Hep sonradan – Bölüm 35

Nurhayat hanım kızını, Elif üniversite sınavına girdikten sonra gerçeği açıklaması gerektiği konusunda uyarmıştı. Çocuk zaten başına gelenler yüzünden yıl kaybına uğramışken, onu bir şoka daha sokup, geleceğini elinden almaya gerek yoktu. Derin annesinin torunuyla kurduğu bağdan mutluluk duyuyordu. Bazı akşamlar geç olduğu, kar yağdığı ya da benzeri bahanelerle Nurhayat hanım onu yurda geri yollamıyor, kalmaya ikna ediyordu. O da aç olduğu bu büyükanne sevgisine kendini öyle kaptırmıştı ki, bir kedi yavrusu gibi yaşlı kadının dizinin dibinden ayrılmadan ne isterse yapıyor, Derin sabah derneğe giderken onu da şirkete bırakıyordu. Elif’e iyi gelsin diye bulduğu bu yöntem annesine de çok iyi gelmiş gibi duruyordu.

Bülent’e gelişmeleri anlatırken bir ay kalan sınavdan sonra Elif’e gerçeği söylemek istediğini açıklayıverdi. Daha gelir gelmez konuya girdiği için Bülent bu defa savuşturamamıştı.

“Bunu yapmak istediğinden emin misin? Çıkarlar söz konusu olunca annesinden aldığı genler ortaya çıkabilir biliyorsun!”

“Senin onayın olmadan yapamam!” dedi Derin, “Şu an ondan başka iki ailenin de yasal mirasçısı yok! Zaten her şey bir gün ona kalacak biliyorsun! Er geç öğrenecek ve biz ailesi olduğumuzu ondan sakladığımız için bir darbe de bizden yemiş olacak!”

Bülent, Derin’in baktığı bu pencereden hiç bakmadığı için durdu bir süre, “Aysun yasal mirasçı değil, annemin vasiyetinde yazıyordu bunlar!” dedi sakin sakin.

“Daha da kötü, hem yalan söylemiş, hem de onu her şeyden mahrum bırakmış, hala ve dayı olacağız!”

“İşlerin oraya geleceğini ne biliyorsun!”

“Sence Aysun ölünce ne olacak?”

“Vasfi mirasın peşine düşecek!” dedi Bülent sıkıntılı bir şekilde.

“Henüz boşanmadılar mı onlar?”

“Hayır, o sinsi karısı zaten çıkamayacağı için yasal bağı koparmak istemiyor belli ki Aysun ölür ölmez miras için peşimize düşecek!”

“Aysun’un mirastan çıkarıldığını bilmiyor mu?”

“Hayır! Annem Aysun’u ve bebeği ortada bırakıp gitmesin diye bilmesini istemedi. Biz kendiliğimizden ona miras payı diye ödeme yapıyorduk!”

“Yani o ortaya çıkınca işin ucu Elif’e uzanacak ve o zaten gerçeği öğrenecek!”

“Doğru!” dedi Bülent ama zaten doğduğu andan itibaren annesinin mirasından faydalanıyor, hâlâ da öyle! Bunun için suçlu hissetmem gerektiğini düşünmüyorum ben!”

“Kalbi kırılacak, onuru zedelenecek Bülent. O Aysun değil lütfen zihninde ikisini ayır artık! O hayata tutunmayan çalışan mağdur bir çocuk sadece!” dedi Derin, sesindeki çaresizlik iyice acıttı Bülent’in içini.

“Bir kez daha benim yüzümden acı çekmeni istemiyorum!” dedi elini masaya vurarak.

“Şimdi çok mu mutluyuz?” diye çıkıverdi Derin’in ağzından da, yıllardır birbirlerine hâlâ aşık oldukları halde, dostmuş gibi davranmaktan yorulmuştu o da artık.

“Ben ve ailem, sana ve ailene çok zarar verdik Derin, bunun için ben kendimi affedemiyorum!”

“Beni seviyor musun?”

“Ne?”

“Beni seviyor musun?”

“Elbette seni seviyorum, neden soruyorsun bunu?”

“Neyi kastettiğimi biliyorsun!” dedi Derin sesini yumuşatıp. İkisinin de ses tonları yükselip hareketleri gerginleşince yan masalardan bakmaya başlamışlardı.

“Biraz yürüyelim mi?” dedi Bülent, cevabı beklemeden hesabı istedi. Yakındaki bir çocuk parkına kadar sessizce yürüdüler. Derin dışarı çıkınca onun bir bahane ile çıkacağını düşündüğü için çok içerlemişti. Konuyu tam onlara getirdiğinde, ikinci kez adım attığı halde bir kez daha kaçıp gidecekti Bülent anlaşılan.

“Korkağın tekisin biliyor musun!” dedi dişlerinin arasından, “Bunun için senden nefret ediyorum artık!”

Bülent hırsla durdu bir anda, bağıracakmış gibi ağzını açtı önce, sonra Derin’i omuzlarından sertçe yakaladı ve kendine çekip öptü yumuşak bir şekilde.

Derin neye uğradığını şaşırmıştı bir anda, yıllardır o kadar çok hayal edip özlemişti ki bu anı, hırs yapıp onu itse hayalini kendi eliyle yıkmış olacaktı.

