Son Oyun – Bölüm 34

Havin ve Altan’ı nikah masasında izlemek hepsinin duygularını etkilemişti. Su, Volkan’a yaslanmış hüngür hüngür ağlıyordu. Nina nikaha annesiyle gelmek zorunda kaldığı için ancak uzaktan bakabiliyordu Enes’e ama ikisinin de gözleri dolmuştu. Nevra hanımın tüm telkinlerine rağmen Havin kendi ailesinden hiç kimseye haber vermek istememişti. Gelip de nikahta bir tatsızlık çıkarmalarından korkuyordu ki, Nina ve Su da bu görüşe kesinlikle katılıyorlardı. Aysel hanım yönetmen dahil, kızının çalışma arkadaşlarını tanımış olmaktan memnun gözüküyordu. Havin ve Altan’a çok içten bir şekilde mutluluklar dileyerek, “Darısı benim kızıma inşallah!” bile dedi. Enes tebrik sırasında hemen onların arkasında durduğundan Altan ile istemden göz göze gelip, gülümsediler.

Altan’ın ailesi nikahtan sonra hep birlikte yemek yemek için bir yer ayarlamışlardı. Nikaha gelen herkesi o yemeğe davet ettiler ama Taha ve diğer teknik ekiptekiler bu teklifi kabul etmedi. Herkes bu yemeğin aile içinde olmasının daha uygun olacağını söylüyordu. Sadece genç oyuncular Havin ve Altan’ın isteği ile katıldılar ve neyse ki Aysel hanım yemeğe katılmadı. Enes, Nina’nın iş arkadaşı olarak ona kızını eve sağ salim getireceğine söz verdi ama Aysel hanımın yüzünde herhangi bir minnet ya da gülümseme belirmeyince, o da sessizce uzaklaşıp diğerlerinin yanına geçti.

“Annen beni sevmedi sanırım!” dedi Enes restorana giderlerken.

“Annem tehdit olarak algıladığı kimseyi sevemez!”

“Tehdit mi? Ben mi? Tanımıyor ki beni?”

“Kızına yakın duran herkes onun için tehdittir!” dedi Nina gülerek, “Yani onun beni onun elinden alacağını düşündüğü herkes!”

“İyi de darısı kızıma demedi mi nikahta?”

“Dedi! Ama sadece dedi!”

Nina annesinin durumunu yavaş yavaş Enes’e anlatmaya başlamıştı artık, yaşadıkları sonucu onda kalan izlere fazla girmeden sadece annesinin yaptıklarından örnekler veriyordu. Nina gibi duygusal ve naif bir kızın evde yaşananlardan hiç etkilenmediğini düşünmek mümkün değildi. Enes onu annesinin elinden almanın bir yolunu bulsa hemen yapardı. Evlenmek bir yoldu elbette ama Nina haklıysa, bu sadece onlar için çözüm gibi görünürken, gerçek bir savaşın başlangıcı da olabilirdi. Nikah boyunca Aysel hanımın en dikkatini çeken kişi Taha’ydı elbette, her fırsatta ona yaklaşıp, tek başına böyle harika bir kız yetiştirdiğini anlattı önce biraz, sonra kızının yeteneğinin bu piyasada heba olmasını istemediğinden dem vurdu. Sonuçta Nina kolunda altın bileziği olan bir yazılımcıydı. Bu piyasa çocukları yutup yok edecekse kendi mesleğine devam etmesi çok daha iyi olurdu.

Taha zaten kalabalığı sevmediği için bunalmıştı, Alev ile de gelemedikleri için bir an önce gitmek için saatine bakıyordu. Aysel hanım da gelip gidip bir şeyler söylemeye başlayınca, “İsterseniz bu konuları kızınızla konuşun!” diyerek nazikçe yanından uzaklaştı. Bu tavrının Nina’nın oyuna devam etme durumunu zora sokabileceği hakkında en ufak bir fikri yoktu elbette ve Aysel hanımın arkasından ateş püsküren gözlerini fark bile etmedi.

Nikahtan sonra düzenlenen aile yemeği, restoranın özel ve diğer müşterilere kapalı bir bölümünde gerçekleştiğinden, Altan’ın kuzenleri müzik konusunda hazırlıklı gelmişlerdi. Neşe ve dans dolu bir gecenin ardından, Havin ve Altan konvoy eşliğinde ailenin yeni düzenlediği evlerine geçtiler. Nevra hanım ve ailesi, gelen konukları için tuttukları misafirhanede kalacaklar, onlarla İzmir’e dönüp, bebeğin doğmasına yakın geri geleceklerdi.

Havin hayatının en duygusal ve güzel gününü geçirmişti. Altan’ın ailesini o kadar çok sevmişti ki, onu severek sadece iyi bir hayat arkadaşı değil, aynı zamanda harika bir aile kazandığını o gece iyice anladı. Nevra hanım geldiğinden beri oğlundan çok Havin ile ilgilenmişti, bebek beklediği için de onun yorulup, gerilmesine asla izin vermemek için ellerinden geleni yapıyorlardı.

