Nina ve Su Deniz kapıda karşılaşmışlardı. Su Deniz ürkek tavırlarla toplantı yerini hangi çalışana soracağını düşünürken, Nina içeri girip, onu bu eziyetten kurtarmış, bir çalışanın gösterdiği odaya doğru Nina yürüyünce o da peşinden içeri girmişti.
“İşte Nina ve Su’da geldiler!” dedi Taha elini havaya kaldırarak.
Onlarda girer girmez Taha’yı görmeyi beklemedikleri için kısa bir süre afalladılar kapının önünde. Nina geç kalıp kalmadıklarını anlamak için saatine baktı, bildirilen toplantı saatine henüz on beş dakika vardı. Masada oturan diğerlerine nazikçe “Merhaba!” dedikten sonra oturacaklardı ki, Taha, Nina’yı oturmak üzereyken durdurup, Enes’in yanına geçmesini söyledi. Su kendine bir şey söylenmediği için kapıya en yakın sandalyeye oturuverdi. Tam herkes birbirinin yüzüne bakmaya başlamışken, Volkan da gelince, Taha ayağa kalktı, “Herkese zamanında geldiği için teşekkür ederim! Volkan da geldiğine göre hızlıca başlayalım!” dedikten sonra tanışma faslını geçmek için masadaki herkesi parmağı ile gösterip, tek tek adlarını söyledi. Volkan, son geldiği için kapıdan girer girmez Su’nun yanına oturmuştu.
Taha’nın tüm oyuncuların gelmesini dışarıda bekleyen asistanı, içeri girip, elindeki senaryo dosyalarını tek tek, oyuncuların önüne bıraktı ve Taha’nın yanındaki sandalyeye geçti.
“Bunları buradan çıkıp evlerinize gittikten sonra okumanızı istiyorum! Bir ezber yapmanıza gerek yok, sadece başlamadan önce sahneye koyacağınız hikaye hakkında fikir sahibi olmanıza ihtiyacım var. Yarın hepiniz için fotoğraf çekimleri var. Asistanım size bununla ilgili bilgi verecek ve nereye kaçta geleceğinizi söyleyecek. Kendi aranızda tanışma ve kaynaşma işini de size bırakıyorum. Toplantıdan sonra isterseniz, burada, isterseniz bir başka yerde oturun ve sohbet edin. Bu bir öneri değil, emir! Sahne farklı bir yerdir, birbirinize ne kadar çabuk, alışır ve kaynaşırsanız işiniz o kadar kolay olur!”
Hepsi gözlerini Taha’ya odaklamış, dikkatle dinliyorlardı. Taha bir yandan konuşurken bir yandan onların yüzlerini inceliyor ve gözlerinin içine bakıp, kendi arkadaşlarını görmeye çalışıyordu. Bir çok oyuncu sosyal hayatı ve sahnede bambaşka kişiler olabilirdi. Bunu bilecek kadar tecrübesi vardı, onların yetenekleri, azimleri hepsi zaten değerlendirilecekti. Öncelik olarak istediği, kendi hayatını yazdığı bu oyunda, bu çocukların arkadaşları olup, olamayacaklarıydı. Yazar ve yönetmen olarak önce buna onun inanması gerekiyordu.
Bakışlarından Enes’in, Nina’yi beğendiğini anlamıştı. Onun Cemile’ye duyduğu hayranlığı daha şimdiden, Enes’in gözlerinde görmek hoşuna gitmişti. Böyle yakışıklı bir adamın kaçamak bakışlarını fark etmemek zor olduğundan Nina’da beden diliyle ona karşılık veriyor gibiydi. Saçını sürekli arkaya atıyor, ağzı kapalı gülümseyerek başını yana eğiyordu.
Havin kolunu, Altan’ın koluna dolamış, ikisi omuzlarını birbirlerine yaslamışlardı. Hem kendi yerlerine, hem de birbirlerinin yerine dinliyormuş gibi bir yüz ifadeleri vardı. Gerçek hayatta olduğu gibi sahnede de bir çifti ve aralarındaki elektriği seyirciye aktaracakları kesindi.
Dinlediği halde, gözlerini sık sık kaçıran ve başını öne eğen sadece Su Deniz’di. Taha’nın yürek sızısı Melek, tam karşısında oturuyordu şimdi. O gözlerini kaçırdıkça, Taha’nin vicdan azabı da tetikleniyordu. Alev’in tüm endişelerine karşılık, bu kız tam olarak doğru seçimdi. Çalışmalar sırasında cesareti artıp, role girdikçe harikalar yaratacaktı. Hiç rol yapmasa bile duruşu, hali seyirciyi etkileyecekti.
Volkan gözleri ile tüm dikkati ile Taha’yı takip ediyor olmasına rağmen, toplantı boyuna bir bacağını sürekli sallamıştı. Ayağının altına bir yay konmuş gibi sürekli yukarı aşağı sallanan bacağı yüzünden bedenide oturduğu yerden belli belirsiz zıplıyormuş gibi görünüyordu. Muhtemelen stresli hissettiğinden yapıyordu ve farkında değildi. Onun da doğru kişi olduğunu gözlerinde olmasa bile içinde hissediyordu Taha. Şu masanın etrafında oturan altı genç gerçekten güzel ve parlaktılar. Basın da onları Ogeday ve Benan’ı sevdiği gibi sevecekti. Taha onlarla ilk projesinin ardından hiç ayrılmamışlardı. Baş rollerini hep Taha’nın kendine ait olmasa bile içinde bulunduğu projelerde bulmuşlar. Bununla birlikte Taha onların iyice pişmesini istediği için başka projelerde yan rollerde görev almışlardı. Kimse doğuştan baş rol oyuncusu olamazdı. Bunun için, disiplin, azim ve çaba gerekiyordu. Kendi hikayesinde herkes baş rol kadar önde olsa da, Enes’in oynayacağı karakter kendisini canlandıracağı için ona göre başrol o olacaktı.
