Taha yeni oyuncularının, eski oyuncularını beğendiğine memnun olmuştu.
“Sizler de başarılı olacaksınız!” diyerek çok uzatmadan noktalamıştı sohbeti ve tabağını kaldırıp, hızlıca provalara geri dönmek istediğini belirterek salona geçmişti.
Kaya’nın oyunu görüp, başarılı bulduktan sonra gençler iyice asılmışlardı rollerine. Alev onlardan bir sürü eleştiri beklerken, hepsinin beğenmiş olmasına şaşırmıştı biraz.
“Beğendikleri bir şeyi sırf gözüme girmek için zorlama eleştirilerle anlatmadıkları için memnunum!” dedi Taha ona da kısaca.
Hafta sonu Havin ve Altan İzmir’e gidecekleri için onların sahneleri ile ilgili tekrarları hafta içine almışlardı. Havin Altan’ın ailesinin yanından mutsuz dönmemek için sürekli dua ediyordu.
“Bize her şeyi yazın!” dedi Su ve Nina, onlarla vedalaşırken, “Sen dünyanın en tatlı annesi olacaksın ve inan seni çok çok sevecekler!”
“Benden bile çok!” diye gülümsedi Altan “Havin ailemi görene kadar ikna olmayacak ama!”
Altan, Havin’in korkarak geldiğini de fısıldamıştı annesine ve Altan’ın dediği gibi daha görmeden sevmişlerdi ailelerine girecek olan bu güzel kızı. Altan’ın sesinden anlıyorlardı ona olan sevgisini ve oğulları gerçek sevgiyi bulduğuna göre, onların da bunu onaylayıp, dahil olmaması için hiç bir nedenleri yoktu. İstanbul da birlikte yaşadıklarını zaten biliyorlardı, “Kınayacak olsalar ilk bunu kınarlardı değil mi?” diyordu Altan ama Havin’in içi bir türlü rahat etmiyordu.
Eve vardıklarında kapıyı Altan’ın annesi Nevra hanım açtı.
“İşte geldiler!” diyerek yüzüne kocaman bir gülümseme yerleştirdikten sonra ilk olarak oğlu yerine Havin’e sarıldı sıkıca. Bu arada Havin’in hamileliği üçüncü ayını tamamlamak üzereydi. Son zamanlarda stresten de olsa gerek biraz fazla yediği için tatlı tatlı kilo almaya da başlamıştı.
Nevra hanımın sesine içeriden Altan’ın babası ve erkek kardeşi de geldiler neşeyle ve Havin’i sevgiyle kucaklayıp, elindeki eşyaları aldılar hemen. Nevra hanım yoldan geldiler diye harika bir masa hazırlamıştı onlara. Önce karınlarını doyurup rahatlasınlar diye hemen masaya oturdular.
Daha kapıdan girerken bile mutlu bir enerji yayıldığını düşünmüştü Havin bu evden. Altan’ın nasıl bu kadar sevgi dolu ve makul biri olduğuna şaşmamak gerekirdi. Babasının, annesine duyduğu sevgi ve nezaketi hemen fark ediliyordu. Erkek kardeşi Altan’ın kopyası gibiydi ve belli ki ağabeyine hayrandı.
“Altan seni o kadar çok anlatıyor ki, tanışmak için can atıyorduk!” dedi annesi çorbaları bölerken. Havin yardım etmek istese de “Olmaz daha yeni geldiniz!” diyerek oturttu onu. Masa toplanırken de ona hiç elini sürdürtmediler ve bütün aile hızlıca toplayıp geldiler yanına.
Hepsi bir kişi gibi hareket ediyorlardı sanki. “Tek yürek!” diye geçti içinden, evet hepsi tek yürektiler bu ailede ve Havin böyle bir aile ortamı daha önce hiç görmemişti. Daha çok onları izleyip, dinleyerek sessiz kalmaya başlayınca, Altan onun yorulduğunu düşündüğü için izin isteyip, eşyaları yerleştirelim diyerek odalarına götürdü.
“Aynı oda da mı yatacağız?” dedi Havin iki kişilik hazırlanmış yatağa bakınca.
“İlk defaymış gibi söylüyorsun?” diye güldü Altan kendini yatağa atıp.
“Yani ailen bir şey demeyecek mi?”
“Havin! Uyan artık kimse bizi yargılamıyor bu evde, yargılamayacak da! Onlar böyle şeylere takılmazlar!”
“Söylesene ne yiyip, içiyorlar bizimkilere de göndereyim!” dedi Havin hemen uzandı onun yanına ve başını omzuna koyup gözlerini kapadı, “Böyle bir aile olacağız değil mi?”
“Tabi ki böyle olacağız! Daha bile iyisi!”
Geri geldiklerinde Su ve Nina ağzı açık dinlemişlerdi ailenin her şeyi sevgi dolu karşılayışını, onlar Altan’ın sözlerine güveniyorlardı ama kendileri de daha önce böyle bir ortam ve aile bilmedikleri için şaşkınlıklarını gizleyemiyorlardı.
“Çok şanslısın gerçekten!” dedi Su ellerini çırparak.
