Son Oyun – Bölüm 35

Gençlerin ilk sahne deneyimlerini yaşamalarına yirmi dört saat kalmıştı. Taha ilk gösteriden önceki son provada hepsine güvendiğini, sahneye çıktıklarında onları izleyen gözleri unutmalarını ve bir prova yaptıklarını düşünmelerini istiyordu. Profesyonel oyuncular bile sahnede donup, kalabilir, sözleri unutabilir ya da beklenmedik teknik aksaklıklar olabilirdi.

“Sorun değil! Paniğe kapılmayın! Devam edin, birbirinizi kollayın!” diyerek onları cesaretlendirmeye çalıştı. Seyirci onların yeni ve deneyimsiz oyuncular olduğunu biliyordu. Bazı basın haberlerinde seyircinin bunu sempatik bulacağına dair haberler yer almıştı. Bu çocukların Taha’nın elinde daha da yükselmeleri için seyircinin de desteğine ihtiyaçları olacaktı, makaleyi kaleme alan yazara göre. Elbette gazeteciler içinde de Taha’nın dostları veya tanımasalar da onun işlerine saygı duyan pek çok kişi vardı. Kaya ile onu en son karşı karşıya getiren UNICEF teşvik ödülü olayında hakkının yendiğini veya iyi olanın kazandığını söyleyen kalemler, oyunu izledikten sonra asıl kararlarını vereceklerdi. Elbette UNICEF veya kazanını seçen heyetin, seyirci ile aynı bakış açısına sahip olması beklenemezdi. Orada belirli ve farklı kıstaslar vardı. Bir oyunun iyi olup olmadığına ancak seyirci karar verebilirdi.

Altan, Havin yorgun hissetmesin diye oyundan önceki gece onu erkenden eve götürdü. Taha hepsine iyice dinlenmelerini tembihlemişti. Altan’ın ailesi ilk gösterimi izlemek için yeniden gelmişlerdi ve yeni evlilerin evlerinde hemen kalmak istemedikleri için yine misafirhaneye yerleşmişlerdi. Taha gençlere sevdiklerine vermeleri için ön kısımdan ücretsiz biletler dağıtmıştı. Pelin, Aysel hanım ve Altan’ın ailesi bu biletlerle salona girecekler ve ilk oyunu en önden protokol ile birlikte seyredeceklerdi.

Aysel hanımın nikahtan sonra iyice bozulan tavrı, hastalık seyir değiştirdiğinden olsa gerek yerini kızının arkasında duran ve onun için her fedakarlığı yapan anne rolüne evrilmişti. Oyundan önce annesinin bu duygu halinde olması Nina için bulunmaz fırsattı. Artık Enes’le bu konuyu olduğu gibi konuşabildiği için de kendini rahatlamış hissediyordu. Hayatında ilk defa tüm duyguları ile birine açılmaya başlamıştı. Aslında bu açılma öyle kendiliğinden veya duygusal bir anda gerçekleşmemiş tam aksine, ilk kavgalarını yaptıktan sonra sinir boşalması ile olmuştu.

Nina sürekli annesini dengelemek, evi düşünmek zorunda kaldığı için Enes bir türlü onunla yaşamak istediği duygusal coşkuyu yakalayamıyordu. Annesinin durumunun ne kadar vahim olduğunu anlayabilmesi için Nina ona yeterli ip uçları başlangıçta vermemişti. Sadece otoriter, dominant ve zor bir anne ile yaşanılanlar gibi duruyor, buna karşılık Nina’nın endişeleri zayıflık olarak görünüyordu. Annesinin karşısına çıkıp bir erkek arkadaşı olduğunu ve onunla zaman geçirmek istediğini söyleyecek hem yaşta hem de durumdaydı. Enes’in de hayatında destek alacak kimsesi yoktu, her zaman tek başınaydı ve aslında içten içe Nina’yı hem korumak, hem de ona tutunmak istiyordu. Onun istediğinin de bu olduğunu zannederken, sürekli onun avuçlarından kayıp gitmesine bir anlam veremiyordu. Gün içinde her şey çok güzel giderken Nina’nın ruh hali ayrılma saatlerine yakın bozulmaya başlıyordu. Aslında Nina’da kaygılarını dışarıya bu kadar yansıttığının farkında değildi. Yazılımcı olarak çalıştığı son şirkette ofis arkadaşlarıyla bu gerginliği ve olaylara hızlı tepki verdiği için sorunlar yaşamıştı ama kendisi de bunu sürekli savunmada yaşamak zorunda olması ile ilgili olduğunu hiç fark edememişti. Fark edemediği bir diğer gerçek yaşadığı durumun içinden çıkamadığı için rahatlamaya ihtiyacı olduğunu göremiyor olmasıydı. Evde yüklendiği elektriği boşaltmaya ihtiyacı vardı ama bu genellikle olmadık şeylere öfkelenip, tepki vermekle ortaya çıkıyor, kendini sürekli haksızlığa uğramış olmasına neden oluyordu. Tiyatro ekibine dahil olduğundan beri edindiği yeni arkadaşları veya ekiple böyle bir şey hiç yaşamamıştı. Onların yanında ve provalarda kendini inanılmaz rahatlamış hissediyordu. Bu çalışmalarda ve bir başkası olduğuna kendini ikna ettiğinde çok daha mutlu hissetmeye başlamıştı Yaşadığı her şey o atölyenin dışında kalıyor. Aşık olabiliyor, mutlu olabiliyor, kendini doğru ifade edebildiğini hissediyordu. Ne zaman ki kaçamayacağı ve dönmek zorunda olduğu ev aklına geldiğinde ise gerginliği yeniden ortaya çıkmaya başlıyor ve savunmacı davranıyordu. Ancak çalışmalardan sonra vakit geçirebildikleri için de bu haline en çok şahit olan kişi de Enes olmaya başlamıştı. Sevdiği kadının bu hallerine anlam veremediği için de gerilen Enes, bir akşam onu eve bırakırken sakince kendini ifade etmeye çalışınca, ikisi arasında beklenmedik bir patlama yaşandı.

