Son Oyun – Bölüm 22

Volkan ve Su’nun arasındaki iletişim, Enes ve Nina’nın arasındaki kadar dolambaçlı yollardan ilerlemiyordu. Volkan zaten açık bir çocuktu, duygularını, düşüncelerini ifade etmek de pek zorlanmazdı. Su da kolay güvenen, iyi niyetli bir kızdı. Volkan’ın sorularına hesap kitap düşünmeden büyük bir içtenlikle yanıt veriyordu her zaman. Onca zamandır her akşam yurda kadar birlikte gittiklerinden, ona ailesinden, hayatından, kız kardeşinden, onu kurtarmak istediğinden çoktan bahsetmişti. Volkan onun içten sohbetinin bağımlısı olmuştu artık. Merak etmese bile sırf o anlatsın diye bir sürü soru soruyor, onun hakkında bir çok şeyi bir anda öğreniyordu. Oyunda ki Melek karakterinin, bu dünyadaki izdüşümü olduğunu düşünüyordu onun. Sanki onca insan arasından Melek’e can vermek için çıkıp gelmişti. Taha onlara Melek’in başına gerçekte neler geldiğini anlatmadığı için, onun Berna ve Yusuf gibi, Rıfat ile evlenip mutlu olduğunu sanıyorlardı. Tabi geçmişte Rıfat diye bir karakterin hiç var olmadığını da bilmiyorlardı. Su’nun yurda giriş saati gelene kadar onlar da yurda yakın sakin bir kafeye gidip, kendi sahneleri hakkında okuma ve analiz yapmaya başladılar. Pelin artık daha az görüşebildikleri için Su’ya sitem etse de, bunun oyun yüzünden değil, Volkan yüzünden olduğundan yavaş yavaş şüphelenmeye başlamıştı.

Nina o akşam Enes’e çocukluğunda korktuğunda masanın altına saklandığını ve o ağacı oynarken de kendini bir anda o masanın altında bulduğunu itiraf etti.

“Canının yandığını anladığımı söylemiştim!” dedi Enes hüzünle.

“Herkesin bir hikayesi var öyle değil mi? Sıra sende?”

“Babam alkolikti!” dedi Enes bakışlarını kaçırarak, aslında hiç söylemeye niyeti olmadığı bu sırrını nasıl açık ettiğini kendisi de anlamamıştı.

Nina bir kaç saniye ne söyleyeceğini düşündü “Masanın altında yalnız değilim demek!” diye çıkıverdi onun ağzından da.

“Cemile seni o masanın altına itmediği için şanslısın ama benim Timur’la epey mücadele etmem gerekecek!”

“Neden mücadele edesin ki, onu senden iyi kim anlayabilir? Ona can verip, ikinizin de bundan kurtulmasına yardım edebilirsin.”

“Timur’u mu kurtarayım?” dedi Enes şaşkın şaşkın.

“O da kurtulmak istemiyor mu sence?”

“Kendini kurtaramamış biri olarak, hayali bir adamı bundan nasıl kurtaracağım acaba?” diyerek güldü Enes bu defa. Alaya alarak duygularını saklamak en iyi yaptığı şeydi her zaman. Nina’nın gülmediğini görünce, toparladı yüzünü, “Nasıl yapabileceğimi düşünüyorsun?” diye sordu kaşlarını kaldırıp.

“Biraz yardımla tabi!”

“Sen mi yardım edeceksin?”

“Neden olmasın, belki ben de seni o masanın altından çıkarırken, kendimi kurtarırım!”

İkisinin arasındaki sıcaklık ve güçlü enerji giderek daha da belirginleşmeye başladı o akşam ki sohbette. İkisi de birbirlerine itiraf ettikleri şeyleri diğerlerinin bilmeyeceği konusunda garip bir güven duymuşlardı ve sık sık gözleri birbirine takılıyordu artık.

Diğer herkes oyunu çift olarak tamamlarken, Tamer ve Cemile için böyle bir son yazmamıştı Taha. Hatta sevgili bile olmamışlardı aslında. Farklı hayatlarda yine de mutlu olmuşlardı tabi oyunun sonunda, oyunun amacı da buydu zaten. Taha onca yıl sonra onunla yeniden birlikte olabileceğini hiç düşünmemişti zaten. Oyunu yazarken hayatına Alev’in girmiş olması da bir etkendi tabi. Detayları bilmese de Taha’nın hayatı olduğunu biliyordu Alev bu oyunun ve oyun da olsa, sevgilisinin bir başka kadınla mutlu sona ulaşmasının her akşam alkış almasından hiç hoşlanmazdı.

Kaya onu aldattığında gerçekten hırsa kapılmıştı. Hayatında hiç bir zaman ve hiç bir alanda ikinci kadın olmayı kabul edecek biri değildi. Bazen Taha da benzer bir şey yaparsa diye düşünmüyor da değildi elbette ama bu defa kalbinde hissettiği şey sadece hırs olmuyor, tarifsiz bir sızı da ekleniyordu yanına. Kaya’ya sadece onu aldattığı için değil, kullandığı için de kızgındı. Bir başkasının tuzaklarına düşmek ya da isteği dışında onu kullanmasına izin vermek de sık başına gelen bir şey değildi. Bir iş ilişkisinin değil de romantik bir ilişkinin içinde bunların olması kendinin iyice aptal yerine konduğu hissini yaratmıştı. Aşktan gözleri boyanmadığı halde bunlar olabildiyse, Taha’ya hissettikleri acaba ona daha fazla zarar verecek bir noktaya gelir miydi?

