Taha’nın kaybedecek fazla vakti olmadığından yeni oyuncuları ile bir aylık yoğun bir çalışmanın ardından o gün yapacakları çalışmada hepsine rollerini açıklamaya karar verdi. Gençlerin senaryoyu çoktan okudukları ve kafalarında kendilerine ve arkadaşlarına roller biçtiklerinin farkındaydı. Alev’in söylediğine göre Kaya oyunu bir an önce sahneye koymak için ekibini zorluyordu. Öyle ki başlangıçta yüksek bir motivasyonla bir araya gelen ekibin, şikayetleri yavaş yavaş çevrede duyulmaya başlamıştı. Bu kadar hırslı bir adamla çalışmak kolay değildi. Kaya her olanağı bildiği yollarla sağlamaya çabalarken, oyuncularının ve ekibinin de bu çabaya karşılık beklentilerin üzerinde bir performans sergilemelerini istiyordu. Rakibi ödülü kazanıp, oyuncularını elinde alarak yenmekle yetinecek bir adam değildi.
“Bu sefer seni tarihten tamamen silmek istiyor” bence diyerek gülmüştü Alev, duyduklarını Taha’ya anlatırken
“Ben kendimi zaten sileceğim ama onun umduğu gibi değil!” derken Taha’nın da yüzünde mutlu bir gülümseme vardı.
Ekibi ona, o da ekibine uyum sağlamıştı. Bundan sonra sadece birlikte hareket etmeleri ve ellerinden geleni yapmaları gerekiyordu.
Toplantı başlar başlamaz her zaman yaptığı gibi ortalarına geçti ve ellerini birbirine sürterek “Artık rollerinizi öğrenmenin zamanı geldi!” dedi
Haftalardır bunu duymayı bekleyen gençler, heyecanla kıpırdandılar. Hepsinin aynı olmasa da bir çok tahmini vardı ve artık hangi role odaklanmalarını gerektiğini az sonra duyacaklardı.
“Neredeyse bir buçuk aydır birliktesiniz, son bir aydır da benimle uyum içinde çalıştınız ve hiç birinizde yorgunluk, bezginlik ifadesi görmedim. Eğer sandığımdan daha iyi oyuncular değilseniz ve mutsuzluğunuzu benden saklamayı denemediyseniz, bu azminiz ve güveniniz için hepinize teşekkür ederim” dedi teker teker onların gözlerine bakarak. Hepsinin gözleri umutla parlıyordu ona bakarken.
“Birlikte sahneye koyacağımız bu oyun benim için çok önemli çünkü sanat hayatımı zirvede sizlerle bırakacağım bir oyun!”
“Nasıl yani?” dedi Enes ilk şaşkınlık tepkisini göstererek. Taha başını sallayıp gülümseyerek cevapladı onu.
“Biz bu oyunla başarılı olup, sizinle devam edeceğimizi sanıyorduk!” dedi Volkan da.
“Evet bu güzel olurdu, ben hepinizin başarılı olacağınıza eminim. Ancak sen de takdir edersin ki her defasında altı kişilik oyunlar yazıp, hepinizle sürekli zaten çalışamazdım öyle değil mi?”
“Doğru!” dedi Volkan ama sesindeki hayal kırıklığı devam ediyordu.
“Bu oyunla sanat hayatımı noktalamayı düşündüğümü şimdilik sadece sizin bilmenizi istiyorum. Sizlerle bu işi zirvede bırakacağımdan hiç şüphem olmadı şu ana kadar. Bu zirve zaten sizlerin zirveye varış yolculuğunuz için bir başlangıç olacak!”
“Yine de sizinle olsun isterdik!” dedi Havin.
“Sizinle yollarımız erken kesişsin ben de isterdim ama her şey olması gerektiği gibi, olması gerektiği zaman olur. Belki de sizin yollarınızın kesişmesi gerektiği için ben sadece bir aracıyımdır değil mi? Kainatın planlarını hiç birimiz bilemeyiz. Her neyse! Bu güne değin farkında değilseniz bile Kaya Perçin ile aramızda basının da körüklediği bir rekabet var. Onun beni yenmek için oldukça yoğun bir çabası oldu bu güne eğin ve hâlâ da devam ediyor”
“Ogeday Tunç gibi mi?” dedi Nina.
“Ogeday profesyonel bir oyuncu! Bahsettiğim konu onunla ilgili değil.” dedi Taha ama hepsi onun yüzünden bir anda gelip geçen hüznü fark ettiler, “Yakında oyunun ve sizlerin tanıtımlarınıza başlayacağız ve o zaman Kaya da dahil, bir çok gözün hedefi olacaksınız. Elbette bu gözlerin hepsi düşmeniz için değil, bazıları ne olacağınızı merak ettikleri için sizi takip edecekler. Sizlere yakın olup, bazı sözler söylemeniz için manipülasyonlar da yapacaklar.”
“Basını mı kast ediyorsunuz hocam?” diye araya girdi Altan.
“Basın ve bu piyasada ki hatta belki bu ekipteki diğer herkes! Piyasanın sevgi ve dayanışma dolu bir ortam olduğunu sizlere söylemeyi çok isterdim ama ne yazık ki değil! Dikkatli ve temkinli olmanızı istiyorum. Baştan konuştuğumuz gibi bir ekip olduğumuzu ve hepimizin bir zincirin halkaları olduğunu unutmayın yeter!”