Enes sadece onu anlamak ve daha nitelikli vakit geçirmek istediğini anlatmak istiyordu ama o gün doğru kelimeleri seçememişti nedense.

“Biliyor musun duygusal bir ilişkide aldatmak sadece bir başka kişiyle de benzer duygusal veya fiziksel şeyler yaşamak değildir sadece!” diye söze girip derdini anlatmak isterken, Nina onun “aldatmak” kelimesine takıldığı için sözünü kesip, gerginliğini kontrol etmekte zorlandığı saatlerde olduğundan “Ne demek istiyorsun?” diye çıkışmaya yakın bir ses kullanmıştı. Enes’de konu kontrolden çıkacak paniğiyle söyleyeceğini bir anda söylemeye çalışıp, “Sen de beni annenle aldatıyorsun, illa bir erkek olması gerekmiyor demek istiyorum. Annen ile özel hayatını ya dengeleyemiyorsun ya da gerçekten beni onunla aldatıyorsun!”

Nina en çok güvenmek istediği adamın durumuna bu kadar anlayışsız yaklaşmış olduğunu düşünürken, aslında ona hiç bir şey anlatmamış olduğunu çoktan unutmuştu. Anlamından sapan aldatma kelimesi, anne travmasını tetikleyen cümle yapısı yüzünden, Nina kendisini bile şaşırtacak derecece gücenmiş ve incinmiş hissetmeye başlamış ve gözlerinde yaşlarla bir anda savunmaya geçmişti. Eve varmalarına yakın arabada yaşanan bu tartışma daha ikisi de ne olduğunu anlamadan evin önüne geldikleri için Nina’nın arabanın kapısını çarpıp inmesiyle devam etmiş. Enes neye uğradığını şaşırmış bir şekilde onun arkasından öylece bakakalmıştı.

İkisinin de gece boyu uyumadan yazışmaları neticesinde sabaha barışmışlar, Enes, Nina evden çıkmadan bir demet çiçekle onu almaya gelince, birbirlerine sarılarak özür dilemişlerdi. Enes’in gece yazışmalarında alttan alıp, kendi travmaları ve hisleri hakkında dürüst konuşması ile ikisi de birbirlerine hak vermiş, o akşam uykusuzluklarına rağmen, çalışmadan sonra Nina ona kendine ile itiraf edemediği durumunu, kendini bile hayrete düşürecek şekilde ağlayarak anlatmıştı. Enes o kadar üzülmüştü ki bir önceki akşam yaptıklarını eşeklik olarak değerlendirip, tekrar tekrar özür dilemişti Nina’dan. Nina ise onun bir suçu olmadığını çünkü onun değişen ruh hallerini ne idare etmek ne de her şeyi kendiliğinden bilmek zorunda olmadığını söylemiş, bundan sonra ikisi de birbirlerine ruh halleri konusunda açık davranacaklarına söz vermişlerdi. İkisinin de ciddi yaraları vardı içlerinde ve aslında birbirlerine ve bu sevgiye de çok ihtiyaçları vardı. Bunun ne kadar sağlıklı bir bağ oluşturduğunu ise ancak zaman gösterebilirdi. En azından artık birbirlerinin gözlerine bakınca, olan biteni anlayacak kadar bir şeyler bilmeye başlamışlardı ve bu sevgili olmaktan öte sağlam bir dostluğun temellerini atmıştı aralarında. Oyunda da aynı Nina ve Enes gibi, Cemile ve Tamer’in arasında böyle sağlam bir dostluk kuruluyordu sadece. Seyircinin onları birbirine yakıştıracağına hiç şüphe yoktu ama dostlukla başlayan ilişkileri oyunun sonunda da dostlukla sona eriyordu. Nine ve Enes’in ilişkisi esen tüm rüzgarlara karşılık nereye sürüklenecek ikisi de bilmiyordu ama yükü paylaşmanın insanı nasıl hafiflettiğini, birine sarılınca kanayan yaraların nasıl kabuk bağlamaya başladığını öğreniyorlardı. Birbiri için kalıcı anne-baba-kardeş rolüne girmeden ihtiyaca göre tavır alabildikleri sürece önlerinde harika bir ilişki onları bekliyordu. Bu sözler Taha’nın çalışmaların başında karakterleri anlatırken Cemile ve Tamer için söylediği sözlerdi.

(devam edecek)

Yorum bırakın