Taha’ya hiç bahsetmemişti ama Kaya ona ödülü kazanmadan önce de sonra da bir kaç kez ulaşmayı denemişti. Ogeday ve Benan’dan sonra bir darbede Alev’den yemesini istediğini anlamak için Kaya’yı iyi tanımak bile gerekmiyordu. Garip olan ise Kaya, Alev’i onun sandığından daha fazla önemsiyordu. Hayatı boyunca pek az kadınla bu kadar çok ortak yanı olduğunu hissetmişti. Alev iyilik ve kötülüğün arasındaki o ince çizgide öyle ustalıkla duruyordu ki, her ikisine de büyük bir potansiyeli varken çizginin hangi tarafına geçebileceğini kimse kestiremiyordu.

Taha ve oyuncularının provaları devam ederken, gençlerin beden dilleri ve bakışları aralarındaki kurdukları ikili ve grup elektriğini iyice ele vermeye başlamıştı. Aynı projede yaşanacak ilişkiler proje için risk taşıyor olsa da, kaderin bu gençleri eşleştirme şeklinin bu defa zarardan çok fayda sağlayacağını düşünüyordu Taha. Birbirlerini bulmak için onun Son Oyununu beklemiş olmaları da ayrıca hoşuna gitmişti. Bu oyun tam hayal ettiği gibi herkese mutlu sonlar getirecekti, buna yürekten inanıyordu artık. Tabi ekipteki herkese.

Enes eğitimleri sırasında göstermediği bir tutukluk sergilese de elinden geldiğince Timur rolüne dört elle sarılmaya çalışıyordu. Nina ona sürekli cesaretlendirici sözler söylemeye çalışsa da, basit bir yanan ağaç oyununda bile nasıl etkilendiğini düşününce işinin zor olduğunu biliyordu. Taha, Provaların başlamasından on beş gün sonra, Nina annesinin doğum günü olduğunu söyleyip, çalışmadan erken ayrılınca, kafasına koyduğu gibi Enes ile biraz sohbet etmeye karar verdi. Herkesin içinde ona kalmasını söylerse, Alev’in söylediği gibi diğerlerini huzursuz edeceğini düşündüğünden. Çıkıp onu, arabasının yanında beklemeye başladı. Enes arabasının yanına gelip, hocasının da orada olduğunu görünce şaşırdı.

“Bana ayıracak biraz vaktin var mı?” dedi Taha arabanın açılan kilidinin sonrasında ön yolcu kapısını açarken.

Onun arabaya bineceğini anlayıp, iyice şaşıran Enes, “Tabi!” diyerek hemen şoför koltuğuna yerleşti.

“Seni güzel bir yere götüreceğim bu akşam!” diyerek Taha ona bildiği sakin bir sahil meyhanesini tarif etti.

Enes daha önce hiç gelmediği bu salaş yere sıradan bir sohbet etmeye gelmediklerini hemen anladı. Ancak aklından geçenler Taha ile aynı değildi. O sahnede tutukluk yaptığı için hocasının ona başaramayacağını hatta belki de oyunu henüz vakit varken bırakması gerektiğini söyleyeceğini sanmıştı. Birini rahatlatmak isteyerek konuşacak olmasa niye bir meyhaneye getirsindi?

Kapıdan girer girmez Taha’yı tanıdıklarını belli eden garsonlar onları diğer masalardan uzak tam da denizin kenarında bir masaya aldılar.

“Ne içersiniz?” diye sordu garson hemen, “Her zamankinden mi hocam?”

“Ne içiyorsun?” dedi Taha, Enes’e bakarak.

“Alkolle pek aram yok hocam!” dedi Enes hemen.

“Biliyorum, başka ne içersin diye soruyorum!” dedi Taha da gülerek.

Enes bu “Biliyorum” un ne anlama geldiğini anlayamadığı için ayran istedi.

“Bana da aynısından!” dedi Taha hemen, “En güzel balık ne varsa onu getir, bir de ortaya şöyle büyük bir salata! Balık yersin herhalde değil mi?” dedi Enes’e bakarak o başını sallayınca, “Kalamar, karides, bir de ahtapot ızgara attır sen bize!” diye seslendi arkasını dönüp, giden garsonun arkasından. Adam dönüp başıyla onayladı.

“Burayı severim!” dedi Taha denize bakarak, “Denize yakın olmayı da seviyorum. İstanbul’da yaşasak da denizi görmeyi bilmiyoruz bazen.”

Enes’te denize bakıp derin bir iç geçirdi. Kendini duyacaklarına hazırlamaya çalışıyordu, “Ben de zaten istemiyordum ama sizi yarı yolda bırakmak istemiyorum” diyecekti hemen.

(devam edecek)

Yorum bırakın