Hep sonradan – Bölüm 36

“Biz evlendikten sonra, annemle oturabilir!” diyordu Derin, “Böylece annem için de endişelenmem gerekmez. Onunla hem torun sevgisi yaşıyor hem de ağabeyime duyduğu hasreti bastırıyor sanırım!”

Bülent’i yüzüne o tanıdık gölge gelip yerleşti yine, “Devran’dan hiç haber almadınız değil mi?”

“Hayır!” dedi Derin, sesi bu konuda konuşmak istemediğini belli ediyordu. Yıllar geçse de Yurdagül’e olanların etkisi hâlâ dün gibi tazeydi yüreğinde. O da Bülent’in Aysun’un yerine vicdan azabı çekmesi gibi, ağabeyi yerine vicdan azabı çekiyordu. Anlıyordu Bülent’i bu yüzden, ne hissettiğini, neden hissettiğini anlıyordu.

Üniversite sınavının sabahı, Nurhayat hanım, Derin ve Bülent bıraktılar Elif’i sınava. Elif gerçeği öğrenmemiş olsa da, koruyucusu ile bağışçısı arasındaki duygusal ilişkiyi anlayacak kadar büyümüştü artık. Ayrıca parmaklarında birden bire ortaya çıkan yüzükleri de fark etmemek mümkün değildi. Özel hayatlarına girmiş gibi olmamak için çekinmiş, soramamıştı. Sınav sabahı Nurhayat hanım, torununu güzelce okuyup üfledi. Elif Psikoloji okumak istiyordu. Annesinin ve kız kardeşinin başına gelenler ve dernek çatısı altındaki kadınların bozulmuş ruh hallerini görünce, çevresine en fazla fayda sağlayacağı mesleğin bu olacağını düşünmüştü. Tabi görüştüğü terapistin de bu seçim de büyük etkisi vardı. Ona güvenip içini açabildiği ve daha önce hiç kimseye söylemediği şeyleri söyleme cesareti aldığı için bu mesleğin çok güçlü ve etkili olduğuna inanıyordu.

Sınavdan bir kaç gün sonra Derin annesine, artık Elif ile konuşabileceklerini söyledi. Konuştuktan sonra da Elif karşı çıkmazsa artık onu eve getirmek istiyordu. Çocuğun o saatten sonra yurtta kalması için bir neden kalmayacaktı. Bu konuşmayı bir süre daha ertelemek isteyen Nurhayat hanım, torununun temelli onlarla yaşaması ihtimalini duyunca direnmekten vazgeçti. Konu hepsini ilgilendirdiğinden, Bülent’in de olduğu bir gün ona gerçekleri anlatmalıydılar. Elif zaten hafta sonları kitap okumaya gelmeye devam ediyordu, Bülent’in de onayını aldıktan sonra Cumartesi akşamı onu yurda göndermeyip konuşmaya karar verdiler. Olur konuşma beklediklerinden uzun geçerse diye ertesi günün pazar olmasını tercih etmişlerdi. Yıllardır unutmak istedikleri her şeyi detaylı olarak yeniden konuşmak zorunda kalmak hepsini gerse de, Elif’in gerçekleri öğrenmesinin başka yolu yoktu.

Cumartesi gündüz erken gelen Elif’i akşam Bülent gelecek bahanesi ile yurda geri göndermediler. O gün evde bir gerginlik olduğunu sezmiş olsa da, çekingen ve minnet dolu yapısı nedeniyle Elif farkında değişmiş gibi yaparak sessizleşti. Nurhayat hanım çocuğun kendini kötü hissettiğini anlayınca, Derin hazırlıkları yaparken biraz yürümek istediğini söyleyip, onunla dışarı çıktı. Açık hava ikisine de iyi gelmişti.

Nihayet Bülent geldiğinde, sofranın etrafına yerleştiler. Konuya yumuşak bir geçiş yapmak için önce Derin ve Bülent’in eski aşıklar olduğundan konu açıldı. Bitişik evlerde yaşarken birbirlerine aşık olmuşlardı.

“Peki neden şimdiye kadar evlenmediniz?” dedi Elif, bu birlikteliğe ne kadar mutlu olduğunu belli ederek.

“Bu akşam sana bunu anlatmak istiyoruz!” diye yanıtladı Derin, “Bizim hikayemiz, aslında senin de hikayen olduğunu bilmen gerekiyor artık!”

“Nasıl?” dedi Elif bir Bülent’e bir de Derin’e bakarak. Yemekler de bittiği için Nurhayat hanım koltuklara geçmeyi teklif etti. kendisi büyük kanepeye geçip, Elif’e de yanına oturması için işaret etti. Olanları kimin anlatacağını hiç konuşmamışlardı. Nurhayat hanım torununu alıp o tarafa geçince, Derin ve Bülent masayı toparlamaya başladılar. Elif ortaya atılan sözün devamını dinlemek için merakla bekliyordu. Onların kaçtığını anlayan Nurhayat hanım, Elif’in elini tuttu, “Bak bir tanem!” dedi sevgiyle, “Bu akşam sana anlatacağımız hikaye hepimiz için acı ve kederle dolu bir hikaye, o yüzden biraz zorlanacağız!”

“Benimle ilgisi ne?”

