Son Oyun – Bölüm 2

Alev geç saatlerde eve döndüğünde, Taha Akyıldız henüz uyumamıştı. Yarın sonuçlar açıklanacağı için heyecandan uyuyamıyordu. Bu ödülü aldığında adının tarihe nasıl altın harflerle yazılacağını düşünmek yüzünde kocaman bir gülümseme oluştururken, ödülü Kaya Perçin’e kaptırırsa hissedecekleri kalbini sıkıştırıyordu. Alev, sürekli Kaya’yı gözünde büyüttüğünü söylese de, onun bu ünvana sahip olabilmek için her yolu deneyeceğinden hiç şüphesi yoktu. Sonuç açıklanana kadar finale kalan iki projenin de konusunu ve önerilen proje ekibini kimse bilmiyordu. Taha kendi projesi için etkili olacağını düşündüğü yetenekli isimleri seçmiş olsa da, Kaya’nın seçtiği isimleri de görmeyi çok isterdi. Kendi projesini tanıtmak ve ikna etmek için her oyuncu ile tek tek görüşmüş, yüksek paralar teklif etmişti. Oyuncular onun elinde teklif ettiği paraların olmadığını bilemezdi tabi, piyasadaki ününe güvenip, proje kabul edilirse oynamayı hepsi kabul etmişti. Bu senarist ve yönetmen için başarı olacağı kadar bu oyuncular için de önemli bir başarıydı. Hem sosyal mesaj içeren bir projede yer alacaklar, hem de dünyanın pek çok yerinde isimleri duyulup, yüzleri görünecekti. Taha’nın henüz böyle bir bilgi verilmemiş olsa da, oyunun başka ülkelerde de yabancı dillerde sahnelenebileceği konusunda vaatleri de vardı. Aslında bu fikir tamamen Alev’e aitti, Kaya’dan daha etkili sonuçlar almak için oyuncuları da başarının kesinliğine ikna etmek gerekiyordu. Kimsenin Alev’den haberi olmadığı için Kaya’nın neredeyse tüm zaaflarını ve kozlarını bilen bir destekçisi olduğunu da tahmin edemezlerdi. Kaya’nın bilmesi de, Alev onun elini kolunu bilmediği bir şekilde bağladığı için bir şeyi değiştirmiyordu. Gerçekten Alev gibi bir kadının hem kalbini, hem desteğini kazanmış olmak çok önemliydi. Bu başarıyı elde ederse hayatının aşkının katkısı gerçekten büyük olacaktı. Üstelik o mütevazi bir şekilde geri duracak ve adını bu projede geçirtmeyecekti. Taha, başarı elde ettiklerinde yanında basının karşısına çıkmasını istese de, o ancak kendi hayatlarına başladıklarında beraber görünmelerinin doğru olacağını söylemişti. Kendi kariyerinde iyi bir yerdeyken, iki rakip yönetmenin arasındaki kadın olmak istemiyordu.

“Bu sence benim isimimin yanına yakışan bir sıfat mı?” diyordu Taha’ya çok ısrar ettiğinde, “Düzgün bir ilişki yaşıyoruz, insanların diline düşürmeden devam edelim. Kimsenin rakibi olmayacağımız zamanlar gelince, ne konuşacaklarını veya göreceklerini umursamayız!”

Onun bu tavrı, mahremiyeti çok önemseyen Taha’nın gerçekten hoşuna gidiyordu. İnsanlar onu piyasada çok acımasız ve çıkarları uğruna her şeyi yapacak bir kadın olarak tanısalar da, içindeki gerçek Alev’i bir tek Taha biliyordu.

“Piyasa bunu gerektiriyor, acımasız olmadığımı düşünürlerse, beni kolay bir yem olarak görürler. İnsanların hakkımda uydurdukları her dedikoduyu kendi lehime kullanıyorum sadece!” diyordu Alev ikisi dertleşirken. Önemli kişileri baştan çıkardığı, yükselmek için insanlara tuzaklar kurduğu yalanlarına herkes kolayca inanıyordu. Başlarda siniri bozulurken sonra bunları kullanmayı öğrenmişti. İnsanların onun melek olduğunu düşünmesine ihtiyacı yoktu. O zaten bir sır avcısıydı ve sevilmiyordu. Dolayısıyla bir melekten çok şeytan gibi görünmek daha çok işine geliyordu, yaptığı iş için kendi böyle bir imaj çizmek istese başaramazdı ama basın ve kıskançlıklar onun yerine bu imajı oturtmuşlardı.

Böyle imajı olan bir kadına güvenmek başta Taha içinde zor olmuştu, her ne kadar duyguları ve arzuları ona doğru aksa da, içindeki şüpheyi uzun süre yenememişti. Hatta başkalarından önce o Kaya Perçin’i kıskandırmak için kendisi ile beraber olduğunu bile düşünmüştü ama geçen zaman boyunca Alev tüm şüphelerini yenmeyi başarmıştı. O gerçekten inanılmaz bir hayat arkadaşı ve akıl hocasıydı. Ayrıca onu anlıyordu, sakinleştiriyordu. Hayatında güvenli bir limana bu kadar ihtiyacı olduğunu daha önce hiç fark etmemişti. Böyle güzel sevilmeye de tabi.

