Son Oyun – Bölüm 26

Volkan, Su’ya, Altan’ın da Havin ile konuşacağını söylemişti. O gün çalışmaya geldiklerinde Su iki seveni bir araya getirecekleri için çok heyecanlı ve mutlu hissediyordu. Gruba ve özellikle de Volkan’ın onu kucaklayan sevgisine alıştıkça özgüveni de yerine gelmeye başlamıştı. Başlarda insanların onu neden Melek karakterine yakıştırdığını anlayamamış olsa da, okudukça değil de sahnede Melek oldukça hissetmişti içinde onu.

Hikayedeki Melek karakteri zorlu ve maddi sıkıntılar içinde geçen çocukluk döneminden sonra, arkadaşlarının hayat şartları yüzünden çalışmaya başlamaları yüzünden yalnızlaşmaya başlamıştı. Babası kızların değil, okuyup çalışmasına, evden çıkmalarına bile karşıydı. Buna rağmen annesini ev temizliğine gönderip, elindeki paraları almayı bu düşüncesine hiç ters görmüyordu niyeyse. Annesi yorulduğu gerekçesi ile Melek’i da yanında götürmek istediğini bir kaç kez söylemiş olsa da buna kesinlikle itirazı vardı. Vücudu bir kadına benzemeye başladığından beri yeri dört duvar arasıydı. Dostları kendi hayat şartlarına uygun bir karmaşanın içinde sürükleniyor olmasa da onlarla görüşmesinin mümkün olmayacağını biliyordu. Tek eğlencesi hayal gücüydü. Belki de kaçabileceği tek dünyası. Akşamları televizyonlarda izlediği dizilerdeki gibi bir gün mutlu aşkı bulabileceğine inanıyor, bütün gün ev işlerini yaparken kendini onlardan biri olarak görmeye çalışıyordu. Çay içerken, otururken kendi kendine onları taklit ediyor. İki göz evlerinin odalarında sanki karşısında dizilerin kahramanları varmış gibi içinden konuşmalar yapıyordu. Melek de tıpkı Su gibi kendi iç dünyasının renkleriyle etrafına bir kalkan örmüş, dört duvar arasında süren yaşamını zenginleştirmişti. Su’yun, Melek’ten tek farkı kendinden başka düşünecek bir de kız kardeşi olmasıydı ve bir şekilde kendini evin dışına atıp, başka bir şehirde üniversite okuma şansı olmasıydı. Okuduğu okulun ve şimdi yaptığı bu tiyatro işinin onu ve kız kardeşini geçmişten koparıp, yeni ve güzel bir hayatın içine sürükleyecek anahtar olduğundan emindi. Hele de şimdi hayatına Volkan girdikten sonra.

Diğer herkes gibi Su da, Melek’in gerçekte bu düş dünyasına hiç uymayan bir karanlığa sürüklendiğini ve onun içinde kaybolup gittiğini bilmiyor olsa da, içinde bir yerlerde bu karakterin sızısını hissediyordu. Bir anlam veremiyordu ama Taha’nın, Melek’in ağzından söylettikleri onun iç seslerine çok benziyor ama sanki çok daha umutsuz duygular içeriyordu.

Senaryoya göre Melek, kendi zengin yalnızlığının içinde sürüklenirken, hayat karşısına Rıfat’ı çıkarıyordu. Rıfat babasının işleri bozulduğu için maddi bolluk içinden bir anda fakirliğe sürüklenmiş bir gençti ve evlerinin önünden geçerken, pencereden uzaklara dalmış Melek’in hayal meyal seçtiği yüzünü gördükçe, sahiden gök yüzünden inmiş bir güzelliğe bakıyor olduğunu hissetmişti. Onu bir kaç kez de kapının önünü süpürürken de görmüş ama nefes almaya bile alışmadığı bu mahalleden bir kıza merhaba demeye çekinmişti. Rıfat’ın babası iflas etmiş bir esnaftı, ekonomik şartların bozulması onları yaşamaya alıştıkları koşullardan çekip almış, buralara kadar getirmişti. Birbirlerine sevgi ile bağlı bir aileye sahip olduğu için koşullar ne olursa olsun, el ele verip eski hayatlarına yeniden dönmeye azmetmişlerdi. Kader onları Melek’i de beraberlerinde bu bataktan çıkarmaları için bu mahalleye getirmişti. Melek hayatın içinde var olamadığını hissettiği için kendini dış dünyaya öyle kapatmıştı ki bir çift aşk dolu gözün onu izlediğinin farkında bile değildi. Babasının onu köyde bir kaç tarla ve hayvan karşılığı bir adamla evlendirmeye karar vermesine kadar da gönül gözünü kapatmış olarak yaşamaya devam etti. Öyle telli duvaklı bir gelin olarak değil, adamın tapudan babasına devredeceği tarlaların ardından gelip onu evden alacaktı. Şehir hayatından, köye dönme hayalleri kuran Melek’in ailesi için bu bulunmaz fırsattı, onun hayatı karşılığında kendi özledikleri köy hayatına geri döneceklerdi.

