Son Oyun – Bölüm 23

Ara sıcaklarla içecekler masaya gelince, Taha, karşısında kendi gençliğini gördüğü bu delikanlıyı daha fazla strese sokmadan konuşmaya karar verdi.

“Biliyor musun, ben çocukken hiç bir çocuğun yaşamasını istemediğim pek çok şey yaşadım.”

Enes, beklemediği bu söze girişin, onu oyundan çıkarmaya nasıl geleceğini anlamasa da dikkatle dinlemeye başladı. Her ne kadar aklında söyleyeceklerini çabucak toparlamış olsa da, yine de söylenenlere göre şekil vermesi gerekeceğini biliyordu.

“Babam daha annemle evlendirildiklerinde bile çok içen bir adammış” diye devam etti Taha, “Yine de iyi bir işi var, eli para görüyor diye vermişler annemi ona. Annemi vermişler diyorum ama aslında babam da hiç istememiş bu evliliği, başkasında gönlü varmış.”

Alkolik bir baba hikayesi duyunca iyice gerildi Enes, kendini ele mi vermişti, yoksa güvenip konuştuğu Nina mı konuşmuştu hocasıyla.

“Başkasında gönlü varmış deyince üzülme ha!” dedi Taha sonra gülerek, konuşurken Enes’e değil doğrudan denize bakıyordu karanlığın içinde, “Kadın evliymiş zaten!” dedi ve bir parça kalamarı sakince bıçağı ile kesip attı ağzına, “Anlayacağın peder pek ipe sapa gelir biri değilmiş zaten! Annem de cahil bir kadın zaten, içki içen bir adamla da karşılaşınca neye uğradığını şaşırmış herhalde!”

Enes sırtı ağrıyormuş gibi geriye doğru hareket edince, Taha dönüp baktı onun yüzüne, yanılmadığından emindi ama birazdan öğrenecekti gerçeği onun hakkında.

“Her neyse, babam sarhoşken bir de o sevdiği evli kadından bahsedince, zaten istemeyerek evlenen annem iyice diş bilemiş. Hırs yapmış babamı kendine bağlamak için, önce sağdan soldan duyduğuyla eve bağlansın, dışarı gitmesin diye evde kurmaya başlamış içki masalarını. Babamın da işine gelmiş biraz herhalde, uymuş ona evde içmeye başlamış. Sonra ben tek başıma içmeyi sevmem sen de içeceksin diye tutturmuş, annem bir iki dirense de öbür kadın aklına gelince hırslanmış, bir şey olmaz deyip, önce küçük küçük, sonra eni konu içmeye başlamış onunla. Ağabeyim ve ben böyle sarhoş oldukları gecelerin ürünüyüz!” deyip baktı Enes’in yüzüne.

“Ben, üzüldüm gerçekten!” dedi Enes, yüzünde öyle tuhaf bir ifade vardı ki, Taha onun konunun içine çoktan çekildiğini anladı.

“Aramızda kalsın ama Timur biraz da benim bu yüzden!” diyerek yine onun yüzüne baktı doğrudan.

Beklediği tokadın nereden geleceğine emin olamayan Enes, hocası söyleyince düşündü Timur karakterini yeniden. Hep kaçmaya çalıştığı kendisi olduğunu düşünürken, şimdi onun karşısında duran adam olabileceği aklını karıştırmıştı.

“Ben bunu hiç düşünmemiştim! Şaşırdım biraz!”

“Aslında düşünmemen de gerekiyordu evlat! Eğer Timur’un biraz da sen olduğunu hissetmeseydim!” dedi Taha kollarını kavuşturup.

Enes inkar mı etse yoksa kabul mü etse karar veremedi bir süre, sonra omuzları boşa düşmüş gibi indi birden ve çatalı ile tabağındaki yemekleri ittirdi biraz.

“Sen benden de betersin anlaşılan!” dedi Taha, “Konuşulması hoş konular olmadığını biliyorum. Bana bir şey anlatmak zorunda da değilsin. Seni bu gece buraya hissettiklerini anladığımı söylemek için getirdim! İçindeki acının benzerini yaşayan bir karakteri oynamak zorunda kaldığın için üzgünüm. Bunu bilemezdim elbette ama demek ki senin de içindeki Tamer ile barışma zamanın gelmiş artık!”

“Babam alkolikti benim de!” dedi Enes başını kaldırmadan, “Lise bitmeden evden kaçtım onun yüzünden! O zamandan beridir de başımın çaresine bakıyorum!”

“Karşılaştığın her zorlukta da onu ve kaderini suçluyorsun değil mi?”

“Siz de mi öyle yaptınız?”

“Evet! Çok uzun bir süre öyle yaptım ve tıpkı senin gibi başarılı olmak için insan üstü bir çaba harcadım. Onlar gibi olmamak için uğraştım.”

Enes hüzünle bakıyordu Taha’ya, sanki aynadaki görüntüsü canlanmış da onunla konuşuyor gibi hissediyordu şimdi.

“Ama ne oldu biliyor musun?” dedi Taha sesini fısıldar gibi düşürerek.

“Başardınız değil mi?”