“Bazen sevilmeyi benden çok sevdiğini düşünüyorum!” diyordu Alev gülerek, “Ben de Kaya’dan intikam almak için benimle olduğunu!” diye yanıtlıyordu Taha da, sonra birbirlerine sarılıp gülüyorlardı. Ödül için sunduğu senaryonun son haline gelmesinden, oyuncu seçimine ve söylediği gibi oyuncuların ikna edilmesine kadar her aşamada görünmez ortağıydı Taha’nın. Her başarılı erkeğin arkasında onun gibi bir kadın olması gerektiğine gerçekten inanıyordu artık. Kaya Perçin’in onu hiç hakketmeyen aşağılık kişiliğine rağmen, böyle bir hazineyi heba edip, başka kadınlara baktığına inanamıyordu. Çok akıllı bir kadındı Alev, görmüş, geçirmişti, insanları kolayca çözebiliyor, sakladıkları şeyleri kolaylıkla ağızlarından alabiliyordu. Onun kolay geçmemişti çocukluğu ama Taha’nın ki kadar kötü değildi. Annesi babasını aldatmış, babası iki kez onu affettikten sonra sonunda boşanmışlardı. Bulduğu yeni sevgilisi ile giderken, kızını yanında bile istememişti üstelik.

“Neyse ki çok da küçük değildim!” diyordu Alev, “İnsanlar onların sırları peşinde gezerken, kendi sırlarımı nasıl sakladığımı bilseler, beni parça pincik etmek için birbirlerini ezerler!” diye devam ediyordu. Babası hemen evlenmişti, annesinin gidişinden sonra. Üvey annesine bayılmasa da, çok da sevdiği söylenemezdi. Kadının gözü babasından başkasını görmediği için Alev’i çok kafasına takmamıştı. Zaten sonra üniversite için evden ayrılınca, babasıyla da ilişkisi kopmuştu. Hayatın kalan kısmında dişi ve tırnağı ile çalışmış buralara gelmişti. O yüzden de her göz yaşına, her ajitasyona inanmıyordu.

“Bana nasıl inandın?” diye sormuştu Taha bir kez, “Yoksa benim sırlarımı da araştırdın mı?”

“Hayır, senin gözlerine bakınca acıyı zaten görüyorum!” diye yanıtlamıştı onu “Ve neye ihtiyacın olduğunu yüreğimde hissediyorum!”

Geç saatte gelip, Taha’yı ayakta bulunca hiç şaşırmadı Alev. Dikkati dağılsın diye ona stüdyoda olanları anlattı biraz, sarılıp gün doğana kadar beklediler birlikte. Basın açıklaması yapana kadar evde beklemektense, dışarıda kahvaltı etmeye karar verdiler. Tanınmamak için giydikleri özel kıyafetlerinden seçip, zenginleri ve ünlülerin gitmediği ama kahvaltısı ile ünlü, küçük restorana gittiler ve kahvaltı bitene kadar sosyal medyaya bakmama kararı vererek, sohbet ettiler. Tam kahvaltılarını bitirmiş, kahvelerini yudumlarlarken, Taha’nın asistanı arayınca ikisi de az sonra sonucu öğreneceklerini anladılar.

“Kaya Perçin’e vermişler!” dedi asistan doğrudan.

Taha’nın yüzünün aldığı şekil, Alev için bir cevaptı zaten, uzanıp tuttu onun elini.

“O kadar da değil!” diye devam etti asistan karşıdan ses gelmeyince.

“Daha ne var ki?” dedi Taha’nın ağlamaklı sesi.

“Bizim önerdiğimiz başrol önerdiğimiz oyuncular varmış onların projesinde de!”

“Ne?” dedi Taha ayağa kalkarak, “Yüzüme bakarak bana yalan mı söylemişler!”

“Bilmiyorum patron ama proje başvurusu yayınlandı, orada okudum, sana da atıyorum şimdi!” diyerek kapattı telefonu korkuyla, Taha’nın ses tonundan öfkesini anlamaya alışıktı.

“Ne oluyor?” dedi Alev ayakta öfkeden titreyen Taha’ya bakarak, “Kaya kazanmış onu anladım ama sonra ne oldu?”

“Ogeday ve Benan, Kaya’nın projesindelermiş!”

“Ne? Sana tamam dememişler miydi onlar?”

“Yüzüme baka baka beni kandırmışlar! Sahtekarlar! Hepsi sahtekar bunların!”

“Tamam dur sakin ol, dikkat çekiyoruz!” diyerek onu oturttu Alev, “Şimdi burada meraklı insanların çekeceği videolarla sosyal medyaya düşmek istemesin! Haydi gidip evde konuşalım!” dedikten sonra garsonu çağırıp hesabı istedi ve hemen eve döndüler.

“Sonuçta vaatler ve sözlü konuşmalar oldu!” dedi Alev onu sakinleştirmek için, “İki proje birden kazanamayacağına göre, her durumda kazanmak istediler demek ki! Öyle düşün. Sen kazanmış olsaydın, Kaya’ya da aynı şeyi yapmış olacaklardı!”

“Ne yapayım şimdi hak mı vereyim onlara. Ogeday’ı ne kadar severim biliyorsun. Benim projelerim sayesinde kariyerinde yükseldi. En azından bunu yaptığını bana söyleyecek kadar dürüst olamaz mıydı yani? Bunu hak etmiyor muyum?”

(devam edecek)

Yorum bırakın