Son Oyun – Bölüm 29

“Nereden geliyorsun sen?”le başlayan anne kız tartışması, annesinin artan öfke dozuyla eline geçeni sağa sola fırlattıktan sonra kapıyı çarpıp odasına girmesi ile son buldu.

Nina ona gruptan bir arkadaşlarının hamile haberini aldıklarını ve kutlamak için bir yerlere gittiklerini söyleyince, annesi daha önce sorguladığı için grupta evli olmadığını bildiğini, evlilik dışı bebek gündeme geldiğine göre, grupta kim bilir neler döndüğünü? Nina’nin bu pislik dolu dünyaya girip kendini bir şey sanmaya başladığına kadar bir sürü laf sayıp döktü. Sonra onu anne yerine koymadığını, nankör olduğuna getirip bir şeyler fırlattıktan sonra, her zaman yaptığı gibi gidip kendini odasına kilitledi. Genellikle bu gibi anların sonunda Nina ağlayarak onun kapısına koşar ve açması için yalvarırdı. Ancak o gece aklı dışarıda beklediğini bildiği Enes’te olduğundan, her zaman büyük bir suçluluk duygusuna sürüklendiği o kavgadan neredeyse hiç etkilenmedi. Hatta annesi ortamdaki deliliğin dozunu artırdıkça yüzüne bir gülümseme yayılmasından öyle korktu ki, onun söylediklerine odaklanmaya çabaladı. Annesi kapısını kilitledikten sonra hemen çantasından telefonu çıkardı ve salonun perdesini aralayıp Enes’in arabasını bıraktığı yere baktı. Enes arabadan inmiş, ona doğru bakıyordu. El salladı ve mesaja “Her şey yolunda!” yazdı kalbi çarparak.

“Rahatladım!” diye geldi hemen yanıt ve Enes bir kez daha el sallayarak arabasına bindi ve ayrıldı oradan. Nina başını çevirip, annesinin kapalı kapısına baktı. Bir şeylerin değiştiğini sanmasın diye kapısına gitmekle, “Bu sefer değil!” diyen yüreğinin sesi arasında bocaladıktan sonra, dönüp odasına girdi. Kendini öylece yatağa bırakıp, Enes’in elini tuttuğu ve onu öptüğü anı defalarca hayal ederek mutlu bir rüyaya daldı.

Altan, Havin ile birlikte erken uyumaya alıştığı için gözleri küçülmüş olsa da, Volkan’la beraber merakla Enes’i bekliyorlardı.

“Belki kalır kızın yanında gelmez!” diyerek esnedi Altan.

“Nasıl kalacak oğlum, kız annesi ile yaşıyor?” dedi Volkan kıpır kıpırdı onun aksine.

Enes kapıdan ağzı kulaklarında girince ikisi de gecenin umduğu gibi sonlandığını hemen anladılar. Aslında Enes de Nina gibi yalnız kalıp hayal kurmayı istese de, ona yardım eden arkadaşlarına bazı anları kendine saklayarak özetledi geceyi.

“İşte bu be!” diyerek hemen eline telefonu alan Volkan, yazdı Su’ya olan biteni.

“Bunlar ayaklı gazete gibi yemin ederim!” dedi Altan, “Ne olup bitiyorsa hemen yetiştiriyorlar birbirlerine!”

“Sanki sen Havin’e anlatmıyorsun!” dedi Volkan alaycı bir sesle.

Altan onun alayına aldırmadan “Sorsana Havin nasılmış?” diye sorunca, “Gitsek mi biz de yanlarına?” diyerek ağzındaki baklayı çıkardı Volkan hemen. Su ile yurda giriş saatine kadar görüşseler de, hiç bir zaman Altan ve Havin gibi bir geceleri olmamıştı daha.

“Kalkın gidin oğlum sevgililerinizin yanına!” dedi Enes hemen gülerek.

Altan’ın aklı zaten Havin de kaldığı, Volkan da bu anı beklediği için hemen fırladılar, kızlara haber verip, ayrıldılar Enes’in yanından.

Enes onlar çıkar çıkmaz evi öylece bırakıp, Nina’nın yaptığı gibi attı kendini yatağa, elinde telefonuyla bir süre düşündü mesaj yazsa mı diye ama sonra Nina’nın annesinden çekindiği için vazgeçip bıraktı yanına ve yüzünde bir gülümseme ile daldı o da güzel bir uykuya.

Altan çıkarken “Sabah git al kızı evinden!” diye akıl vermişti son anda.

Sabah geç kalacağım paniğiyle gözünü açıp hemen attı kendini duşa, aynaya bakıp, iyi göründüğünden emin olduktan sonra, o gelmeden çıkar diye mesaj attı Nina’ya.

Nina’nın annesi Aysel hanım, kızının her zaman yaptığı gibi kapıya gelmemesine gerilmişti iyice. Her zaman göz yaşları içinde yalvaran Nina’ya, biraz daha yüklenerek son verdikleri sahne öylece asılı kalmıştı dün gece. Onun erkenden kalkıp provaya gideceğini bildiği ve içindeki öfkeyi kusmayı ertelemek istemediği için o da kalktı erkenden ve söz de fedakar anneliğini göstermek için kahvaltı hazırladı mutfakta.

