Son Oyun – Bölüm 24

Enes o gece çıkıp hocası ile konuştuğunu ve Timur’un gerçekte kim olduğu konusunda arkadaşlarına hiç bir şey söylemedi. Taha da beklediği gibi, Alev’den insanlara fazla yakınlaştığı ve sonrasında canını yaktıkları için uzun uzun nasihat dinledi ama sonunda birbirlerine sarılıp uyudular. Aralarında her ne olursa olsun bunu yapmak için birbirlerine söz vermişlerdi. Günün sonunda birbirlerine sarılarak uyuduklarında sabaha her şeye yeniden başlayabiliyorlardı. Alev’in hayatında yaşadığı en dengeli ilişkiydi bu. Hayatı boyu bir savaşçı gibi yaşadıktan ve önceki tüm ilişkilerini uzlaşmak yerine mücadele ederek ayakta tutmaya çalışan biri olduktan sonra Taha ile kurdukları bu dengeli ilişki ruhuna huzur veriyordu.

Provalar da Enes’in Timur rolünde gösterdiği performans öyle yükseldi ki, başta Nina olmak üzere o rolünü çalışırken herkes Enes’i değil de Timur’u görmeye başlamıştı. Nina bunda kendi payı olduğunu düşündüğü için çok mutlu olmuştu. Onunla daha çok vakit geçirip, daha yakın olabilmek için deli olsa bile, annesi tüm çalışma saatlerini takip ettiği ve iki aya yaklaşan çalışmaların sonucunda hâlâ neden bir yere varamadıklarını sorup durduğu için oyalanmadan eve dönmeye çalışıyordu. Taha vakit az olduğu için oyuncularına tatil şansı vermiyordu, haftanın yedi günü saatler boyu çalışmaya başlamışlardı artık. Nina’nin annesi de oyuncağı elinden alınmış bir çocuk gibi huysuzlanıyordu bu yüzden. Nina akşam yorgunluktan bitkin vaziyette eve geliyor, elinde senaryo metni rolüne çalışırken uyuyup kalıyordu.

“Bu iş sana fazla geldi!” demeye başlamıştı annesi, “Altından kalkamayacaksın herhalde!”

Su ve Volkan çoktan el ele tutuşmuşlardı bile. Su daha önce kimse ile çıkmadığı için çok heyecanlanıyordu Volkan’ı görünce, Volkan da onun ilk göz ağrısı olmaktan o kadar mutluydu ki, yere göğe sığdıramıyordu aşkını. Küçük bir kızmış gibi onu şımartıyor, bulduğu her fırsatta elini tutup, gözlerinin içine bakıyordu.

“Yavru bir kedi gibi bu kız!” demişti Havin bir kez onun için, “Ben de dahil, insanlar onu görünce koruyup, sevgi gösterme ihtiyacı hissediyor!”

“Gerçekten çok tatlı bir kız!” deyivermişti Altan da olanca samimiyetiyle ve bu kez Havin’in gözlerindeki gölgeyi görmüştü. Neyse ki Volkan vardı ve Havin şimdilik Altan’a kıskandığını açığa çıkaracak bir söz veya davranışta bulunmamıştı. Altan onun ailesinden ayrılıp geldikten sonra tek başına kalmaktan korktuğunu düşünüyordu ve muhtemelen de gayet dengeli ve güzel giden ilişkilerinde dengeler, Havin’in kaybetme korkusu yüzünden bozulmaya başlamıştı. Elinden geldiğince ona güven vermeye çalışsa da, bunun onunla değil, Havin’in kendisi ile ilgili olduğunu biliyordu. Burada yedi gün, yirmi dört saat onunla olmaktan, başarılı olmak için uğraştıkları bu işte de birlikte olmaktan çok mutluydu Altan. Eninde sonunda patlak verecekti Havin’in içinde ve dışında yaşadıkları ama o hepsine göğüs gereceğine inanıyordu. Havin’in canlandırdığı Berna karakteri de Havin gibi güçlü görünen ama içinde bir yerlere sakladığı küçük kızı korumaya çalışan bir kadındı. Altan roller dağıtılıp da provalar başladığından beri, Havin ve Berna’yi daha da özdeşleştirmişti gözünde.

