Son Oyun – Bölüm 14

“Dünya Emekçi Kadınlar Günü Kutlu Olsun!”

Taha’nın asistanı oyunda kimin hangi rolü oynayacağını bildiğinden çekimler sırasında çift olarak da fotoğraflar çekilmesi için yönlendirmeler yapıyordu. Hayatlarında ilk defa profesyonel fotoğraf çekimine katılan gençler hem sonuçları merak ediyor, hem de heyecanlı olduklarından ne istenirse hemen yapmaya çalışıyorlardı Çekilen ilk pozlardan bir kaçını asistan hemen Taha’ya gönderdi. Taha fotoğrafları uzun uzun inceledikten sonra görmesi için Alev’e de gönderdi.

“Harika gözüküyorlar, insanlar onları sevecek!” diye geldi Alev’in mesajı.

Taha ise insanların onları sevmelerinden çok, sahnede canlandıracakları karakterlerle gerçekten özdeşleşeceklerine inandığı için heyecanlanıyordu. Çekimin sonunda ham halleri ile fotoğrafların bir kısmı oyunculara da gösterildi. Bu fotoğrafların hiç birini kendi sosyal medya hesaplarında ya da başka yerlerde Taha söyleyene kadar kullanamayacaklardı. Oyunun sahnelenmesine yakın açılacak sosyal medya hesaplarında Taha’nın asistanı tarafından yayınlanabilecekti. Oyun sahnelenmeye başladıktan sonra ise oyuncuların da yayınlamasına izin vereceklerdi.

Daha üzerinde bir işlem yapılmadan bile kendi çektikleri fotoğraflardan çok daha iyi gözüktükleri için hepsi fotoğraf sanatçısının başına üşüşmüş hayran hayran kendilerine bakıyorlardı. Çekim yerine asistanla gelen bir makyaj uzmanı yüzlerini iyice temizleyip, Taha’nın yapılmasını istediği tüm hazırlığı yapmıştı. Asistan sadece onlara yapmaları gereken işleri sıralamıyor, Taha’nın isteği üzerine birbiriyle olan ilişkilerini de gözlemliyordu. Ekibin içinde olan olacak uyum her zaman oyunun başarısına yansırdı.

“Bu çocuklar rakip değiller, hırslı da değiller! O yüzden arkadaş olma yolunda ilerliyorlar, benim gözlemlediğim negatif bir durum yok!” demişti asistan ama kişisel hırs ve baskın yönlerin ortaya çıkması için henüz yeterli zaman geçmemişti.

Çekimin arkasından hepsi birden Taha’nın atölyesine gittiler. Oyunculuk hakkında ilk bilgileri Taha’nın arkadaşı ve bir oyuncu yetiştirme okulu olan Turhan Sönmez verecekti. Yıllarca devlet tiyatrolarında, televizyon dizilerinde oyuncu ve seslendirme sanatçısı olarak görev yapan Turhan Sönmez’i karşılarında görünce tüm genç oyuncuların kalpleri hızla çarpmaya başladı. Hızlı başlayan bu süreç, kendilerini gerçekten bu dünyanın içinde hissetmelerine neden oluyordu. Turhan Sönmez onlarla bir hafta boyunca çalışacak, sonra topu Taha’ya bırakacaktı. Tabi bu arada onlar hakkındaki görüşlerini, hangisinin neye daha çok odaklanması veya tamamlanması gerektiği konusunda da arkadaşına rapor verecekti. Taha tüm bu süreç boyunca oyunun finansal ve teknik işleri ile uğraşıyordu. Vakit kaybetmek istemediği için de yakın dost ve arkadaşlarının desteğini istemişti. Turhan Sönmez’e hem arkadaş hem de meslektaşı olarak çok güvenirdi. Turhan Sönmez de ona, bu yüzden bu bir haftalık çalışmayı hiç bir karşılık talep etmeden kabul etmişti. Her gün oyuncularla bir kaç saat çalışacak, sonra Taha’nın asistanı ile çalışmaya devam edeceklerdi.

Tüm bu gelişmeler devam ederken Havin’in çantasını alıp, İstanbul’a gidişinin yankıları evde hissedilmeye başlamıştı. İlk akşam onun yokluğunu babası hissetmese de kardeşleri hissetmişti. Annesi ayak üzeri gidişten haberi olsa bile Havin’in çarçabuk toparlanıp, çıkıp gideceğini düşünmediği için hem kızgın hem de şaşkındı. Onun bu sorumsuz davranışının sonucunu evde en çok onun yaşayacağı gün gibi açıktı. Kızını değil ama kendini korumak için olaylar kontrolünde gibi davranmak daha çok işine geldiğinden, Havin’in bu seyahate mecbur olduğunu, eğitiminin bir parçası olduğunu ve çabucak döneceğini açıklamaya çalıştı kocasına ama bir kızın ona hiç danışmadan, haber vermeden böylece çekip gitmesi kocasının sindirebileceği bir şey değildi. Havin telefonları meşgul olduğu bahanesi ile açmadığından, kardeşleri evde olan biteni ona mesaj yazarak anlatıyorlardı.

