Kaya özel bir gösterim olacağı için davetlileri kapıda karşılıyordu. Oyunun sponsoru olan UNICEF Teşvik Ödülü Koordinatörü Güntekin Soyarslan ve diğer yetkililere en önden yer ayırtılmıştı. Ayrıca Aile Bakanlığı, Kültür Bakanlığı gibi bir çok resmi kurumdan da davetliler vardı. Çocuklar asistanın sözünü dinleyip çift olarak salona girmişler, mümkün olduğunca da yan yana gelmeden koltuklarına oturmuşlardı. Hepsi daha önce en az bir oyunu sahnede izlemiş olsa da, ilk defa farklı bir gözle bakacakları için de heyecanlıydılar. Kaya oyundan sonra salonun dışında küçük bir kokteyl planlamış olsa da, gençlerin planı oyundan sonra Havin’lere gidip uzun uzun değerlendirme yapmaktı.
Kaya onca aydır boş durmamış sonunda Taha’nın yeni göz ağrılarını öğrenmeyi başarmıştı. Kalabalığın içinde çocukların salonda olduklarını da fark etmişti. Hepsi amatör çocuklar olduğu için onlardan bir çekincesi yoktu. Oyundan önce uzun boyu ve yakışıklılığıyla dikkat çeken Enes’in yanına yaklaştı ve hafifçe başını eğip, “Hocana benden selam söyle!” diye mırıldandı ve hızla yakındaki bir tanıdığının yanına doğru yürüdü.
“Bizi tanıyor mu?” dedi Nina gözlerini kocaman açarak.
“Görünüşe göre evet!” dedi Enes ama o da şaşırmıştı.
“Gerçekten çok sinir bozucu bir adam bu? Demek ki hocayı sürekli takip ediyor!”
“Bizi biliyor olması eline bir koz vermez ki? Ne yapacak ortadan mı kaldıracak hepimizi?”
“Tam da böyle bir karakteri ver bence!” dedi Nina gülerek.
“Haydi içeri girelim, akşam çocuklarla konuşuruz!” diyerek elinden salona doğru çekti Nina’yı, o sırada Altan’ın oyun başlamadan aldığı ayranını yudumlayan Havin ile göz göze gelip, gülümsediler birbirlerine.
“İçeride uyumazsan iyi!” diyordu Altan onunla dalga geçerek.
“Gözümü dört açacağım!” diye cevap verdi Havin onun omuzuna vurarak ve onlar da yerlerine oturdular.
Volkan ve Su çoktan yerleşmişler, el ele oyunun başlamasını bekliyorlardı. Yan yana olamasalar da, hepsi oturdukları yerden birbirlerini görebiliyorlardı.
Nina dayanamayıp, altısı için açtıkları sohbet grubuna, “Kaya hoca, Enes’e hocana benden selam söyle dedi demin!” yazdı.
Henüz telefonunun sesli bildirimlerini kapatmamış olan Volkan fark etti mesajı ilk, Su’ya okuttu. Sonra Altan’a bir bakış atıp telefonu gösterince, Altan’da açıp, Havin’e gösterdi yazılanları.
“Adam ajan gibi ya, kim bilir başka nelerimizi biliyor?” yazdı Havin.
“Hepimizi biliyordur değil mi?” yazdı Su.
“Bebeğin cinsiyetini de sorsak mı?” yazdı Altan gülerek. Havin bu defa bir dirsek indirdi müstakbel kocasına.
Taha onların ilk doktor randevularını ayarlamıştı ve bebeklerinin ultrason görüntüsünü ilk kez görerek onunla tanışmışlar ve çok heyecanlanmışlardı. Nikah gününü almak için Altan önce kendi ailesi ile konuşacaktı. Taha hocadan hafta sonu birlikte gidip aileye açıklamak için izin almışlardı. Altan annesine evleneceği kızı getireceğini söylemişti ama bebekten telefonda bahsetmek istemiyordu. Neden acil nikah gerektiğini gidince yüz yüze açıklayacaktı. Havin ailesinin onu sevmeyeceği konusunda da kaygılar geliştirmişti. Böyle ailesine arkasını dönmüş, erkek arkadaşından nikahsız hamile kalmış bir kızı gelin olarak isterler miydi?
“Annem ve babam seni yargılamayacaklar, bütün bunları tek başına veya başkasıyla değil benim elimi tutarak yaptın sen? Yargılanacaksak birlikte yargılanırız ama bu olmayacak! Ailem seni bağrına basacak görürsün. Annemin anaçlığı bize bile çok geliyor zaten, seve seve bir kısmını sana ve bebeğe bırakırım!” diyerek onu rahatlatıyordu Altan.
