Su Deniz, Taha ve Alev’in karar vermekte en çok zorlandıkları adaylardan biriydi. Alev kızın paraya ihtiyacı olduğu için her denileni direnmeden yapacağını düşünüyordu. Su başvuru videosunda engelli bir kız kardeşi olduğundan bahsetmiş, öz geçmişine de kardeşinin bakımı için ailesinin paraya ihtiyacı olduğunu eklemişti. Taha ise kızın kız kardeşi yüzünden duygusal sorunları olabileceğine takmıştı nedense ve bunun çalışmaları aksatabileceğini söylüyordu. Alev onun daha önce de sorunlu insanlarla çalışıp, her şeyi gayet idare ettiğini biliyordu, ayrıca Su’nun sorunlu olduğuna dair de bir ip ucu yoktu. Kız gayet tatlı, güler yüzlü ve güzeldi. Konuşması düzgün, özgeçmişi sade ve iyi hazırlanmıştı. Oyuncu olmak da istiyordu.
“Bir adayda daha ne arıyorsun anlamıyorum!” diyordu Alev, sonunda diğer adayları da inceleyip bitirdikten sonra Taha’da, Su’nun seçtiği karakter için en uygun oyuncu olacağına karar verdi. Su’ya verilecek roldeki karakter, Taha’nın çocukluğunda kardeşi gibi sevdiği bir kızdı. Melek. Yaşı hepsinden küçük olduğu için hepsi onu korumakla yükümlü gibi hissederlerdi. Saf ve iyi niyetli bir kızdı. Ne yazık ki hepsi hayatlarını bir şekilde kurtarıp, yoluna sokmaya başlamışken, o istemediği biriyle evlendirilmiş sonra da öldüğüne dair haber gelmişti. Taha daima onu koruduklarını sanırken gelen bu ölüm haberi ile uzun süre iç hesaplaşma yaşamıştı. Madem o kadar koruyup, kolluyorlardı da sonu ölümle bitecek bir evliliğe gitmesine neden izin vermişlerdi. Aslında hepsi hayatlarını yoluna koyarken kendilerine odaklanmışlardı ve o sırada arkadaşlarının başına gelenlerden haberleri olmamıştı. Kızcağızın evlendiği haberini alınca onları neden davet etmediğini bile sorguladıklarını hatırlıyordu. Cenazede ablası olanları göz yaşları içinde anlatmıştı. Taha ona olan özrünü oyunda hayatı en iyi olan karakter olarak sunmaya çalışmıştı. Gerçeğin aksine çok iyi bir adama aşık olup, kendi isteği ile evleniyordu. Zaten duygusal olarak onu zorlayan bir karakteri, hayatında duygusal zorluklar olan bir kız oynasın istememişti. Bu da özrünün bir parçası olsun istiyordu, onu mutlu bir kız, mutlu bir şekilde canlandırırsa, zaten mutlu sonla bitecek bir hikayesi olacak bu da Taha’nın içini bir nebze olsun soğutacaktı. Bu da Alev’e anlatmadığı hikayelerden biri olduğu için Su’yu neden istemediğini ona açıklayamamıştı. Ancak diğer adayları inceledikten sonra kaybettiği naif arkadaşını canlandırmak için en uygun adayın Su olduğuna o da karar verdi. Su, arkadaşı gibi ufak tefek ve melek yüzlü bir kızdı. Karakterini oynarken yüzünde hüzün görmek istemiyordu.
Su Deniz aslında tam da Taha’nın korktuğu gibi bir karakterdi. Sadece kız kardeşinin ya da ailesinin durumu yüzünden değil, genel olarak duygusal bir yapıya sahipti. Her zaman çabucak ağlar, her şeyden kolayca etkilenir ama çabucak da toparlanırdı. Zor bir çocukluk geçirmişti. Ailesinin maddi durumu hiç bir zaman iyi olmamıştı. Anne ve babası her zaman kavga ederler ve bunun çocukların önünde olmasından da hiç çekinmezlerdi. Su Deniz henüz ilkokula giderken babası erkeklerin kızlarına bakmasını istemediğini söyleyerek saçlarını üç numaraya vurdurmuştu. Hayatının geri kalanında hiç unutamayacağı o dönem, her zaman saçlarını gereğinden fazla önemsemesine neden olmuştu. Böyle bir babayla büyümenin yan etkisi olarak erkeklerle ilişkilerinde de hep çekingen ve korkak davranıyordu. Taha’nın oyunundaki karakterle olan en büyük benzerliği ise saflığıydı. Bu ilana ailesinin haberi olmadan başvurmuştu. Yakın arkadaşı Pelin onu giydirip, süslemiş ve başvuru için videosunu çekmişti. Üniversiteyi şehir dışında okuduğu için oyuna dahil olsa bile babasının bundan haberi olmayacaktı. Eğer başarılı olup, iyi para kazanmaya başlarsa da ne iş yaptığını çok umursayacaklarını sanmıyordu. Kız kardeşi onlarla olmasa, okulu bitirdikten sonra ailesi ile bağlarını tamamen kopartıp, kendine bambaşka bir hayat kurardı. Kız kardeşinin tedavi umudu olduğuna inanıyordu. Düşündüğü gibi başarılı olur, onu ameliyat ettirebilirse, o zaman onu da alıp, ailesine öyle sırtını dönebilirdi. Çalışır, kardeşine de bakardı. Onun da o evde kendisi hatta daha da beter mutsuz olduğunu biliyordu. Annesi zavallı kızın yüzüne “Bu kötürüm halinle iyice belimizi büktün!” deyip duruyordu. Sanki dünyaya gelmeyi onlar istemişlerdi.