Enes, Nina’yı kapının önüne bıraktığında, Nina annesinin Taha’nın onu başından savmasından sonra oyunculuğa karşı tepkisinin değiştiğini henüz bilmiyordu. Su’nun yurda giriş saati geçtiği ve ev temizletildikten sonra Taha’ya teslim edileceği için gece oraya gittiler. Ertesi gün erkenden herkesin provada olması gerekiyordu.

Nina annesinin birden bire değişen düşüncelerini bir saat kadar dinledikten sonra, bu fikirlerini düşüneceğini ancak şimdi arkadaşlarını yarı yolda bırakmasının mümkün olmadığını, o yüzden bu proje bitene kadar devam etmek zorunda olduğunu söyleyerek odasına geçti. Önceki konuşmalarında genellikle annesini ikna için uğraşır, Aysel hanım yükseldikçe yükselir sonunda dediğini yaptırırdı. Nina’nın yeni geliştirdiği bu politik ve sakin tavırlar karşısında tam olarak ne yapacağını kestiremediği için o da planlarını yapmak üzere odasına geçti. Yaşı neredeyse otuza yaklaşan kızını artık istediği gibi kontrol edemiyordu.

Oyunun tanıtım filmleri ekranlarda dönmeye başlamış, afişler gösterim yapılacak tüm şehirlerdeki salonlara asılmıştı. Basın bunca zaman sessiz duran Taha’nın afişlerde boy gösteren yeni yüzlerine büyük ilgi gösterdi. Tanıtımların başladığı günün ertesi sabahı, atölyenin önünde bir basın kalabalığı bekliyordu hepsini. Taha’dan tembihli olan çocuklar, başlarına çektikleri kapüşonları ile yüzlerini göstermeden içeri girebildiler. Henüz onları kimse tanımadığı ve sıradan insanlar olduklarından gazeteciler onları sabah dersine gelen öğrenciler sanmışlardı. Taha geldikten sonra çevresini sarıp, oyun ve oyuncular hakkında sorular sormaya başladılar. Taha onlara tüm oyuncuları ile ertesi gün atölye önünde bir açıklama yapacağını söyledikten bir süre sonra dağıldılar.

“Artık ünlüyüz!” dedi Su içeride beklerken heyecanla. Evdekilerle sorun yaşamamak için Taha’nın gelip, üniversitelerden yetiştirmek üzere oyuncu seçtiğini, o da seçilince harçlık çıkarmak için kabul ettiğini söylemişti. Sanatla, tiyatro ile ilgilenen bir aile olmadığı için, oyunun niteliği hakkında fikir yürütemezlerdi. Harçlık çıkarıp, onlardan para istemeyeceğini duyunca babası bile itiraz etmedi. Su gerçeği sadece kız kardeşine söylemişti. Bu oyun sayesinde hayatlarını değiştirmeyi başarabileceğine inanıyordu. Ona sadece Volkan’dan hiç bahsetmiyordu.

Taha ertesi gün gazetecilerle yapılan görüşme de, oyuncularını arkasına alarak tüm soruları kendisi cevapladı. Grup halinde verilen bir kaç pozdan sonra da çalışmaları olduğunu söyleyerek, oyuncuları ile içeri girdi. Kaya’nın sağda solda söylediği imalı sözler yüzünden, Taha ve ekibi henüz oyun çıkmamış olsa bile normalden daha çok dikkat çekmişti. Herkes Kaya’nın projeyi ve öğrencileri onun elinden aldığını biliyordu. Hiç oyunculuk deneyimi olmayan bir grup çocukla ne başarabileceğine dair de herkesin farklı bir fikri vardı. Her zaman ki ketumluğu ile hiç bir şey hakkında fazla bilgi vermediği için herkes merakla oyunu bekliyordu.

Ogeday ve Benan basında çıkan fotoğraflara beraber baktılar.

“Eğitimli bile değiller, hoca kendini bitirecek anlaşılan!” dedi Benan gülerek.

“Taha hocayı tanımıyormuş gibi konuşma, o bu çocuklara güvenmese asla kendini riske atmaz! İnşallah başarılı olurlar!”

“İnşallah!” dedi Benan alaycı bir sesle ama gerçekte hiç umurunda değildi eski hocasına olanlar. Kaya’nın oyunundan sonra onun aracılığı ile bir çok dizi yapımcısından teklifler gelmeye başlamıştı. Televizyon her zaman tiyatrodan daha çok kazandırıyordu. Bir kaç da sinema filminde oynarsa, Tahayı da, Kayayı da, Ogedayı da kolayca arkasında bırakmaya hazırdı. Yine de Ogeday’a çaktırmadan hocanın yeni kadın oyuncularını inceldi ve hiç birinin kendisinden daha güzel ve karizmatik olmadığına karar verdi. Taha da yetiştirmiş olsa bu oyuncular piyasadan kolayca silinip gideceklerdi.

Ogeday “Hocam tebrik ederim, yolunuz açık olsun!” diye mesaj yazdı hemen Taha’ya, o da nazikçe ve kısaca “Teşekkür ederim!” demekle yetindi.

(devam edecek)

Yorum bırakın