Son Oyun – Bölüm 25

“Ay sahi mi?” dedi Su olanca sevimliliği ile avuç içlerini çenesinin altında birleştirip, “Tabi ki konuşuruz Nina ile bence o da Enes’den adım bekliyor!”

Volkan onun bu heyecanlı ve neşeli halini öyle seviyordu ki, yol boyunca o anlattıkça yan gözle dönüp dönüp onu izledi.

Altan’ın işi Volkan’ın ki kadar kolay olmadı ne yazık ki

“Kocaman adam neden kendisi konuşmuyor da biz konuşuyoruz. Ayrıca güvenilir bir erkek olduğu ne malum, arkadaş olarak iyi olması, iyi bir sevgili olacağı anlamına da gelmez değil mi?”

“Çocuk aramızı yapın demiyor ki zaten, sadece ağzını arayın diyor. Tek derdi eğer Nina bir şey hissetmiyorsa durup dururken aralarına bir husumet sokmamak!”

“Onu yaparız tabi!” dedi Havin omuzunu silkerek, “Herkes çift oldu bir anda kısa zamanda!”

“Çevremize aşk saçıyoruz çünkü biz!” dedi Altan sevgilisine sarılıp, “Seni gerçekten çok seviyorum!”

Samimiyet dolu sevgi sözcükleri duyunca her kadın gibi yumuşadı Havin de, “Biliyorum buraya geldiğimizden beri biraz hırçın davranıyorum!” dedi sonra özür diler gibi.

“Ben seni anlıyorum merak etme!” dedi Altan onun saçlarını okşayarak, “Yaşadıkların normal ama bensiz yaşamaya çalışmana üzülüyorum!”

Havin derin bir iç çekti, “Korkuyorum sanırım biraz!” diye mırıldandı, “Pişmanlık duymuyorum yani sorunum arkamda bıraktıklarım değil gelecek daha çok!”

“O halde boşa korkuyorsun çünkü gelecek henüz gelmedi ve onu biz şekillendireceğiz!”

Havin iyice sokuldu Altan’a “Sana çok güveniyorum ama bunu bir sorumluluk olarak yüklenmeni de istemiyorum açıkçası. Yani gelecek belki ikimiz için umduğumuzdan farklı şeyler getirir!”

“Ne demek istiyorsun?”

“Ben, ömrümün sonuna kadar seninle olmak istiyorum ama eğer sen burada başladığımız bu ikili hayatı yorucu bulursan, benimle olan kısmını yani! Beraber geldik, yarı yolda bırakamam gibi saçma hislere kapılma tamam mı?”

“Delirdin mi sen? Nereden geldi aklına bunlar? Sence ben ikimizi öylesine boş maceraya atacak kadar düşüncesiz biri miyim? Seninle bir hayata katlanamayacağıma dair en ufak bir hissim olsa buraya asla gelmezdim. Dün tanışıp, bu gün gelmedik unuttun mu?”

“Biliyorum ama Van’da ki kısım da herkes ayrı bir yere dönüyordu. Sen bekar evine ben ailemin yanına, şimdi öyle değil, nefes alacak yerin kalmadı artık!”

“Bu senin için de geçerli! Sen nefes alabiliyorsan ben alabiliyorum için rahat olsun. Yeter ki nefes al!” diyerek alnından öptü Havin’i.

“Bir şey daha söylemem lazım!” dedi Havin yaramazlık yapmış bir çocuk gibi.

“Söyle bakalım neymiş?”

“Ben biraz geciktim bu ay!”

Altan onun gözlerine baktı doğru anladığından emin olmak için, “Test yaptın mı?”

“Henüz hayır, korkuyorum açıkçası!”

“Korkuyor musun? Neden? Ben buradayım! Eğer öyle bir şey varsa hemen evleniriz!” dedi gülümseyerek.

“Sen ciddi misin?”

“Tabi ki ciddiyim! Aslında geldiğimizden beri hemen nikah yapabileceğimizi düşünüyordum ama senin için doğru zaman olup olmadığına karar vermemiştim!”

“Ne demek bu?”

“Yani tatlı sevgilim, ben de senin beni bırakıp gideceğinden endişe etmeye başlamıştım!”

Havin’in gözleri doldu, Altan’ın yanağını okşadı şefkatle, “İnan senden başka kimsem yok benim, hiç bir yere gitmem!”

Altan sıkıca sarıldı ona, “Haydi kalk bir eczane bulalım şimdi!”

“Şimdi mi?” dedi Havin saatine bakarak, “Gecenin bu saati?”

“Sence bu bekleyebilecek bir müjde mi?”

“Sen gerçekten ciddisin? Çocuk mu istiyorsun?”

“Seninle olan her şeyi istiyorum!”

“Korkuyorum!”

“Neden korkuyorsun? Ailenden mi?”

“Hayır onlar umurumda değil, babam bir daha bu eve gelmesin demiş zaten. Annem de benim yüzümden babamdan tavır gördüğü için, kardeşlerim dahil sırayla arayıp hırslarını çıkarmaya çalışıyorlar!”

“Hattını değiştirelim!”

“Evet!” dedi Havin yine ıslak gözlerle ona bakıp, “Yapalım değil mi?”

“Evet hayatım madem geri dönmeyi istemiyorsun neden bunlara maruz kalasın! Gemileri gerçekten yaktıysan yani?” dedi Altan yine de soru dolu bakıyordu yüzüne.