Gençler başlarını sallayarak onayladılar hocalarını.
“O halde şimdi açıklıyorum. Enes, sen Tamer’i oynayacaksın. Nina sen Cemilesin. Havin sen Berna, Altan sen de Yusuf. Volkan Rıfat ve sen Su, Melek olacaksınız!”
Enes’in yüzüne hemen bir hayal kırıklığı yerleşse de diğerlerine belli etmemek için gülümsemeye devam etti. Volkan, Su’nun partneri olacağı için mutlu olduğunu saklama gereği hissetmeden ona bakıp gülümsedi hemen. Havin tahminleri doğru çıktığı için sevinmiş, “Gördün mü?” diyordu Altan’a. Nina kafasında Cemile olmanın nasıl bir his olduğunu yaratmaya başlamıştı bile
“Bu gün birlikte senaryoyu okumaya başlayacağız. Herkes kendi repliklerini okuyacak ama role girmenize gerek yok. Sadece rol sıranızı, birbirinize karşı nerede ve nasıl duygu geçireceğinizi görmenizi ve üzerine konuşmak istiyorum. Herkesin dosyaları yanında mı?”
Hepsi heyecanla kalkıp, çantalarından senaryo dosyalarını aldılar ve hızlıca eski yerlerine oturdular. Devam eden üç dört saat boyunca senaryonun üzerinden geçme ve konuşmayla devam etti. Taha onlara karakterler hakkında senaryoda yazmayan bazı bilgiler daha aktarıp, ertesi güne kadar karakterleri ile içlerinde iyice tanışıp bir hissetmeye çalışmalarını istedi. Bundan sonra söyleyecekleri replikler onların ağızlarından değil, yazılmış karakterlerin ağzından çıkacaktı. Role girdikleri anda kendi kimliklerini spotların dışında bırakmalarını istiyordu.
Bu defa Nina, Enes’in yüzündeki hayal kırıklığını fark etmişti ve çalışmanın daha ilk başında kendini kötü hissettiğinde onun vermeye çalıştığı desteği hatırlayarak, o da aynısını onun için yapmak istedi. Çalışma bitip toparlanırlarken, çantasını alıp, onun yanına gitti ve “Belki biraz oyun hakkında konuşabiliriz, vaktin var mı?” diye sordu.
Enes, rolünü öğrendiğinden beri kendine sürekli “Bununla başa çıkabilirim!” deyip duruyordu. Dosyasını çantasına yerleştirirken de buna odaklandığı için Nina’nın sesiyle irkilip ona döndü. Eve gidip role çalışması gerektiğini söyleyecekti ki onun yüzüne bakınca “Tabi, olur!” diye çıktı ağzından.
Volkan ve Su birlikte çıkmayı alışkanlık haline getirdikleri için yan yana hazırlanıyorlardı ve Volkan’da vakti varsa oyunda çift olacakları için birlikte hazırlanabileceklerini söylüyordu. Havin ve Altan kendilerini çoktan bu role ikna etmiş olsalar da, gidip gerçekten rollere çalışabilecekleri için heyecanlıydılar.
Herkes kendi rol partneri ile birlikte salondan çıkınca, Taha’nın asistanı arkalarından bakıp, gülümsedi. İşin zevkli kısmı şimdi başlıyordu. Taha ile olmasa bile ekip de yeni oyuncuları, kendi aralarında tartıyor ve başarıp, başaramayacakları konusunda sohbet ediyorlardı.
“Bir yere mi oturmak istersin?” diye sordu Enes birlikte atölyeden çıktıklarında.
“Hava güzel biraz yürüsek sorun olur mu?” dedi Nina, “Sonra gelip arabanı alabilirsin!”
“Tamam, nasıl istersen!”
“Tamer rolünü pek sevmemişsin gibi hissettim içeride!”
“Ben mi? Hayır nereden çıkardın bunu?” dedi Enes yakalanmış olmaktan tedirgin olmuştu.
“Tamer, güçlü bir rol, neredeyse baş rol gibi. Olayların merkezinde her zaman o var! Bu seni korkutuyor mu?”
“Cemile rolü seni korkutmuyor mu? Bu hepimiz için bir ilk!”
“Cemile’nin, Tamer’e karşı bu kadar umursamaz olmasından hoşlanmadım aslında. Yani Tamer onu mutlu edebilecek biri gibi duruyor!”
Enes gülümsedi onun rollerini bu kadar kolay benimsemiş olmasına.
“İki insanın arasında karşılıklı bir elektrik olması gerekir. Tamer çok kapalı biri, belki de bundan hoşlanmıyordur!”
“Tamer ile komşu büyümüşler ve birbirlerinin başına gelen her şeyi biliyorlar. Tamer onu korumak istediğini her fırsatta belli etmiyor mu sence de? Bir kadın neden bunu istemez ki?”
“Sen ister miydin böyle partner?”
“Tamer gibi mi?” diyerek iç çekti Nina, “Güvenmek ve tutunmak isterdim sanırım. Yani Cemile olsam! Hiç birinin şartları iyi değil ki!”
“Cemile belki de zayıflıklarını görsün istemiyordur!” dedi Enes imalı bir sesle. Nina onun yanan ağaç çalışmasından sonra konuşmaktan kaçınışını ima ettiğini anladı hemen.
“Ben dökülürsem sen de dökülecek misin?” dedi gülerek
“Bakarız!” diye yanıtladı Enes de.
(devam edecek)