“Bu çocukla benim aramda sahiden bir bağ var, karşıma boşuna çıkmadı!” diye mırıldandı o akşam Taha, Alev kanepede omuzunda yatarken.
İkisi de ayaklarını ortadaki sehpaya uzatmış, geniş pencereden karanlık gökyüzünü seyrediyorlardı. Pencerenin hemen yakınındaki iki mumdan başka ışık yoktu içeride.
“Kimden bahsediyorsun?” dedi Alev kendi düşüncelerinden sıyrılarak.
“Enes’ten bahsediyorum!”
“Seni oynayacağı için onu öyle görmek istiyor olabilir misin?”
“Hayır! Bu gün çalışmada izledim onu, hissettikleri rol değildi!”
“Senaryoya mı başladınız?” dedi Alev merakla başını kaldırıp.
“Hayır ama onu görmek istedim rolde o yüzden doğaçlama çalışırken benzer bir rol verdim!”
“Ve?”
“Ve onun hayatında bir alkolik olduğundan eminim!”
“Bana kızacaksın ama bu çocukların içlerine çok girmemen konusunu tekrarlamak istiyorum. Sen onun psikoloğu değilsin, eğer haklıysan. Eğer hayatında bir alkolik varsa bu duyguyu işine iyi yansıtacak demektir. Role girmek için çok çaba sarf etmesine gerek yok öyle değil mi? Olanları kendi amacın için kullanmaktan fazlasını yapma lütfen!”
“Onun Ogeday gibi olacağından korkmaman gerektiğini söyledim sana. Bu oyunun ardından hiç biri ile çalışmaya devam etmeyeceğim ve kendi yollarına gidecekler!”
“Evet belki de Kaya ile devam ederler!”
“Edebilirler, onları bırakan ben olacağım!”
“Bu oyunu içindekilerden kurtulmak için yazdığını söyledin bana. Oyunda anlattıklarından fazlası olduğunu her zaman hissettim ama bu çocuklar veya oyun üzerinden belki de yıllardır kaçtığın şeylerle yüzleşiyor olacaksın.”
“Böylece onlardan kurtulacağım!”
“Bunu anlamakta zorluk çekiyorum. Her şeyi yeni baştan hortlatarak sadece canını yakacaksın gibi geliyor bana daha çok!”
“Yönetmenin ve oyuncuların acıları gerçek olacağına göre, başarılı olacak demek ama değil mi? Bu gün Enes’i görseydin, ne söylediğimi anlardın. Bu kadar tecrübesiz birine o duyguyu sözlerle yaşatmam mümkün değildi” dedi Taha gülümseyerek ve ikisi birden karanlığı seyretmeye devam ettiler.
Alev, Taha’ya söylemeden Hamza Enes’i de araştırdığını ve evden kaçmasına neden olan alkolik bir babayla büyüdüğünü ve sonra başına bir sürü talihsizlik geldikten sonra kendi ayakları üzerinde durabildiğini öğrendiğinden bahsetmeyecekti. Hayatının kontrolünü her zaman elinde tutuyor gibi görünen Taha’nın içinde sakladıkları bu oyunla açığa çıkarsa Alev kendisi için seçtiği bu dayanağı kaybedebilirdi.
Taha’nın ruhunu yoran sadece geçmiş değildi elbette, Kaya hiç boş durmuyor her fırsatta oyunu ve oyuncuları ile ilgili paylaşımlar yapıp, kazandığı başarıdan söz ediyordu. Hayatı boyu her şeyi hakkıyla kazanmış gibi, kaybetmeyi bilmekten, miladı dolmuş başarılarla övünenlerden değil, gerçek bir yetenek olduğundan dem vuruyordu. Ogeday ve Benan onun evlatları gibiydi ve bir aile olarak el ele her işin altından kalkabilirlerdi.
Ogeday sonuç açıklandıktan sonra defalarca hocasına ulaşmaya çalışsa da, Benan herhangi bir girişimde bulunmamıştı. Bunun profesyonelliğin bir parçası olduğunu düşünüyordu. Evet Taha onların hocasıydı, ondan çok şey öğrenmişlerdi ama artık kendi kanatları ile uçmalı ve başka hocalarla, başka deneyimler kazanmalıydılar. Aslında başından beri amacı bir televizyon dizisinde oynamaktı ve Kaya ona bir kaç kez böyle bir projesi de olduğundan bahsetmişti. Tiyatrodan asla kazanamayacakları parayı, televizyon dizilerinden kazanabilirlerdi. Elbette tutmama riski vardı dizilerin ama Kaya gibi adamların kaybetmemek için her şeyi yapacaklarından şüphesi olmadığı için başarısızlıktan korkmuyordu. Ogeday onun düşüncelerini bildiği için başından beri Taha konusunu onunla fazla konuşmamıştı. O vefaya inanıyordu. Elbette profesyoneldiler ve kendi kanatları ile uçacaklardı ama hocalarının en büyük rakibi ile çalışacaklarsa bile bunu gidip ona kendileri açıklamalıydı. Taha onların önünü kesecek hırslı bir adam değildi. Kaya’nın açık oynamaması yüzünden sanki hocalarını yüz üstü bırakmış pozisyonuna düşmüşlerdi.
