Son Oyun – Bölüm 6

Alev ve Taha’nın ortak kararla seçmiş oldukları bir başka aday oyuncu Altan Yeşilova’ydı. Oyunda Berna ile evlenen Yusuf karakterini oynayacaktı. Altan, ünlü sanatçı Esmeray gibi Afrika kökenli bir Türk’tü (Afro-Türk). Videosundaki sempatik yüzü, hali ve farklı görünmesi Taha’nın hoşuna gitmişti. Seyircinin de onu izlerken aynı hisse kapılacağını düşünen Alev ve Taha, onun videosunu izler izlemez Altan için olumlu karar verdiler. Tabi Altan videosunda bahsettiği kız arkadaşının da seçilmesini istiyordu. Arkadaşının adını videosunda söylemese de özgeçmişine yazmış, arkadaştan ziyade sözlü olduklarını belirtmişti. Van’da yaşadıkları için, seçildikleri takdirde İstanbul’a gelip kalacak bir yer ayarlamaları gerektiğinden, hem birlikte seçilmek, hem de çalışmalar başlamadan önce makul bir süre de bilgi sahibi olmak istiyorlardı. Eğer Taha’yı seçerlerse, Berna’yı da kız arkadaşı oynayacaktı bu durumda.

Bir çifte bu proje de yer vermenin nasıl olacağı konusunda Taha’nın bazı şüpheleri vardı. Sonuçta genç ve kanları kaynayan bu çocuklar aralarında geçecek her anlaşmazlığı oyuna yansıtabilirlerdi. Daha önce aralarında ilişki olan oyuncularla çalıştığından başına gelebilecekleri tahmin edebiliyordu. Hatta bir keresinde şiddetli bir kavga ile ayrılan oyuncu bir çift yüzünden projeyi tamamlayamamış ve yarım bırakmak zorunda kalmışlardı.

Alev profesyonel olmayan bu çocuklarla böyle bir sorun yaşanacağını sanmıyordu. Hepsi Taha hocalarına sonsuz saygı duyacaklar ve piyasada yer edinmek için ellerinden geleni yapacaklardı. Bu da oyun ve Taha açısından avantajdı. İkisi arasında anlaşmazlıklar olsa bile bu baştan konuşulup, sözleşmelerine oyunu bırakıp gitmeleri durumunda tazminat ödeyeceklerine dair bir ibare konabilirdi. Ayrıca oyunda yer alan ve yine Taha’nın gençlik arkadaşlarından olan bir çift için de çok uygun olabilirler, zaten aralarında bir aşk olduğundan, duygularını seyirciye kolayca geçirebilirlerdi. Kendilerine kalacak bir yer bulana kadar da Taha’nın atölyesine yakın bir oda bir salon dairesinde kalabilirlerdi.

“Hiç tanımadığım insanlara mı açayım dairemi?” dedi Taha şaşkınlıkla.

“Onlar senin bir süreliğine en yakının olacaklar, tanışacaksın zaten!” diye yanıtladı Alev umursamaz bir şekilde, “Bu iki çocuğun çulsuz oldukları her hallerinden belli, gelip bu kadar kısa sürede nereden ev bulacaklar, haydi buldular diyelim nasıl ödeyecekler. Onları buraya getirdikten sonra zaten sen ilgileneceksin tüm bu sorunlarla da. Atölyeye de yakın olacaklar, hiç geç kalmazlar!”

Alev’in son cümlesine elinde olmadan güldü Taha, “Yakın olmasalar da kalmamalılar!”

“Her neyse, elinin altında olurlar demek istedim. Senden çekinecekleri için evine de zarar vermezler. Hatta sadece metin üzerinde çalışacağınız zaman hepiniz orada toplanabilirsiniz. Böylece atölyedekilerin de çoğu olan bitenden haberi olmaz!”

“Bunu neden isteyeyim ki?”

“Kaya yüzünden! Sen onu nasıl takip edeceksen, o da seni edecek!”

“Hem unut deyip, hem de sürekli aklıma sokuyorsun ya!” dedi Taha sitem dolu bir sesle.

“Unutmadığını ikimizde biliyoruz değil mi?” dedi Alev ona sokulup, yanağına bir öpücük kondurdu, “Bu çocuğun sözlüsü kimmiş onu bul da, kesin kararımızı verip, davet gönderelim!”

Elindeki dosyalardan ismi aramaya başlayan Taha, Kaya aklına geldiği için yine kendini gergin hissediyordu. Bir yandan projesine ve tecrübesine çok güveniyor bir yandan da, Kaya’nın Güntekin beyi kandırdığı gibi herkesi kandırıp, göz boyamasından çekiniyordu. Evinde verdiği kutlama partisindeki resimlere bakınca midesi bulanmıştı. Yıllardır emek verdiği oyuncular ve baş düşmanı, samimi pozlar verip, sanki onu kıskandırmak istiyor gibiydiler. Jübilesini başarısız bir çöküşle yapmak istemiyordu. Bu oyuna kadar pek çok ödül almış, başarısını zaten kanıtlamıştı. Son imzasını atıp çekilmek varken, jübile yerine sonunu getiren bir iş olması en büyük korkusuydu.