Su senaryonun burasını daha okurken bile göz yaşlarına boğulmuştu. Henüz provalar o kısma gelmemiş bile olsa, hayatın bu keskin dönemecine kendisi yaklaşıyormuş gibi bir hüzne saplanıyor ve Melek karakterini Taha’nın bile hayal ettiğinden daha güzel sahneliyordu. Taha onu izlerken Melek ile yeniden yüzleşmiş gibi hissettiği için sarsılıyor ve bunu ört bas etmek için epey çaba sarf ediyordu. Çalışmalar ilerledikçe Taha elinde olmadan Su’ya da Melek diye hitap etmeye başladı, fark edip düzeltiyor olsa bile bu alışkanlık diğerlerine de bulaşmaya başladı.

Su, Taha için de Melek’i düştüğü cehennemden kurtarıp, sevgi dolu cennete taşıyacak bir kahraman gibiydi. Kaderin yapmak istediği her şeyi kolaylaştırdığını düşünerek içinden sürekli şükrediyordu. Bu son oyun sahnesinde tüm kederleri ile vedalaşıp, hafiflemiş olarak hayatına devam ederken, bu güzel ruhlu çocuklar da hayatın onları taşıyacağı çok daha iyi yerlere geleceklerdi.

Taha, Alev’in tüm uyarılarına rağmen gençlerin hayatlarına girmeye artık başlamıştı. Oyuncularının hepsi onun çocukları gibi oluyorlardı, bu elinde olan bir şey değildi. Su kafasında, Melek ile birleştikçe ona karşı da koruma iç güdüleri harekete geçiyor, sık sık kardeşinin durumunu ve düzelmesi için nelere ihtiyaç olabileceğini soruyordu.

Havin ve Altan o sabah çalışmaya gelmeden önce, testin sonucunu pozitif olarak aldıkları için Havin biraz dalgındı.

“İçimde bir canlı var benim!” deyip durmuştu atölyeye varana kadar, İstanbul’daki hayatlarını bu oyuna bağlayıp geldikleri için belirsizlik içinde kalmak istemediklerinden Taha ile bir an önce konuşmak istiyorlardı. Ayrıca bu süreci devam ettireceklerse bir çocuk doktoruna ihtiyaçları olacaktı.

Altan daha hocaları gelir gelmez, uygun olduğu bir zamanda onunla özel bir şey konuşmak istediklerini fısıldamıştı. Taha, Alev’den, Havin’in aile durumu hakkında bilgi sahibi olduğu için, ilk aklına gelen ailenin sorun çıkarttığıydı. Çalışmadan sonra bir işi olduğunu, o işi hallettikten sonra eve uğrayabileceğini söyleyip, uzatmadan hemen provalara geçtiler ama Havin o gün her zaman rahatlıkla oynadığı karakterine odaklanmakta epeyce zorlandı. Su’da, Nina konusunda onunla konuşmak için heyecanla bekliyordu ama onun hasta gibi görünen halini görünce Volkan’a, o günün uygun bir gün olmadığını söyledi.

Enes ilk arada Volkan’da Su ile konuştuğunu öğrenmişti. Altan ise Havin’in yanından hiç ayrılmadığından onunla konuşacak fırsatı bulamamış ama Havin’in halini görünce o da bir şeylerin yolunda olmadığını düşünerek, yapabileceği bir şey olup olmadığını sormakla yetinmişti.

Taha o akşam kapıyı çaldığında, Havin uzandığı için kapıyı Altan açtı. Hocaları ile ilk defa oyun ve diğerleri olmadan bir araya geliyorlardı. Taha’ya kendine ait olan eve misafir gibi gelmek tuhaf gelse de, her şey yolunda giderken bir sorunla karşılaşmak istemediği için de biraz gergindi. Havin’in ailesi sorun çıkarıp, kız oyundan ayrılmak zorunda kalırsa onun yerine biri bulmak zor olacaktı. Alev durumdan haberdar olduğu için en kötü ihtimalle eski öğrencilerinden birinden rica da bulunabileceğini söylemişti. En azından tecrübesiz birini yeniden eğitmekle zaman kaybetmek yerine doğrudan provalara dahil edebilirlerdi.