Volkan o günkü çalışmadan sonra Su’yu yine yurduna bırakmayı teklif etmişti. Volkan’ın, Havin ile ortaya koyduğu performanstan sonra Su onu tebrik etmişti.
“Aslında izlerken beni korkuttunuz biraz!” dedi arabada çekinerek.
“Sanırım içimizden canavar çıktı öyle değil mi?” diyerek güldü Volkan.
“Herkesin içinde ve hayatında bir canavar var!” diye yanıtladı Su buruk bir gülüşle.
“Seninki kim?”
Su bu soruyu yanıtlamadı bir süre, ama iç çekişinden, onu bu kadar sindiren canavarın kim olduğunu merak etti Volkan.
“Ailenden biri mi?” diye sordu sonra duramayıp.
Su göz ucuyla ona baktıktan sonra başını yeniden öne eğdi, “Ailem bu oyunda dahil olduğumu bilmiyor!” dedi sadece.
“Duysalar hoşlanmayacaklar mı demek istiyorsun!”
“Duymamalarını umuyorum şimdilik!”
“Duyarlarsa ne olacak peki?”
“Bilmiyorum! Bu da beni biraz korkutuyor aslında! Bir arkadaşımın zoruyla katıldım ben bu oyuna. Seçilmeyi de pek beklemiyordum aslında. Yani eğlenceli bir bekleyiş olur dedim sadece ama şimdi buradayım!”
“Bence başarılı olacaksın!”
“Sahi mi?” dedi bu defa Su gözlerini gerçekten onun yüzünde dolaştırarak.
“Sahi ve bence ailen seninle gurur duyacak!”
Eğdi yeniden başını önüne ve “Sanmıyorum ama belki de..”
“Belki de, ne?”
“Belki de, benim içimden de bir canavar çıkar!” diyerek gülümsedi Su.
Volkan da gülümsedi. Aslında tam da o anda bir yerlerde oturalım mı demek istemişti ama Su ile ilk defa gerçek bir sohbet yapmışlarken onu ürkütmek istemedi. Haftalardır ilk defa kendisi ile ilgili bir şeyler söylemişti.
Van’da oldukları dönemde Havin ve Altan sevgili olmadan önce çok iyi dost olmuşlardı. Nasıl olduysa ikisi de anlamadan birbirlerine sırlarını anlatmışlar, altı yedi ay dost olarak devam ettikten sonra bir akşam üzeri Altan uzanıp öpüvermişti Havin’i. Havin hayatında hiç kimseye güvenmemişti ona güvendiği kadar. O zamanlar oyun olmasa da, kaçıp kurtulmak istediği hayattan onu çıkaracak kişinin Altan olduğunu hissetmişti. Altan çok sakin ve yumuşak ruhlu bir adamdı. Nazikti, sorumluluk sahibiydi ve Havin mutlu olsun diye elinden geleni yapıyordu. Havin ona göre daha dik başlı ve hırçındı ama yaşam şartları onu böyle olmaya zorlamıştı. Kalabalık ve baskıcı bir ailede ayakta kalmak, hatta aç kalmamak için biraz yırtıcı olmak gerekiyordu. Çocukluğunda sofraya oturdukları zaman herkesin ortadaki tencere bitmeden karnını doyurabilmek için kocaman koparılan ekmekleri nasıl hırsla tencerenin içine soktuklarını hatırlıyordu. O zaman şehirdeki eve geçmedikleri için henüz köydeydiler ve yer sofrasında yiyorlardı. Şehre ilk taşındıklarında bakkala gidip o kadar nüfusu doyuracak ekmeği almaya onu gönderdiklerinde utanır, ekmeklerin bir kısmını başka bakkaldan, bir kısmını başka bakkaldan alırdı. Büyüdükçe annesinin o kadar çocuğu neden doğurduğunu anlayamadığını fark etti. Kardeşlerin dört tanesi kızdı ama aralarında bir tek Havin onlardan biri gibi hissetmiyordu. Onun böyle başlamış olsa da devam etmesini istediği hayat bu değildi. Belki şartlar farklıydı artık, orada biriyle evlense annesi kadar doğurması, çocuklarını görecek hali kalmaması, hatta babası gibi zorbalıktan başka bir şey bilmeyen bir adamla evlenmesi bile gerekmezdi ama yine de, etrafında bir çok hanede benzer kaderler olduğunu görünce o mirası devralmak istemediğini düşündü. Başka bir yerde, başka bir hayat olduğunu biliyordu. Herkesi ikna edip, üniversite okuduğu gibi, en azından kendini ikna edip dışarı bir adım atmayı başarmıştı. Şimdi bir tek Altan ve o vardı. Yaşamak için savaşmak değil, sadece paylaşmak yetiyordu. Hatta Altan ona öyle kıymet veriyordu ki bazen onun zayıf olduğunu düşünürken yakalıyordu kendini. Sonra da “İyilik sana yaramıyor Havin!” diye azarlıyordu hemen. Sevilmeye alışık değildi sadece, Altan gibi birinin sevgisini hiç yaşamamıştı ve aslında buraya geldiklerinden beri onun ve sevgisini kaybetmekten korktuğunu hissetmeye başlamıştı.
(devam edecek)