Kaya oyunun ilk sahneleneceği tarihi ve turne planını bir basın toplantısı ile açıklamıştı. Tüm ekibinin katıldığı bu basın toplantısının bir gövde gösterisi olduğu her halinden belliydi. Oyun ilk olarak İstanbul’un en güzel salonlarından birinde sergilenmeye başlayacak, iki hafta boyunca hafta da üç gün sergilendikten sonra, diğer büyük şehirlerde de perde açacaktı. Hepsi bir buçuk ay sonra olacak ilk gösterim için heyecanlıydılar.

“Bence acele ediyor, hata yapacak!” dedi Alev haberleri izlerken. Zaten aracıları sayesinde çoktan öğrenmişti Kaya’nın programını ve Taha’ya söylemişti.

“Çocuklar iyi gidiyor ama bizim daha zamanımız var!” dedi Taha, Kaya ile ilgili konuşmak istemediği için.

“Önemli olan zamanı değil zaten, boş ver o şimdilik kazandığını sansın!” diyerek gülümsedi sevgilisine ve konuyu ve televizyonu kapatıp, huzur dolu akşamlarına başladılar. Alev’in çalıştığı kanalla sözleşmesi yedi ay sonra bitiyordu. O zaman içinde Taha’nın oyunu sahneleyeceğinden emindi, bir yıla yakın sahnede kalacağını varsaydıkları oyun, gerçekten çok başarılı olursa daha fazla da devam edebilirdi. Başarı elde edildikten sonra ilişkilerini saklamak için bir neden kalacağını sanmıyordu. O Taha’dan önce boşa çıkacaktı ama İstanbul dışında planladıkları hayatları için de birinin hazırlık yapması gerekiyordu. Taha başarısının tadını çıkarırken o da oturacakları evin düzenlemeleri ile uğraşacak, sonra da hayalini kurdukları o sakin yaşama başlayabileceklerdi. Gözlerini kapatıp, kendini sahilde hayal etmeye başladı. Taha çok yorgun olduğundan gözünü kapatır kapatmaz uykuya geçmişti. Son bir aydır her akşam aynı şey oluyordu. Alev onun nefesini dinleyerek, kendi hayallerine devam etti.

Enes artık Taha’ya daha yakın hissedip, güvendiği için oyunun başarılı olması için ona her konuda yardım etmeye çalışıyordu. Sadece ona değil, arkadaşlarına da elinden gelen desteği veriyordu. Bir kaç kez eğer isterlerse akşam onda toplanıp, çalışabileceklerini söylese de atölyeyi istedikleri saat kullanabildiklerinden, diğerleri buna gerek olmadığını düşündüler. Su ve Volkan’ın bir ilişkiye başlaması, Havin ve Altan’ın da zaten evlenmek üzere bir çift olmaları sosyalleşmek için bir arada olduklarında Enes ve Nina’nın da bir çift gibi davranmasına neden oluyordu. Zaten buna gönüllü olsalar da, Enes, Nina’nın sürekli erken kaçıp gitmelerinin onun yüzünden olabileceğini düşünmeye başlamıştı. Her seferinde de onu bırakmasına izin vermiyordu. Nina ortamdan onsuz ayrıldıktan sonra yaşadığı hayal kırıklığını ilk Altan fark etti. Havin son zamanlarda çalışmalar biter bitmez uykusu geldiği için pek dışarı çıkmak istemiyordu. Su da belirli bir saatten sonra yurda dönmek zorunda olduğundan, üç genç kızlardan ayrıldıktan sonra bir araya gelmeye başladılar. Altan, Havin’i eve bırakıyor, Volkan da Su’yu yurda bırakıyor sonra bir araya geliyorlardı. Yeniden atölyeye dönmek istemedikleri ve dışarıda da çok para harcandığı için sonunda Enes’in teklifine uyup, onun bekar evinde toplanmaya başladılar. Altan ve Volkan gelirken içecekleri alıyor, bir kaç saat erkek erkeğe muhabbet ediyorlar ya da varsa maç izliyor, bazen de konsol oyunu oynuyorlardı. Hemen hepsi aynı yaşta olduğu ve son zamanlarda sürekli birlikte vakit geçirdiklerinden çok iyi anlaşıyorlardı.