Kapı çalınca, Havin de hemen toparlandı. Taha içeri girip alışık olduğu kanepeye oturduktan sonra,

“Anlatın bakalım!” dedi doğrudan.

Havin, konuşması için Altan’ın yüzüne bakınca, Altan da uzatmadan konuya girdi.

“Havin hamile hocam!”

Taha başka bir konuyu konuşmaya odaklı geldiği için kaşlarını kaldırıp bir kaç saniye ikisinin yüzüne baktı. Altan ve Havin için saatler gibi geçen bu bekleyişten sonra, Taha keyifle arkasına yaslanıp, “Tebrik ederim!” dedi gülümseyerek.

“Bu sizin için sorun olmaz mı?” dedi Havin yorgun sesiyle.

“Sizin için olmazsa benim için de olmaz!”

“Gerçekten mi?”

“Bakın!” dedi Taha yeniden önde doğru toparlanarak, “Sahne, özel yaşamlarınızda ne olursa olsun, rolde kalmayı gerektirir. Ben ikinizde de bu potansiyeli görüyorum. Bana söylediğiniz için teşekkür ederim. Sizi sahneden koparmayacak her konuda arkanızdayım. Sahneden kopmak zorunda kaldığınızda size arkamı döneceğim anlamına gelmiyor bu elbette. Başka söylemek istediğiniz bir şeyler varsa onları da şimdi söylerseniz iyi olur!”

Altan yutkundu elinde olmadan, “Biz nikah yapmalıyız!” dedi sonra.

Taha gülmeye başlayınca, onlarda gülseler mi endişelenseler mi bilemediler.

“Çocuklar o kadarını yapamam biliyorsunuz! Bu işi belediye yapıyor!” dedi gülmeye devam ederek. Gençlerin gülemediklerini fark edince ciddileşti “Ailelerinizin bilmediğinden eminim!”

“Bilmiyorlar!” dedi Havin, “Bilmeleri de gerekmiyor, yani en azından benimkilerin!”

Taha yine durup devam etmesini bekledi ama Havin devam edemedi.

“Havin ailesinden kaçarak geldi buraya!” dedi Altan, ileride başka sorun yaşayacaklarsa bunu şimdi söylemeleri gerektiğini anlamıştı.

Taha başını sallayarak eliyle devam et işareti yaptı.

“Benim ailem sorun çıkarmaz, hatta annemin çok heyecanlanacağına eminim! Havin’in ailesi de onun peşine düşecek gibi durmuyor, sözlü tacizler ve öfke patlamaları yaşıyorlar ama numarasını değiştireceğiz.”

“Anlıyorum!” dedi Taha

“Biz Van’dan geldik ve burada tanıdığımız tek insanlar sizlersiniz. Bir çocuk doktoruna ihtiyacımız var şimdi”

“Kazancımızın sürekliliği ve artışını da bilmemiz gerek!” dedi Havin pat diye “Yani bir çocuk hayatımıza eklenecek o açıdan demek istiyorum!”

“Tamam!” dedi Taha yine uzatmadan.

“Tamam?” diye tekrarladı Altan soru dolu bir sesle.

“İlk düşünmeniz gereken şey, siz iyi bir anne baba olabilir misiniz? Birbirinize daha yıllarca tahammül edebilecek misiniz? Aranızda yaşanacaklardan bu çocuğa ne verebileceksiniz ya da tam tersi ne veremeyeceksiniz? Benim elimde sihirli bir değnek yok, hayatınızı bir anda kolaylaştırıp, güzelleştiremem, artı sadece bu oyun sahnede kaldığı sürece hayatınızda aktif bir rolüm var. Sonra çekip gideceğim ve telefonla nasıl olduğunuzu sormaktan başkasını yapmak elimden gelmeyecek.”

“Biliyoruz! Haklısınız!” dedi Altan, “Biz bunu halledebiliriz!”

“Bir çocuğun hayatı halledilecek bir mesele değil!” dedi Taha biraz gergin bir sesle, “Onu dünyaya getirme kararınız kesinse, çocuk doktoru işini ben hallederim. Cuma günü çalışmayı yarım gün olarak planlıyordum benim de bazı işlerim var. Siz de gidip nikah tarihinizi alın!” dedi ve kalktı koltuktan.

“Karnım büyüdüğünde ne olacak!” dedi Havin oyunu kastederek, Altan hemen atılıp daha önce konuştukları şeyleri söyledi.

Taha da eliyle “İşte bu kadar!” anlamında bir işaret yapıp, vedalaştı ve ayrıldı yanlarından.

(devam edecek)

Yorum bırakın