Altan, Havin’in sürekli evdekilerle mesajlaşıp durduğunun ve işlerin söylediği gibi yolunda gitmediğinin farkındaydı. Havin de onun farkında olduğunu biliyordu ama ikisi de artık olan olduğu için şimdilik bu konu üzerinde konuşmuyorlardı. İstanbul’un ve oyunculuğun büyüsü ikisini de sarmıştı. Çalışmalar biter bitmez el ele gezip duruyorlar, yorgun argın döndükleri evde de hemen uykuya dalıyorlardı. Artık özgürce birbirlerini yaşama şansına sahiptiler, Havin dönüp geriye bakmak veya dönmek asla istemiyordu. Her ne kadar başından beri kararı bu olsa da, yaşarken bu hissi koruyamayacağından korktuğu anlar olmuştu. Ancak geldikten sonra tüm korkuları silinmişti, hayatında yeni bir dönem başlamıştı artık ve Altan’a ve bu döneme sıkı sıkı tutunmaya kararlıydı.

Nina’nın annesi gidip denemesi gerektiğini kendi söylemiş olsa da, işin beklendiği gibi gittiğini duyunca bu defa bu sektörün, pisinden, kirinden, Nina’nın kimseye güvenmemesi gerektiğinden, gerekirse gelip çalışmaları izleyebileceğinden bahsetmeye başlamıştı. Nina annesini kontrol etmekte her zaman zorlandığı için tam onun onayını aldığını düşünürken şimdi de olumsuz düşüncelerle, müdahil olmaya çalışmasından korkuyordu. Gidip o insanların arasına karışınca kendini çok farklı ve iyi hissetmişti. Kendi başına var olmanın eşiğinde durduğunu hissediyordu, annesi ve babasına sırtını dönüp, hayatlarından çıkıp gidecek değildi ama hiç değilse dışarıdayken kendine ait bir alanda yaşamak istiyordu artık. Ayrıca Enes gibi yakışıklı bir adamın ilgisine maruz kalmak da çok hoşuna gitmişti. Aslında öyle şıpsevdi biri olmamasına rağmen nedense onu görür görmez içinde bir heyecan dalgası yükselmişti. Sadece yakışıklı olduğu için değildi, yani en azından kendine öyle söylüyordu. Herkesi sevmişti, sadece Enes için değil, diğer herkese kanı kaynadığı için orada olmak istiyordu. Bu projenin başarılı olacağına dair içinde güçlü bir his vardı. Hepsi birden bambaşka bir dünyaya adım atıyorlardı, ekranlarda gördükleri yüzlerin hemen yakınında duruyorlar, onların ustalıklarından faydalanıp, yeni bireyler olmaya adım atıyorlardı. Her ne olursa olsun annesini bu yeni dünyanın içine sokmaya hiç niyeti yoktu. Taha’nın çok katı kuralları olan bir adam olduğunu söyledi hemen, asla kendi belirlediği çizgilerin dışına çıkılmasına izin vermezdi. Ayrıca adına basında ya da başka bir yerde sürülmüş lekesi olan bir adam değildi. Paparazziler bile onun hayatından bir şey çıkmayacağını bildikleri için peşinde dolaşmayı bırakmışlardı. Güvenilir bir adamdı yani ve Nina’nın annesinin endişe etmesi için bir sebep yoktu.

Annesi “Haydi bakalım, öyle olsun!” deyince derin bir nefes aldı.

Su zaten yurtta ailesinden uzakta yaşadığı için onu bu işin içine sokan Pelin’e anlatıyordu her şeyi. İlk gün Volkan’ın onu yurda kadar bıraktığını söyleyince Pelin hemen onu sorgulamaya başlamıştı ama Su bunun sadece yolu oradan geçtiği için nazik bir davranış olduğunu söylemekle yetindi. Kardeşini ve kendini kurtarmak için dikkatini bir şeyin dağıtmasını istemiyordu ama o da Nina’nın Enes’ten etkilenmiş olduğu gibi, Volkan’dan etkilenmişti.

Senaryoyu ilk okuyup bitiren Enes olmuştu. Taha henüz rollerin dağılımı hakkında bir şey söylemediği için karakterlerden hangisinin ona verildiğini bilmiyordu ama hikayenin ana kahramanı Timur’un alkolik olan babası ile olan sahneleri okurken bile zorlanmıştı. Kendini o karakterde görmek istemediği için Yusuf ya da Rıfat karakterinde kendini görmeye çalıştı. Hatta aynanın karşısına geçip, Yusuf ve Rıfat’ın bir kaç repliğini de çalışıp hangisine daha çok uyduğunu bulmaya çalıştı. Fotoğraf çekimine gittikleri gün Nina onun senaryoyu hemen o gece okumasına çok şaşırmıştı. Diğerleri de biraz anlatıp, fikir vermesini isteyince, herkesin kendi okuması gerektiğini söyleyip bir şey anlatmamıştı. Çekimler boyunca da arkadaşlarını izleyip, oyunda hangisinin hangi role daha çok uyacağı konusunda fikir yürütmeye çalışmıştı. Enes’in senaryoyu hemen okumasından etkilenen diğerleri de o gece okumaya başlasalar da onun gibi bir anda bitiremedikleri için ancak üç dört gün sonra okuma işini tamamlayabilmişlerdi. Aralarında yaptıkları anlaşma gereği herkes okumadan önce birbirlerine görüş beyan etmeyecekler ve hikayenin sonu hakkında ip ucu veremeyeceklerdi.

Turhan Sönmez ile çalıştıkları dördüncü günün sonunda herkes okumasını tamamladığını söylediği için o akşam kendi aralarında oyun üzerinde konuşmaya karar verdiler. Hepsi okurken kafalarında kendilerine bir rol biçmişlerdi.

(devam edecek)

Yorum bırakın