Nina’nın yine erken ve moralsiz ayrıldığı bir günün gecesinde Enes’in de yüzü düştüğü için Altan dayanamayıp konuşmak zorunda hissetti kendini.

“Niye açılmıyorsun ki sen bu kıza?” dedi tam sehpaya aldıklarını yerleştirirlerken.

Enes onlarla muhabbete öyle alışmıştı ki, hiç sakınmadı düşüncesini “Görmüyor musun, birden bire yüz asılıyor ve çekip gidiyor! Ne yapıyorum anlamıyorum?”

“Neden bir şey yaptığını düşünüyorsun ki?” dedi Volkan araya girip, ikisinin arasında bir türlü başlayamayan bir şeyler olduğunu o da fark ediyordu.

“Niye gidiyor o zaman?”

“Belki bir derdi vardır!” dedi Altan sakin sakin, Volkan da ağzına attığı cipsi çiğnerken başıyla onayladı onu.

“Bir derdin mi var diyeyim? Ne yapayım anlamadım ki?”

“Evet öyle söyle!”

“Ya senden kaçıyorum derse, tüm bu oyun süreci boyunca aynı sahnede birbirimize nasıl bakacağız?”

“İlk günden beri gözlerini senden alamıyor o kız!” dedi Volkan gülerek, “Aramızda en yakışıklı olduğun için ben de gıcıktım biraz ama neyse iyi biri çıktın!” dedi sonra.

Enes gülüp, “Hadi oradan? Gelir gelmez kaptın kızı sen de!” dedi, “Bunun da Havin’i var!” dedi sonra eliyle Altan’ı gösterip.

“Senin niye Ninan olmasın değil mi?” dedi Altan

“Önerilerinizi alayım!”

“İstersen kızlar ağzını arasınlar!” dedi Altan yine.

Enes bunu neden daha önce düşünemediği için şaşırmıştı, “Evet!” dedi hemen oyun kurucu pozisyonuna geçerek, kanepeye oturdu ve onlara kızları Nina’nın üzerine salmalarını istedi. Üç kızın arasındaki ilişki henüz erkeklerin arasındaki ilişki kadar güçlenmemişti. Hepsi çalışmalarda kendi partnerleri ile oyalanıp, sonra Su ve Nina erken ayrıldıkları için kızlar kendi aralarında çalışmalar dışında bir yakınlık kurma fırsatı bulamamışlardı. Aslında Altan, Havin için de istiyordu bunun olmasını. Burada hiç arkadaşı yoktu. O akşam konuşurlarken bunu istediğini de arkadaşlarına itiraf etti.

“Tamam Su zaten ikisini de çok seviyor, hemen kabul edecektir!” dedi Volkan.

“Havin’in de hayır diyeceğini sanmıyorum ama biraz yorgun hissediyor bu aralar!” dedi Altan.

“Tamamdır gençler! Hiç değilse yüzüme söylememiş olur beni istemediğini!”

“Ne karamsar adamsın sen ya!” dedi Volkan sonra oyun konsolunun kumandasını eline alıp, “Hadi kes ağlamayı da aç şu oyunu!” dedi gülerek ve bir kaç saat oynadılar. Altan, Havin’i fazla yalnız bırakmak istemediği için ayrıldı yanlarından ama Volkan gece kaldı Enes’in evinde sabaha kadar oyun oynadılar. Sabah Su’yu almaya gittiğinde henüz ayılmamıştı bile ama Su arabaya biner binmez hemen bahsetti Nina ve Enes’in durumundan.

(devam edecek)

Yorum bırakın