“Yaktım!” dedi Havin, “Zaten artık beni istemiyorlar, hayatta hiç bir zaman arkamda durmadılar, şimdi de durmuyorlar, ben onlar için utanç kaynağıyım artık. Bundan da gocunmuyorum. Belki de onlarla sırf kan bağım var diye bir ömür bağ kurmama gerek kalmasın diye bir intihar girişimiydi bu yaptığım. Yani aile bağları anlamında. Bu bağların içinde sevgiden eser yok. Neden bir ömür taşımak zorunda olayım!”

“Tamam yarın sana bir hat alırız, kafan rahatlar hiç değilse. Haydi şimdi eczaneye gidiyoruz meraktan öleceğim yoksa!”

Üstlerine öylesine bir şeyler geçirip, karanlıkta el ele yakındaki eczaneye gittiler. Vitrinde yazan nöbetçi eczane de çok uzakta değildi zaten.

“Eğer hamileysem Taha hoca beni oyunda istemeyebilir! Uzun süre de gizleyemem biliyorsun!”

“Bunu şimdi dert etme, önce bir test yaptıralım!” dedi Altan, aynı şey onun da aklına gelmişti. Havin zaten ailesi yüzünden dışlanmış ve yalnız hissediyordu, hamilelik oyuna da engel görülürse bunu taşıyacak ruh halinde değildi.

“Ya hamileysem?” dedi Havin onu elinden çekip durdurdu.

“Hamileysen çözümü basit, hocaya gidip söyleyeceğiz. Berna ve Yusuf zaten oyunda evlenmiyorlar mı? Hamile kalmış olur bir de fazladan, rol yapmana da gerek kalmaz!”

“Gecenin bir saati bu tatlı çözüm nasıl aklına gelebiliyor anlamıyorum! Kafanın içinde dışındaki renkten hiç anlaşılmayan kocaman bir güneş mi var senin?”

“Yürü hadi, üşüyeceksin!” dedi Altan onu çekiştirip sarıldı ve hızlı hızlı yürümesi için adımlalarını hızlandırdı.

Testi alıp eve geldiklerinde ikisi de çok heyecanlıydı.

“Hiç tuvaletim yok!” dedi Havin, “Korkudan kaçıyor sanırım!”

“Şu suyu iç sen sonra da gidip yatalım, nasılsa gelecek! Uyanık bekleyip stres olmaya gerek yok!”

“Tamam!” dedi Havin, testi götürüp banyoya bıraktı, bu hızlı yürüyüş ikisini de yormuştu. Birbirlerine sokulup hemen uyudular.

Sabahın ilk ışıkları ortalığı kızıla boyarken, Altan gözlerini açtığında Havin’i elinde test ile yatağın içinde oturmuş ona bakarken buldu.

Altan onun testi yaptığını anladığı için hemen doğruldu.

“Bir sütlü çikolatamız olacak sanırım!” dedi Havin, sevinse mi, korksa mı hâlâ bilmiyordu.

Altan’ın gözlerinden yaşlar inmeye başladı bir anda ve Havin’e sımsıkı sarıldı.

“Anlamıyorum sen ne ara baba olmayı bu kadar istedin?” dedi Havin

“Senden bir tane daha istiyorum!” dedi Altan gülerek ve yastığı hemen başına yedi “Bir doktora gitmeliyiz!” dedi sonra olanca ciddiyetiyle.

“Ve hocaya söylemeliyiz ya da!”

“Ya da ne?”

“Yani şimdi olmak zorunda değil!”

“Sen istemiyor musun?” dedi Altan sevgiyle ona bakarak.

“Bilmiyorum!”

“Gidip kaç aylık olduğunu öğrenelim ilk önce sonra nikah günü alalım. Çocuklar bize şahit olurlar!”

“Ailen ne olacak onlara ne diyeceksin? Habersiz mi yapacağız!”

“Hayır onları da çağıracağım! Sen istemediğin sürece bebekten onlara bahsetmeyiz!”

“Önce kaç aylık olduğunu öğrenelim!” dedi Havin, “Bir ayı anca geçmiştir tahminim!”

“Tamam!” dedi Altan ve ona sarılıp yatağa yanına çekti yeniden, “İnan bana neye karar verirsek verelim, bunu paylaşıyor ve mutlu olacağız! Kendine fazladan sorumluluk yüklemeni istemiyorum anlaşıldı mı?”

“Tamam!” dedi Havin de sevgiyle, ikisi de uyur gibi yaparak kapattılar gözlerini. Bir saat sonra Havin uyudu gerçekten ve Altan sessizce kalkıp, henüz karar vermeseler de karnında onun bebeğini taşıyan aşkının sevdiği şeylerden almak için çıktı dışarı. Artık ona daha iyi bakması gerekiyordu.

Bebek konusu açılınca Enes konusunu unutmuşlardı ikisi de. Altan geri geldiğinde Havin hâlâ uyuyordu. Mutfaktan gelen kokuları duyunca doğruldu hemen. Geldiklerinden beri öyle çok özenli sofralar kurmuyorlar, genelde aceleyle yiyip çıkıyorlardı. Bu kokular bu sabah ki sofranın aceleyle hazırlanmadığını fısıldıyordu burnuna. Hemen fırlayıp içeri gitti. Dışarıda yenen kahvaltıları aratmayacak bir sofra kurmuştu Altan ve Havin’in sandalyesinin önünde koca bir buket çiçek vardı.

“Şimdilik daha iyisini yapamıyorum ama sonra daha fazlası olacak!”

“Bundan iyisini düşünemiyorum!” diye ağlayarak sarıldı Havin bu güzel adama, “Hayatta yaptığım en doğru seçim sensin!”

(devam edecek)

Yorum bırakın