Nina ve Su da bu konuda onu ikna etmeye çalışıyorlardı, kendi ailelerinin yargısız infaz yapacaklarından emin oldukları halde. İki insan birbirini sevmişten çok daha önemlisi vardı herkes için. Evet, elbette herkes isterdi ki aileler de dahil, tüm toplum normlarına uygun gelişsin her şey ama bazen olmuyordu işte. Bazen kendiliğinden, bazen de normlar herkese göre olmadığından. Birbirinden farklı ihtiyaçları olan bitkileri aynı pencerenin önüne dizip, aynı miktarda su verildiğinde hepsi aynı şekilde gelişmiyordu. Hatta gelişmeyip, öleni oluyordu. Aynı ışığa, aynı suya, aynı saksıya, hatta aynı toprağa bile uymuyordu kiminin yapısı. İçinde hiç bir kötülük olmayan, hatta sevgi ile dopdolu olan ama biraz sıra dışı ilerleyen hikayelerde bütüne değil de ayrıntılara takılmaya gerek var mıydı? Her hayırda bir şer, her şer de bir hayır yok muydu ayrıca!
Oyunun başlayacağını bildiren gong sesi duyulduğunda hepsi telefonlarını kapatıp kaldırdılar. Sonraki her oyunda oyuncuların özellikle de Ogeday ve Benan’ın sahnedeki duruşları, seslerini kullanışları ve duyguları yaşayışlarına odaklanıp, hikayenin içinde kendileri varmış gibi hissetmeye başladılar.
Oyundan sonra Havin ve Altan’ın evinde buluştuklarında, “Kötü değildi!” diyerek ilk yorumu Su yaptı.
“Açıkçası ben de beğendim, korkmalı mıyız?”
“Neden korkalım ki?” dedi Altan, “Onların başarısızlığı için değil, kendi başarımız için çalışıyoruz!”
“Onlar zaten profesyonel ama bize de bakınca baya iyiyiz bence!” dedi Havin.
Enes, Kaya’nın tavrına takılıp kalmıştı, Ogeday’ın başarısını da içten içe kıskanmıştı aslında ama kendine bile tam itiraf etmediği için Kaya’ya takılmayı tercih ediyordu.
“Taha hocanın oyununda daha çok duygular var bence!” dedi Nina, “Yani izleyenlerin gözlerinin ıslanacağı kadar var hem de! Ben bu oyunu izlerken evet oyunculuğu falan beğendim ama çok da içselleştiremedim açıkçası!”
“Son Oyun da ki karakterler daha çok bize benzediği içindir!” dedi Enes nihayet söz alarak, “Bu Kaya hoca bu kadar detayı niye öğreniyor sizce? Tuhaf bir adam değil mi?”
“Taha hocadan nasıl bir tırsıyorsa artık!” dedi Nina gülerek.
“Evet ama her şeyi izleyen bir adam, kendinden daha çok başarı elde edileceğini fark edince, müdahale etme amacında olmaz mı?”
“Ne demek istiyorsun?” dedi Havin merakla
“Bilmiyorum sadece hiç hoşuma gitmedi!”
“Yarın hocaya bundan bahsedecek misin?” diye sordu Volkan, “Yani selamdan!”
“Bence gerek yok!” dedi Enes, “Adamın amacı zaten hocanın dikkatini dağıtmak, ona neden yardım edeyim!”
“Senin dikkatin epeyce dağılmış görünüyor ama?” dedi Havin onu süzerek.
“Gıcık adam!” diye mırıldandı Nina. Oyunun bitiş saatini olduğundan geç söylediği için biraz vakti olmuştu bu sohbete katılmak için fazla da kalamazdı. Diğerleri ile vedalaşıp bir saat sonra ayrıldılar yanlarından.
Oyunu genel olarak beğendiklerini söyleyip, dürüst mü davransınlar, yoksa eleştirseler mi hocalarına onu tartışmaya başladılar kalanlar. Su o gece yurda dönmeyeceği için orada kalacaklardı.
Ertesi sabah provaya geldiklerinde, Taha hiç bir şey sormadı Kaya’nın oyunu ile ilgili, baştan gençler de konuyu açmadılar o sormayınca ama öğle yemeği için mutfağa geçtiklerinde, Volkan “Hocam oyunu merak etmiyor musunuz?” diye girdi konuya.
“Merak etsem gidip kendim izlerdim! Sizin yorumlarınızı merak ediyorum!” dedi Taha kaşlarını kaldırıp, gülümserken, “Anladığım kadarıyla gerçek fikrinizi söylemeye çekiniyorsunuz, bu da beğendiğinizi gösteriyor!”
“Öğrencilerinizi çok iyi yetiştirmişsiniz!” dedi Havin, “Ben ilk kez izledim canlı olarak ikisini de!”
“Evet başarılılar! Teşekkür ederim. Sizler de olacaksınız!” diye yanıtladı Taha, “Peki ya oyunun geneli hakkında ne düşünüyorsunuz?”
“Bizim oyun daha duygulara hitap ediyor, bence bu oyunda derin bir dünya yok, sahne, oyuncular daha ön planda geldi bana!”
“İyi bir yaklaşım!” dedi Taha beğendiğini belli ederek, “Enes sen ne düşünüyorsun?”
“Dürüst olmak gerekirse Kaya ve Ogeday’dan negatif enerji alıyorum ve bu da objektif olmamı engelliyor!” dedi Enes sakınmadan.
“Yani taraf mı tutuyorsun?” dedi Taha’nın asistanı, hocasının böyle bir şey söylemeyeceğini bildiğinden.
“Neden olmasın?” dedi Enes de gülerek.
(devam edecek)