Altan’ın annesi hamilelik zorlaşırsa hemen gelecekti yanlarına. İstanbul’dan bir ev bakacaklardı ikisine, hocalarının evinde nereye kadardı, ayrıca Altan’ın ailesi de gelip orada kalsa ayıp olurdu adamcağıza. Bebek kira da olsa kendilerine ait bir evde doğmalıydı. Henüz erken olduğu için babası bir kaç ay sonra gelip ev işini halledeceklerini söyledi. Nikah günü için de hemen gidip bakacaklardı uygun günlere, hangi gün olursa olsun gelecekti Altan’ın tüm ailesi. Tüm ailesi derken, amcaları ve teyzeleri de buna dahildi.
“Siz şimdilik nikahı yapın! Rahatladığınızda bebek gelmiş de olsa bir düğün yaparız kendi aramızda!”
Nevra hanım bir sonraki hafta sonu küçük oğluyla gelecek, Havin’e gelinlik bakacaklardı. Altan’ın kardeşi ekibi ve provaları çok merak ettiği için Altan da onu diğerleri ile tanıştıracak ve atölyeye getirecekti. Taha çalışma planını buna göre çoktan yaptırmıştı asistanına.
Havin, Altan onlara bebek beklediklerini söylerken yerin dibine geçmeye hazırlamıştı kendini ama babası da dahil hepsinin sevgi dolu kucaklamaları ile karşılaşmıştı. Hatta Altan’ı kanepeden kovalayıp iki yanına oturmuşlar, gelecek torunları ile ilgili hayal kurmaya başlamışlardı.
“Aferin kızım sana!” demişti bir de Nevra hanım üzerine, “Vallahi ben bu oğlanın evlenmeyeceğinden korkuyordum. Evlense de çocuk mocuk istemez diyorum. Sayende hepsini yaşımız yerindeyken göreceğiz. Seni Allah çıkarmış oğlumun karşısına! Allah mutluluğunuzu hiç bozmasın!”
Havin bir anda ağlamaya başlamıştı bu sözleri duyunca, “Olur hamilelikte öyle! Ağla için açılsın diye sıkıca sarılmıştı Altan’ın annesi ona, artık benim kızımsın sen. Altan bize her şeyi anlattı, sakın merak etme, annen de baban de oluruz biz senin. İnşallah senin ailen de yol yakınken anlarlar sevginizi, yanımızda olurlar kısa zamanda!”
“Hiç sanmıyorum!” dedi Havin göz yaşları kuvvetlenerek.
“Olsun! Dert etme, her şeyin bir zamanı, bir hayrı vardır! Sen gönlünü kapama, illaki açılır!”
“Ya ne güzel kadınmış bu Altan’ın annesi!” diye iç çekmişti Nina, “Bizi de evlat edinir mi acaba?”
“Altan anlatıyordu ama inanmamıştım doğrusu, bence sizi tanısa, hemen bağrına basar yemin ederim. O kadar büyük ki yüreği!”
Nina derin bir çekti, kendi kendine, sonra dikkatleri ona kaymasın diye “Volkan’ın da böyle bir ailesi var değil mi?” dedi Su’ya dönüp.
“Sanırım!” dedi Su, “O da anlatıyor Altan gibi ama o kadar varlar mı ben de bilmiyorum!”
“Enes’in ailesi yok değil mi?” diye sordu sonra Havin.
“Yok, sanırım biz evlenmeye kalkarsak pek bu ortamı bulamayacağız iki tarafta da!”
“Biz boşuna oyuncu olmuyoruz!” dedi Su ellerini beline koyup, “Havin ile Altan senin, Volkan ile ben de Enes’in ailesi oluruz!”
Havin ile Nina onun komik bir tavırla söylediği bu sözlere güldüler hemen. Su gerçekten uzaktan çok sessiz görünse de konuşmaya başlayınca insanı tatlılığıyla saran değişik bir kızdı. Kimsenin aklına gelmeyen şeyleri düşünüyor, fark etmediklerini fark ediyor ya da başka bir pencereden algılıyordu. Ne yaparsa yapsın, öyle yumuşak ve tatlı yapıyordu ki, ona yakın olup da sevmemek mümkün değildi. Altan ve Havin onların çocuk parkında iki çocuktan farksız olduklarını düşünüyorlardı Volkan ile beraber. Tencere kapak gibiydiler bu anlamda.
Tüm bu heyecan dolu günler yaşanırken, Taha nihayet tanıtım filmi ve fotoğrafları paylaştı onlarla. Çekilirken görmüş olsalar bile kocaman basılmış ve elden geçirilmiş hallerini görünce, hepsinin yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı.
“Vay be! Biz miyiz bunlar!” dedi Nina hayran hayran afişleri incelerken. Basına dağıtılacak fotoğrafların hepsi birbirinden güzeldi ve tanıtım filmini de hepsi çok beğenmişlerdi. Oyunun müziklerini CMK Müzik Stüdyosunun sahibi ve Taha’nın arkadaşı Ceren Metin Kılınç yapmıştı.
(devam edecek)