Enes’in mesajı geldiğinde Nina annesinin içeriden gelen seslerini duyduğu için gergindi biraz. Gece olanlardan sonra ona gözükmeden çıkmayı tercih etse de, kaçış olmadığı aşikârdı artık. Enerjisi düşmek üzereyken Enes’in mesajını görünce, neşeyle fırladı yataktan ve hızlıca hazırlanıp, çıktı odasından.

“Kahvaltı hazırladım!” dedi Aysel hanım kırgın olduğunu belli eden ama içinde sevgi barındırmayan ses tonuyla.

“Geç kaldım!” dedi Nina, hayatında ilk defa annesine meydan okuduğundan içinde yükselen isyan duygusu ve korku ile bocalıyordu aslında.

“Tabii anne değiliz ki, yaptığımız kıymetli olsun!” diye yükseldi Aysel hanım beklediği fırsatı ele geçirdiğini anlayınca ama Nina beklenmedik bir şekilde hızla yaklaşıp, öptü annesini yanağından “Teşekkür ederim, çıkmam gerek!” diyerek, oyalanmadan çıkıp gitti kapıdan.

Annesi pencereye bakıp görmesin diye Enes’e sokağın başında beklemesini yazmıştı hazırlanmadan. Pencereye dönüp bakmadan hızlıca yürüdü oraya doğru. Enes’in arabasını görünce tüm stresi çıktığı binanın bahçesinde hapis kalmış gibi heyecanlandı ve gülümseyerek bindi arabaya.

İki taze aşık, akşam ki gibi el ele, gittiler atölyeye ve içeri el ele girdiler.

Taha’nın asistanı gülümsedi önce onların halini görünce, diğerleri zaten yakında olduklarından gelmişlerdi onlardan önce. Herkesin mutlulukla gülümseyip durduğu güzel bir çalışma günü yaşadılar hep birlikte. Provalarda ilerlemişlerdi epeyce. Taha oyunun tanıtım filmi ve afişlerinin hazır olduğunu, bir kaç ay sonra kendilerini sahnede bulabileceklerini müjdeledi onlara. Enes ile Nina’nın da artık aşık olduklarını asistanı yetiştirmiş olsa da, Taha’nın her zaman olmasını istediği Tamer, Cemile aşkını hissetti provanın başında ve mutlu oldu.

Kaya’nın oyunu bir hafta sonra ilk sahnesini alacaktı. Alev, çocukların hazır olduğunu düşünüyorsa çok beklememesi konusunda Taha’yı sıkıştırıp duruyordu. Taha profesyonel olmasalar da, yeni oyuncularının yüreklerini ve kendilerini ortaya koyarak oyuna ısındıklarını düşündüğü için hazır olacaklarını hissediyor olsa da, temkinli tarafı emin olamıyordu başlamaktan. Yine de erteleyerek sadece zaman kaybedeceklerini biliyordu o da Alev gibi.

“Bu çocuklar sahnede pişmek zorundalar, provalarla bu işi nereye kadar mükemmelleştirebilirsin!” demişti Alev. Aslında gelip provaları izlemeyi çok istese de, kendilerini gizlediklerinden yapamıyordu henüz. Oyun sahnelenmeye başladığında diğer seyircilerden biri gibi gelip görebilecekti ancak.

Havin’in hamilelik haberi, Enes ve Nina’nın da çift olması ve oyunun düşündüklerinden daha yakın sahne alacağını duymak hepsinin heyecan ve mutluluğunu yükseltmişti iyice. Taha’nın ağzının içine bakıyorlardı hepsi ve onunla kurdukları samimi bağlardan güç alıyorlardı. Gerçekten de beklenmeyen güzel bir bağ hissediyordu Taha da bu çocuklarla arasında. Hayatında belki de ilk ve son defa en doğru ekibi kurduğunu hissediyordu Kaya’nın oyununun alacağı tepkilerden biraz çekinse de, bu gençlerin sahneye taşıdıkları gerçeklikten etkilenmeyen seyirci olacağını hiç sanmıyordu. Taze aşklarını ve geçmişlerinden getirdikleri tüm kırgınlıkları safça katıyorlardı Taha’nın oyununa. Bu da zaten gerçek bir hayat hikayesi olan oyunu daha da gerçek ve güçlü bir hale getiriyordu. Başlarda bu gençlerden pek umudu olmayan asistan bile etkilenmişti kısa zamanda gösterdikleri bu hızlı performanstan.

“Ekip oldular onlar artık!” demişti Taha, “Biz sadece oyun kurucularız, onlar sahnede yaşıyorlar!”

Daha da motive olsunlar diye sık sık “Sizinle gurur duyuyorum!” diyerek sırtlarını sıvazlıyordu hepsinin. Güven duyulması hissinin insanı nasıl ayağa kaldırdığını en iyi o biliyordu tecrübelerinden. Bu çocukların hepsinin ihtiyacı vardı sırtlarının sıvazlanıp, bir iki destek sözü duymaya. Bir oyuncu olmaktan öte, kendilerini keşfediyorlardı sahnede.

(devam edecek)

Yorum bırakın