Taha’nın videoda arkadaşım, özgeçmişinde sözlüm diye belirttiği aday Havin Kocakurt’tu. Van’da ailesi ile yaşıyordu. Üç yıldır birlikte oldukları ve henüz ailelerine bahsetmedikleri için kendi aralarında sözlendikleri başvurularında yazmıyordu elbette. Havin’in tutucu aile yapısı yüzünden istedikleri gibi bir ilişki yaşayamıyorlardı. Altan ile bir arkadaş grubunda tanışmışlar ve görür görmez de birbirlerine aşık olmuşlardı. Van’da yaşayan çok fazla Afro-Türk olmadığı için Altan her gittiği yerde ilgi çekiyordu. Osmanlı İmparatorluğu’na yüzyıllar önce getirilen Afrikalıların torunları olarak Türkiye’nin zengin tarihinin benzersiz bir bölümünü teşkil eden Afro-Türkler çoğunlukla Ege bölgesinde yaşadıklarından, Altan’ı gören herkes onun yabancı olduğunu düşünüyordu. Hatta onunla ilk karşılaşanların İngilizce konuşmayı denediği bile olmuştu. Dış görünüşünün farklılığından ya da sokakta insanların ona merakla bakmasına alışık olan Altan, Van’a eğitim için gelmişti. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitirmiş, Havin’le de üniversite arkadaşları toplantısında tanışmıştı. Havin’in ailesi şehir dışında okumasına karşı olduğundan, o da aynı üniversitede okumuştu. Aralarında iki yaş fark olduğu için Altan mezun olduktan sonra onu bırakmamak için İzmir’e dönmemiş, geçici bir iş bulup çalışmaya başlamıştı. Havin babasının daha Altan’ı görür görmez itiraz edeceğinden çok emindi. Başlarda bunu ona açıklayamasa da sonunda ilişkileri ciddileşmeye başlayınca söylemek zorunda kaldı. Tahminen onu görünce herkes gibi yabancı olduğunu düşünmeleri bir yana, Müslüman bile olmadığı sonucuna varacaklardı. Tüm bunlar açıklanamaz, aşılmaz konular olmasa bile ailelerindeki ve etraflarındaki herkes aynı sonuca varacağından babası böyle bir duruma düşmek istemeyecekti. Ayrıca zaten kızının bir erkek arkadaşı olması fikri baştan ters bir durumdu. Altan ailesini İzmir’den çağırıp, Havin’i istetse bile babası can sıkıcı şeyler söyleyebilirdi. Şehirden birlikte ayrılıp, başka bir şehirde yaşamak akıllarına gelen en cazip çözüm olduğundan, oyun ilanını görünce heyecanlanmış ve hemen başvuruda bulunmuşlardı. Olur da seçilir, önce Van’dan ayrılır, sonra da ünlü olurlarsa, Havin’in babasının ne söylediğinin pek bir önemi kalmazdı. Tabi ikisi de çok genç ve tecrübesiz olduklarından öyle sanıyorlardı ama Havin on sekizini geçmiş olduğu için o noktadan sonra babasının evlenmelerini engelleyemeyeceğine güveniyordu en azından. Van’da gözlerinin önünde ve tanıdık bir çevrenin içinde kaçıp evlenemeyeceklerinden en iyisi geçerli bir nedenle aile evinden ayrılmaktı. Altan zaten ailesinin yanına dönüp, onlarla yaşamayı düşünmediğinden, Van ya da İstanbul onun için fark etmiyordu. Havin nerede olursa orada olmak istiyordu sadece. Havin’in tutucu babası, oyuncu olmasına da karşı çıkacaktı büyük ihtimalle ile ama bir başka iş uydurup İstanbul’a kapağı attıktan sonra ne olacağını çok umursamıyordu. Dokuz kardeşin sekizincisiydi ve biraz daha evde durursa babası onu evlendirmeye niyet etmişti. Altan’ı da damat olarak istemeyeceğine göre, sevdiği adamla olmak için eninde sonunda ailesine sırtını dönmek zorunda kalacaktı. Bunu da kaçarak değil de böyle bir bahane ile gerçekleştirmek daha kolay olurdu. İstanbul’dan onlara evleneceğini haber verir, eğer onaylamaz veya gelmezlerse de kendileri bilirlerdi.

Altan bu yöntem yerine, Havin’in ailesini ikna etmeyi tercih ederdi ama Havin’in söylediklerine bakılırsa gerçekten hiç umut yoktu. Bu oyunculuk ve evden ayrılma macerası ikisi için de heyecan verici olsa da, Havin’in sonradan çok üzülebileceğini düşünüyordu. İnsanın ailesine arkasını dönüp, gitmesi öyle kolay bir şey değildi. Babası gerçekten karşı çıkar, bir daha kızını görmek istemezse Havin kendini mutlu hissedemeyecekti. Başlarda umursamasa bile geçen yıllarda bunun için pişman olacağından emindi Altan ama ne söylerse söylesin Havin’i ikna edemedi. Yine de İstanbul’a gittikten sonra bir yolunu bulup, babasını ikna edebileceklerini düşünen Altan, sevgilisini daha fazla üzmemek için çok üzerine gitmedi ve ikisi de videolarını çekip, özgeçmişlerini hazırladıktan sonra hemen gönderdiler. İkisinden birinin seçilmeme olasılığına karşı, ancak birlikte gelebileceklerini de hem videolarında, hem de özgeçmişlerinde açıkça belirttiler.

(devam edecek)

Yorum bırakın