“Yine kaçacak!” diyordu zihni durmadan, “Teslim olma, kaçacak!”

Ama teslim oldu, olmasını istediği şeye teslim oldu sadece. Bülent dudaklarından ayrılıp, “Seni hâlâ ilk günkü gibi seviyorum!” dedi acıyla gülümseyerek, “Evet bir korkağım aynı zamanda! Sana zarar vermekten ölesiye korkuyorum artık!”

“Ben senden razıyım!” dedi Derin, “Artık ne olursa olsun, hayallerimiz yarım beklesin istemiyorum!”

“Emin misin?” dedi Bülent doğruyu arar gibi bakıyordu gözlerine.

“Evet!” dedi Derin, “Lütfen artık beni bırakıp gitme!”

“Giden ben değildim!” diyecekti Bülent ama hesaplaşma derdinde olmadıklarını düşünüp vazgeçti. Derin’i bırakıp elini ceketinin iç cebine soktu ve bir kutu çıkardı. Kutunun içinde ikisi için alınmış alyanslar ve Derin’e nikahta takmayı planladığı tek taş yüzük vardı.

“Onları yanında mı taşıyorsun?” dedi Derin hayretle, “Aradan geçen onca yıla rağmen, yüzükler hep yanında mı duruyordu?”

“Her görüşmemizde onları sana yeniden vermek istiyordum ama yapamadım!” dedi Bülent, alyansı ve tek taşı kutudan çıkarıp, onun elini tuttu ve parmağına taktı, “Yeniden başlamaya hazır mısın?” dedi sonra gözlerine bakıp.

“Yıllardır hazırım!” dedi Derin ve etrafa aldırmadan bir kez daha birbirlerine sıkıca sarıldılar.

Derin’i eve bıraktıktan sonra yeniden eve döndü Bülent. O kadar heyecanlanmıştı ki, her anını onun yanında geçirmek için kalbi deli oluyordu. Yıllardır baskıladığı tüm heyecanlar, duygular, özlem bir anda açığa çıkmıştı. Kontrolünü kaybetmemek için bir süre sarmaş dolaş yürüdükten sonra işi olduğunu bahane edip, onu eve bırakmıştı. Derin eve girene kadar kendini sarhoş gibi hissediyorken, eve girip bir şey söylemeden annesine sarılınca, mutluluktan ağlamaya başladı. Nurhayat hanım göz yaşlarını hayra yoramadağı için hemen korktukları başlarına geliyor sanıp panikledi.

Derin annesinin kalp atışları ve hızlanan nefesini fark edince, hemen doğrulup, elindeki yüzükleri gösterdi. Nurhayat hanım bir yüzüklere, bir Derin’in yüzüne bakıyordu şimdi.

“Bülent mi?” diye sordu sonra korkarak.

“Evet!” diyen Derin küçük bir kız gibi kalkıp, orta sehpasının etrafında dönmeye başladı.

“Allahım sana şükürler olsun!” diyerek ellerini açmış ağlıyordu o sırada annesi.

Bir kaç saat sonra ikisi de yerlerinde duramadıkları için mesajlaşmaya başladılar ve bu mesajlar neredeyse gün ağarana kadar devam etti. Ertesi sabah Derin neşeyle evden çıktığında Bülent arabayla gelmiş kapıda onu bekliyordu.

“Sen ciddi misin?” dedi Derin bu sürprize bayılmıştı.

“Seni görmem gerekiyordu, beklemekten yoruldum artık!” dedi Bülent.

Birlikte derneğe gidip, biraz da arabanın içinde konuştuktan sonra, küçük bir aşk öpücüğü ile vedalaştılar ve Derin neredeyse zıplayarak içeri girdi. Bülent giderken öğlen arasında yeniden geleceğini söylemişti. Bir hafta boyunca liseli aşıklar gibi her buldukları fırsatta buluşup durdular ve bu haftanın tadını çıkarmak için onları yıkan olaylardan hiç bahsetmediler. İkisi de hayatlarının en güzel haftasını geçiriyorlardı. Nikah tarihlerini, balayında nereye gideceklerini, evlerini nasıl planlayacaklarını konuştular. Ofisteki herkes, sertliği ve duygularını belli etmemekle ünlü Bülent’in yüzünde güller açmasını akıl sağlığını kaybetmeye başladığına yordular. Yıllardır kimseye gülümseyerek selam vermemiş, ofistekilere sabah poğaçası alıp gelmesi ve kahve çay alırken muhabbete girmesi görülmüş bir şey olmadığı için işinin stresinden aklını kaçırmaya başladığından başka bir sebep bulamadılar. Kalpsiz ve acımasız olduğunu düşündükleri için birine aşık olabileceğini ihtimaller içine bile almıyorlardı.

Bir haftanın sonunda, Derin dayanamayıp konuyu yeniden Elif’e getirdi. Eğer kaldıkları yerden devam edeceklerse artık gerçekler Elif’e söylemelerinin vakti gelmiş demekti. Ayrıca yeğenleri korktuklarından farklı olarak onlara şans getirmiş ve yeniden bir araya gelmişlerdi.

(devam edecek)

Yorum bırakın