“Bu çocuk gerçekten çok gösterişli!” demişti toplantıdan çıkınca Alev’e Enes’ten bahsederken, “İçime sindiler!”
Alev onun Enes’ten, Ogeday’ı kıskandıracak bir baş rol oyuncusu yaratmak istediğini anlamıştı ses tonundan, yüz yüze gelip onda o kumaşı da gördüğüne göre, Taha aklına koyduğunu mutlaka yapardı. Hem birlikteliklerini gizlemek hem de Taha’nın başarısını kendi adı ya da başka bir dedikodu ile gölgelemek istemediğinden o kendi işleri ile meşgul olacak, hep uzakta duracaktı. Tabi ikisi bir araya gelince her şeyi konuşacaklardı ama dışarıdan kimse Alev’in olaya katkılarını bilmeyecekti. Başarı kazanıldıktan sonra ise bir şey saklamaya gerek olmayacağından, alacaklarına emin oldukları tüm ödül törenlerine beraber gideceklerdi. Kaya’ya verecekleri en güzel karşılık da bu olacaktı zaten.
Taha toplantının devamında oyuncu potansiyellerini ortaya çıkarabilmek için bir süre senaryodan bağımsız olarak doğaçlama (*) yapacaklarını söylemişti. Böylece hem kendilerini keşfedecekler, hem de sahnede birbirlerine uyum sağlamayı öğrenecekler. Taha’da onların eksiklerini ya da her birinde neyi düzeltip, neyi geliştirebileceklerini belirleyecekti. İlk başlarda sözsüz doğaçlamalar yapacaklardı. Tek başlarına, Taha’nın onlardan istediği bir duyguyu canlandıracaklardı örneğin.
Bu arada diksiyonlarının (**) düzelmesi için de çalışmaları gerekiyordu. Sahnede nasıl duracakları, seslerini ve diyaframlarını nasıl kullanacaklarını, hepsini çalışacaklardı. Taha bu kısmın oturduğuna karar verdikten sonra senaryoya geçilecekti. O zamana kadar da kimin hangi rolü oynayacağını söylemeyecekti. Şimdiden herhangi bir role adapte olmalarını istemiyordu. Oyunculuk ile ilgili bir alt yapıları olduktan sonra karaktere girme eğitimlerini verecekti. Herkesle her karakteri ayrı ayrı konuşacaklardı. Sonra diğerlerinin o karaktere bakışını tartışacaklar, sahnede en iyi nasıl yansıtabileceklerini kendi aralarında konuşmalarını isteyecekti.
Yapılacaklar listelendikçe hepsi heyecanlanıyordu. Taha’nın söylediğine göre bu iş için oldukça geniş bir zaman ayırmaları gerekiyordu, işine veya başka bir şeye zaman ayırması gerekenler varsa asistanı ile görüşecekler ve asistan herkesin planına uygun çalışma saatleri belirleyecekti. Herkesin, çağrıldığı her çalışmada olmasını istiyordu. Sahnesi olsun olmasın her sahneyi hepsinin izlemesi gerekiyordu. Sadece kendi karakterlerine değil, hikayenin tamamına girmelerini istiyordu. Gece geç saatlere kadar çalışacakları günler olacağından, bu konuda bir sıkıntısı olan veya olacak olan yine asistana mazeretlerini bildirecekti.
Havin ve Taha çalışacakları atölyeye yakın kalıyor olacaklarından geç saatte eve dönemeyenler orada kalabilirdi. Yine Asistanı bunun koşullarını kendilerine söyleyecekti. Taha mazeret dinlemeyi sevmiyordu. Oyunun kendisi ve canlandırılan karakterler dışındaki hiç bir konuyu ona getirmeyecekler, asistanına gideceklerdi. Özel hayatın mahremiyetine inanıyordu. belirli bir saatten sonra telefon almak istemiyordu. Ancak o herkesi arayabilirdi. O izin vermediği sürece basınla asla konuşulmayacaktı. Hiç biri sosyal medya hesaplarında oyundan bahsetmeyecek, çalışmalar sırasında çekilmiş fotoğraflar koymayacaktı. Oyun sahnelenmeye başlayana kadar bu yasaklar sürecekti. Basının karşısına çıkacakları zaman Taha mutlaka yanlarında olacak ve o konuşacaktı. Daha yolun başında hiç birinin basına yem olmasını istemiyordu. Öyle çılgınlar gibi ortalıkta görünmek, öne çıkmaya çalışmak kesinlikle yasaktı.
(devam edecek)
(*) Doğaçlama: Yazılı metni olmayan, kararlaştırılmış taslağı, yerine, zamanına göre oyuncular tarafından, sahnede yakıştırılan sözlerle tamamlanan oyun, tuluat.
(**) Diksiyon : Sözlerin, vurguların, anlam ve heyecan duraklarını kurallarına uygun olarak söyleme biçimi