“Anlatınca öğreneceksin! Onlar kendilerini toparlayana kadar istersen ben biraz anlatayım!” diyerek kocasının ölümü ve Sarsılmaz ailesinin yan villaya taşınmaları ve onlara destek olmaları ile ilgili kısmı anlatmaya başladı Nurhayat hanım. Elif bir eli henüz babaannesi olduğunu bilmediği Nurhayat hanımın elinde, dikkatle dinliyor, arada bir de gözü hızla mutfağa gidip gelen Bülent ve Derin’e takılıyordu. Nurhayat hanım Derin ve Bülent’in nişanlanmalarına kadar konuyu getirdiğinde Derin kahveleri yapmış, Bülent ile beraber mutfaktan yanlarına gelmişlerdi.

Elif orada olanlar dışındakilerin isimlerini çok anılmadığı için henüz hikayenin kendisi ile ilgisini anlayamıyordu. Bülent boğazını temizleyerek sözü alacağını belli etti, kız kardeşinin yaptıklarını anlatmak ve Elif’e dayısı olduğunu açıklamak ona düşerdi.

Kız kardeşinin hastalıklı bir çocukluk geçirmesinden, annesinin onun üzerine titremesinden ve kendisinin de ağabeyi olarak onu hep koruyup, kollama ihtiyacı duyduğundan bahsetti önce. Babasının kaybı ve annesinin üniversite okumak istemeyen kız kardeşine şirketin sorumluluğunu verme isteğine geçti oradan.

“Siz benim dayım mısınız?” dedi Elif birden bire.

“Nasıl anladın?” dedi Derin hayretle.

“Anneme benzediğinizi fark ettim siz konuşurken!” dedi Elif sorusunun cevabını beklediğini belli eder bir ses tonuyla.

“Evet!” dedi Bülent başını bir an için önüne eğdi ve derin bir nefes alarak yeniden Elif’e baktı.

“O yüzden mi benim bağışçım oldunuz?”

“Elif anlatılanları dilemeden herhangi bir yargıya varma!” dedi Derin araya girip, onun sakin bir kız olduğunu biliyordu ama konu ve yaşananlar çok hassas şeylerdi.

“Varmıyorum!” dedi Elif sakince, “O halde gerçek babamın kim olduğunu da bu gece bana söyleyeceksiniz!” diye devam etti aklındaki meseleyi belli ederek.

“Söyleyeceğiz!” dedi Bülent, “Bunca zamandır neden seninle olmadığımızı da anlayacaksın!” diyerek kız kardeşi ile Derin’in ağabeyi Devran arasında başlayan gizli ilişkiyi anlatmaya başladı.

Elif dönüp Derin’e baktı üzüntüyle, gecenin sadece Bülent ve onun arasındaki akrabalık bağı ile ilgili olduğunu sanmıştı.

“Dinle!” diye araya girdi Derin, “Sanırım bu kısmı ben anlatmalıyım!” diyerek Yurdagül’e olan bağlılık ve minnetlerini vurguladı önce, babaları öldükten sonra onun serveti ile toparlanan işleri ve ağabeyinin işlerin başına geçişini anlattı. Aysun’un staj yapmaya karar vermesinden sonra olanları, ara ara sesi titreyerek, ara ara gözleri dolarak Yurdagül’ün intiharına kadar anlattı ve orada kendini tutamadığı için hıçkırarak ağlamaya başlayınca, Bülent yanına oturup ona sarıldı. Bütün hikaye boyunca Nurhayat hanım torunun elini hiç bırakmamıştı. Elif duyduklarını anlamaya çalışıyordu. Bülent ve Derin sarılıp bir süre sessiz kalınca dönüp Nurhayat hanıma baktı. Yaşlı kadın da kendini tutamamış yanaklarından yaşlar inmeye başlamıştı. Elif geçen zaman içinde ona o kadar bağlanmıştı ki, onun da ağladığını görünce elinde olmadan sarıldı ve sonra “Siz benim şeyim misiniz yani?” dedi bir anda başını kaldırarak.

Nurhayat hanım göz yaşları içinde gülümseyerek başını salladı, “Öyleyim güzel kızım!”

“Derin abla da halam mı?”

“Evet aynen öyle! Biz senin gerçek aileniz!”

Herkes biraz daha sakinleyince, “Aslında annemin yaptıkları beni bu kadar şaşırtmamalıydı!” dedi Elif, bekledikleri gibi gerilip, büyük tepkiler vermemişti. Yıllar boyu duygularını kontrol etmeyi veya bastırmayı zaten öğrenmişti, terapi sırasında ise baş etmeyi ve sakin kalmayı da eklemişti yanına. Eskiden içinde büyüttükleri ile yüzleşip, onlardan daha kolay kurtulmanın en azından yolunu biliyordu artık. Hepsi onun tepkisini merak ettiği için tüm hikaye bitince onun düşüncelerini dinlemeye odaklandılar.

“Annem akıl sağlığı yerinde bir kadın değildi, tabi ben çocukken bunun anlayamıyordum. Kız kardeşimin başına gelenler de onun suçuydu ama Müge’de sanırım ondan genler daha çok vardı. Bende de var mı inanın bilmiyorum!”

“Annemin büyük annesinin içine cin kaçtığı için aklını kaçırdığını anlatmıştı annem bir keresinde!” dedi Bülent düşünceli bir sesle, “Belki de aslında nesiller boyu devam eden bir genetik miras vardı ortada ve biz Aysun’u hep evin küçük ve şımarık kızı olarak gördüğümüz için zihninde olanları görmek istemedik!”

“Benim yanımda olmamanızı anlıyorum!” dedi Elif yine büyük bir olgunlukla, “Ve şimdi ailem olmanızdan da mutluyum!”

(devam edecek)

Yorum bırakın