Üniversiteye başlayıp, çevresi ve ortamı değişince ancak kendini bulmaya başlamıştı Su. Okulda ve yurtta en yakın arkadaşı olan Pelin, onun hikayesini dinleyince, böyle bir ailenin nasıl olup da kızlarının adını Su koyduklarına bir anlam verememişti. Oysa çok basit bir cevabı vardı, babası o dönem zengin bir adamın şoförlüğünü yapıyordu ve adamın en sevdiği kızının adı Su’ydu ve adama yalakalık olsun diye o da bu ismi koymuştu. Soyadları da Deniz olunca, oldukça havalı duran bir isim ortaya çıkmıştı. Annesi ismi beğenmediği için ona her zaman Hacer diye seslenirdi ama neyse ki nüfusuna sadece Su olan ismi yazılmıştı. Hacer ismini oldu olası hiç sevememişti. Oyunculuktan para kazanmak daha önce hiç aklına gelmemiş olsa da, Pelin ilanda belirtildiği gibi önemli bir yönetmenle adının yan yana geçmesinin bile onu tanınan ve potansiyel zengin bir kıza dönüştüreceği konusunda ikna etmişti. Ayrıca oyunculuk zor bir iş olmasa gerekti ki, mankenlerden, sporculara, sporculardan, şarkıcılara herkes dizilerde oynuyordu. Bu işin eğitimini almış sanatçılardan çok da onlar tutuluyordu nedense. Sırf bu yüzden Pelin, Su’yun şansının yüksek olduğunu düşünüyordu. Fotojenik ve güzeldi bir kere, yumuşak ve tatlı bir görünümü vardı ki zaten içi de öyleydi. Her önüne gelene kanmadığı sürece bu işte yürüyebilirdi. Başına saçma sapan şeyler gelmemesi için de böyle profesyonel bir projede ve profesyonel insanlarla çalışmak en doğrusuydu. Kim bilir başrolde hangi ünlü erkek oyuncu olacaktı. Aslında Pelin’in de sektör bilgisi arkadaşınınkinden hiç de fazla değildi ama onun bu saflıkla ailesinin eline yeniden düşeceğinden ve babasının vakit kaybetmeden onu evlendireceğine inandığı için bir an önce yükselebileceği bir noktadan sıçramasını istiyordu. Okudukları bölümden mezun olanların iş bulması pek kolay olmuyordu. Yani o kendi hayal ettiği gibi mesleği ile ilgili bir iş bulup, kendi ayakları üzerinde durmaya kalksa, başaramayacağı için babası ensesinde biterdi. Okul bitince yurttan da çıkacağı için İstanbul gibi bir yerde tek başına barınması mümkün değildi. Oyuncu olamasa bile hemen evde dönmemek ve hayata tutunmak için bir fırsat yakalamış olacaktı. Kız kardeşi Memnune’yi korumak ve kurtarmak istediğini biliyordu ama kızcağız daha çok küçükken çocuk felci geçirmişti ve yıllardır da hiç bir doktora gösterilmemişti. Pelin arkadaşının kız kardeşinden önce kendisini kurtarması gerektiğini düşünüyordu ve bu ilan en azından bir umut ışığıydı. Seçilmezse bile en azından denemiş olurlardı.
Su Deniz’in seçileceğine dair hiç bir inancı zaten yoktu. Özgüvenini son sınıfa gelene kadar yeni yeni kazanmaya başlamıştı, sahneye çıkıp da onca insanın önünde bir şeyler söylemesi mümkün bile değildi. Hem heyecanlanır, hem de utanırdı.
Ne derse desin, Pelin’i ikna edemediği için, Pelin onun onayı olmadan video ve özgeçmişini oyun seçimlerine gönderdi. Kendisi de okul bitince ailesinin yanına dönecekti ama onun ailesi Su’nun ailesi gibi hiç değildi. Babasının nalburiye dükkanı vardı ve annesi de ev hanımıydı. Çocukluk aşkı ile evlenecekleri için İstanbul”da kalmayı aklının ucundan bile geçirmiyordu. O olmasa belki bu başvuruyu kendi adına da yapardı.
Böylece Su henüz bilmese de, arkadaşı sayesinde seçilmiş oldu.
(devam edecek)