlikte akıtmak da isterdi ama ne yazık ki hiç birinin çocukluklarına ait böyle fotoğrafları olmamıştı. Çocuklarının veya ailelerinin fotoğraflarını çekip, evlerinin en güzel köşelerine yerleştirecek ailelere hem yürek hem de olanak olarak sahip ailelerde büyümemişlerdi. O zamanlar şimdi ki gibi dijital fotoğraf çekimleri de olmadığından, her şey kâh hatırlamak istedikleri gibi, kâh unutmak isteseler de hafızalarına kazındığı gibi kafalarının içinde duruyordu.

Enes ışıklar söndükten sonra derin bir nefes alarak sahnenin ortasına doğru yürüdü. Yukarıdan vuran spot ışıkları sadece onu aydınlattığından, gerçekten de oturan kitleyi göremiyordu. Bu sahneyi provalarda defalarca canlandırdığını hatırlattı kendine ve durması gereken yere gelip durdu, sanki görüyormuş gibi mavi gözlerini seyircinin üzerinde gezdirdi. Taha onun gençliği ve gösterişli yapısının seyirci üzerinde yaratacağı etkiyi tahmin ettiği için, bir çok sahnede bunu kullanma yoluna gitmişti. Seyirci karşısında gerçekten de ilk kez gördüğü bu güzel yüzün hüznüne o anda kendini kaptırmıştı.

“Ya ben bu adama nasıl aşık olmayayım!” diyordu Nina perdenin yan tarafından onu izlerlerken. Bir kaç dakika sonra hepsi dekor aydınlanmadan sahnedeki yerlerini alacaklardı. Enes’in sahneye ilk çıkışından itibaren seyircinin üzerinde kurduğu görünmez hakimiyet, diğerlerini karanlıkta yerlerini alırken sarmıştı bile. Son kırk sekiz saattir hepsi canlandırdıkları karakterler gibi davranmaya başladıklarından kendilerini bile şaşırtacak bir hızla role girdiler ve Enes onların arasındaki yerine ilerleyip, ışıklar hepsini aydınlattığı anda birbirlerini ellerinde olmadan gülümseyerek, sahnedeki hayatı başlattılar.

Alev daha önce hiç sahne tozu yutmamış ve hepsinin hayatı birbirinden sorunlu bu gençlerin sahnede yarattığı sinerjiyi (**) görünce, Taha’nın başarısını bundan böyle kimsenin tartışamayacağını hissetmişti. Başarı bekliyordu ama bu gençler de yetenekten başka bir şey olduğu daha ilk sahnelerde hissedilmeye başlamıştı. Hepsi gerçekten geçmişten fırlayıp gelmiş gerçek karakterler olmuşlardı.

“Gerçeklik!” diyordu Taha hep çalışmalarda, “Siz seyirciye gerçek olduğunuzu göstereceksiniz! Kimse oyun bitene kadar kendisi olmayacak!”

İlk yarı sona erip, perde indiğinde, Taha hepsini kulise toplayıp, yüzüne yerleştirdiği tatlı bir gülümsemeyle “Başardınız!” dedi. Kendilerini provalarda yaptıkları gibi azimle oyuna kaptırmış olan gençler, seyircinin alkışını daha o an Taha’nın yüzünde görür gibi oldular. Oyun arasında ne Taha, ne de oyuncular kulis de hiç kimseyle görüşmeyecekler, oyundan kopmayacaklardı plana göre. Bu yüzden ikinci perdenin başlamasına kadar hızlıca hazırlanıp, rollerine daha sıkı sarıldıklarını hissettiler.

Ogeday da hocasına jest yapmak için o akşam oraya gelmeyi çok istese de Kaya’nın sahne dışında da onlara sürekli program yapması yüzünden bilet almasına rağmen gelememişti. Kaya tam da oyunun sahnelendiği saatte, oyunu yurt dışına da taşımak için, ilgili yetkililerle resmi olmayan bir akşam yemeği düzenlemişti. UNICEF’in bir çok ülkede düzenlediği bu teşvik organizasyonu planı içerisinde zaten oyunların diğer ülkelerde de oynanması gündemdeydi ama Kaya bunu sanki kendisi organize edecekmiş gibi bir hava yaratarak, tam da o gece konuşulmak üzere planlamıştı. Bu Taha’ya da bir çeşit göndermeydi. Onun ulaşacağı her sahnede Taha’nın olmasının mümkün olmadığını hissetmesini istiyordu

(devam edecek)

(*) Fuaye : Gösteri salonlarının seyirci giriş kapılarının önündeki bekleme/dinlenme alanı

(**) Sinerji : Sinerji aynı zamanda ve aynı sonuca ulaşmak için ortaya çıkarılan uyumlu ve ortak güç olarak açıklanmaktadır.

Yorum bırakın