“Hayır! Onlar gibi olmayayım derken, kendimi kaybettiğimi fark ettim!”

“Ben kim olduğumu biliyorum!”

“Hayır kim olmak istemediğini biliyorsun! Bu yüzden Timur ve doğaçlamada ki alkolik arkadaşın seni rahatsız ediyor. Ne bu batağa saplanan, ne de onu kurtaran kişi olmak istemiyorsun! Ne de bunlardan birini canlandıran!”

Enes birden beklediği cümlenin o anda geleceğini düşündü, demek onun yapamayacağını söylemek için konuşulmuştu tüm bunlar. Birden bire savunmasızlığını fark edip, yeniden dik oturmaya geçti ve bakışlarındaki o masum çocuk kaybolup, duygusuz bir yüz ifadesi takındı.

Taha onun korkularını sezmiş olsa da, buraya geldiklerinden beri onu oyundan çıkarmayı söylemesini beklediğini anlayamamıştı. O yüzden onun birden bire değişen beden dili ve ruh halini anlamaya çalıştı bir kaç saniye.

“Belki de bu rol için aklınızda başka biri vardır!” dedi Enes istemediği kadar otoriter çıkan sesiyle.

“Nihayet ağzındaki baklayı çıkardın!” diyerek gülmeye başladı Taha ama bu gülüşü alay olarak algıladığı için daha da gerildi Enes ama tam olarak ne yapması gerektiğinden emin değildi. Yüzü karmakarışık oldu yeniden, “Seni rolden alacağımı söylemeye geldiğimi mi sandın?” dedi Taha daha yumuşak bir sesle.

“Ben zaten ayrılmak istediğimi söyleyecektim size!”

“Ayrılmak mı? Size en başından bunun dönüşü olmadığımı söylediğimi sanıyordum. Unuttun mu sözleşme imzaladın benimle! Sence bu kadar hafta bekler miydim seninle yapamayacağımı düşünseydim.”

“Bilmiyorum, sizi tanımıyorum, bu piyasa hakkında da bir fikrim yok!”

“Peki söylesene herkesten sakladığım özelimi sana niye anlattım öyleyse?”

“Belki biraz dram katıp, tepkimi yumuşatmayı düşündünüz?”

Taha sandalyesine yaslanıp süzdü biraz Enes’i, “Aslında henüz fark etmedin ama sen bu rol için biçilmiş kaftansın. Benden daha yakışıklı olmandan pek hoşlanmıyor olsam da evlat, seni kovmaya hiç niyetim yok! Gerekirse döve döve bu rolü oynatacağım sana!”

Enes’in yüzünde kontrol edemediği bir tebessüm belirdi ama kontrolü elden bırakmamıştı henüz.

“Bana yakın olan biri oyuncularımla çok samimi olmaman gerektiği konusunda uyarır beni hep!” dedi Taha gülerek, “Ogeday’ı biliyorsun, onunla da hep çok yakındık biz. Baş rol oyuncularıma karşı zaafım mı var nedir, onlardan uzak duramıyorum!”

“Ben galiba size teşekkür etmeliyim!” dedi Enes de yumuşamıştı, “Nasıl anladınız?”

“İnsan kendi bildiği acıyı görünce tanır!” dedi Taha ve Enes’in aklına Nina geldi hemen.

“Doğru!” dedi mırıldanır gibi, “Sanırım bu geceden sonra daha rahat olacağım Timur konusunda!”

“Onun sen değil, ben olduğumu düşün! Zaten rol yapıyorsun, kendine de yapıver! Ya da!”

“Ya da?”

“Kendindeki malzemeyi sana fayda sağlayacak şekilde kullan, duygularının sana sahnede yardım etmesine izin ver! Seyirci gerçek biri olduğunu hemen hissedecektir! Her rolde bu kadar şanslı olmazsın, sana ilk yüksek rolünde, sen olma şansı verdiğim için gerçekten bana teşekkür edeceksin sonunda!”

“Bana da yakınlar da biri buna benzer bir şey söyledi!” diyerek güldü Enes.

“Hadi bu kadar çene yeter, karnım acıktı ve gidip dinlenmeliyim!” dedi Taha ve garsonun az önce önüne bıraktığı balığını ayıklamaya başladı.

Enes’de tabağındaki balıkla uğraşırken elinde olmadan gülümsüyordu, arada göz ucuyla Taha’ya bakıyor ve onu sevdiğini düşünüyordu. Bu gece gerçekten içindeki kilitlerin anahtarı olacak gibi hissetmeye başlamıştı. Yemeklerini yedikten sonra Taha hesabı ödedi, Enes de ödemekte ısrar etse de, “Her zaman yapmam, kıymetini bil!” dedi Taha. Enes’in onu eve bırakmasına da izin vermeyip, taksiye bindi. Alev ile yaşadıkları gizli evlerini kimse öğrensin istemiyordu. İkisinin de herkesin bildiği ve tek başlarına yaşadıkları birer evleri daha vardı ama bu akşam sevgilisinin yanına gidiyordu ve muhtemelen Enes ile yakınlaştığı için fırça yiyecekti.

(devam edecek)

Yorum bırakın