Nurhayat hanım oğlunun adını duyduğu andan itibaren göz yaşlarına hakim olamamıştı. Aysun’un gerçekten hamile olma ihtimaline hiç inanmak istememişti yıllar içinde. Sonradan da bir bebekten bahsedilmeyince içi rahatlamıştı. Oysa Derin şimdi bütün yaraların kabuklarını yeniden kaldırıyor ve Elif’in Devran’ın kızı olduğunu söylüyordu. Aysun’dan bir torunu olmuştu. Oğlunun bir parçası aynı zamanda hepsini mahvede o kızın da bir parçasıydı. Derin’in başından beri bildiği bu gerçek, kızın üzerine neden o kadar düştüğünü ve duygularını işin içine sokup, yakın durma isteğini de açıklıyordu.
“Bunu sen olmadan yapamam!” dedi annesinin gözlerine bakıp, “O benim yeğenim anne, senin de torunun. Ailemizi mahveden olayın sadece bir sonucu olarak dünyaya geldi. Günahsız bir kız o! Aysun bizi mahvettiği gibi onu da mahvetmiş yıllar boyunca. Zavallı çocuk öz annesinden üvey anneden beter bir muamele görmüş! Yuvasında bir yuvasız o!”
Nurhayat hanımın elleri titriyordu, sinirleri bozulmuştu iyice, “Derin bu çok ağır oldu!” dedi sesi titreyerek.
“Biliyorum, özür dilerim!” dedi Derin annesine sıkıca sarıldı, “Başka nasıl söylenirdi inan bilmiyorum!”
“Yarın torunum gelecek öyle mi?” dedi hıçkırarak yaşlı kızın kızının kollarında.
“Evet anne, yarın torunun gelecek!”
İkisi de bu cümleyi kurarken farklı hayatlar, farklı heyecanlar duymak isterlerdi ama ne yazık ki kader onları bu noktaya getirmişti bir kere. Derin Bülent ile de konuşup onayını aldıktan sonra Elif’e gerçeği söylemek istediğini açıkladı annesine. Ona söylemeden önce ikisinin de onunla vakit geçirip, onay vermesini istiyordu. İkisinin de içindeki en büyük korkunun onunla ikinci bir Aysun vakası yaşamak olduğunun farkındaydı. Onun da vardı korkuları. Sırf korkuyorlar diye bu çocuğu sahipsiz bırakamazlardı.
Devran’ın kızı olduğunu öğrenince, Nurhayat hanımın dik tutmak istediği bütün kalkanları inmişti. Derin ile geç saate kadar konuşup, ağlaştıktan sonra odasına çekildi. Onca zaman kaçtığı bu zavallı çocuğa karşı bir vicdan azabı taşıyordu şimdi içinde.
Derin sabah erken kalkıp hazırlanmaya başladığında Nurhayat hanım çoktan kalkmış, torunu için kahvaltı hazırlamaya başlamıştı. Derin mutfakta yıllardır duymadığı bu kokunun ağabeyinin çok sevdiği pişi olduğunu anlayınca derin bir iç geçirdi. Annesine bir öpücük kondurduktan sonra Elif’i almak için çıktı evden.
Dernek yurduna vardığında, Elif çoktan hazırlanmış onu bekliyordu. Her zamankinden daha özenli giyinmeye ve saçını da daha özenli toplamaya dikkat etmişti.
“Annem senin için pişi yapıyor!” dedi Derin, onun da seveceğini umarak.
“Zahmet etmiş!” dedi Elif kibarca. Onun için evde pişi yapan kimse olmadığı için nasıl bir sabah lezzetinden bahsedildiğini bilmiyordu.
Onlar eve varana kadar Nurhayat hanım gücü yettiğince güzel bir masa hazırlamış, çayı demlemişti. Kapının kilidi dönünce, bir anda elini kolunu nereye koyacağını şaşırdı. Derin, Elif’i salona getirip, annesiyle tanıştırınca da elinde olmadan yanaklarından iki damla yaş iniverdi. Elif de çok heyecanlı olduğundan hemen yaklaşıp elini öptü ve her zaman ki gibi başını öne eğdiğinden onun ağladığını fark edemedi. Nurhayat hanım daha kapıdan girer girmez, kızın yüzündeki Devran’ın gözlerini görmüştü. Devran, onun şartlarında büyümemiş olsa da, onun gibi sessiz ve içe dönük bir delikanlıydı bu yaşlarda.
“Hoş geldin yavrum! Haydi hemen masaya geçelim!” dedi Nurhayat hanım iki eliyle yüzündeki yaşları silerek, sonra biraz daha toparlanmak için soğumasın diye sardığı pişileri almaya mutfağa girdi hemen. Masaya oturduklarında Elif önündeki boş tabağı doldurmak için hiç bir şeye uzanmayınca, Derin ona servis yaptı. Kendi evlerinde her şeyden yemesi yasak olduğu için masada neye uzanması gerektiğini bilememişti. Yemekhanede yemekler tabldot tepsileri ile verildiğinden böyle bir sıkıntı yaşamıyordu.
Tabağındaki pişiden bir tane ısırdıktan sonra “Elinize sağlık çok güzel olmuş!” dedi hemen.
Üç nesil masanın etrafında tedirgin bir şekilde oturuyor ve ne konuşacaklarını bilemiyorlardı. Derin konu olması açısından annesine Elif’in, bağışçısının şirketinde işe başladığını ancak bunun geçici bir iş olduğunu üniversite okuduktan sonra meslek sahibi olup farklı işlere yöneleceğini anlattı. Elif işin niteliğini önemsemiyordu, onun için önemli olan bir yerden başlamaktı. Bundan sonra kendi ayakları üzerinde durmak istediğini söyledi mahcup bir şekilde.
“Aferin sana!” dedi Nurhayat hanım, onu cesaretlendirmek için kendini toparlamıştı, “Derin bana kitap okumayı kabul ettiğini söyledi!”
“Evet, akşamları veya hafta sonları gelip okuyabilirim isterseniz! Ben de öyle yapıyorum zaten!”
“Sahi mi? Ne güzel, o zaman kendi okuduğun kitapları getir, bana okurken kendin de okumuş olursun!”
“Severseniz tabi okurum. Şey benim kendi kitaplarım değiller ama?” derken Derin’e baktı göz ucuyla, kitaplar derneğin kütüphanesinde duruyordu.
“Sen kitapları söylersin ben senin için alırım!”
Böylece Nurhayat hanım için yeni bir dönem başladı. Devran çekip gitmiş, Derin’de Bülent ile olan ilişkisi bozulunca bir daha kimse ile birlikte olamamıştı. Her şey harika giderken kurduğu torun sahibi olma hayalleriyle vedalaşmış, hatta olanlardan sonra en azından kızının sağlıklı ve yanında olduğuna şükreder hale gelmişti. Allah onların evine bir çocuk nasip etmemişti onca zaman o da gelininin çocuğu olmadığını öğrendiği günden bu yana hiç isyan etmemiş hep kabul etmişti. Şimdi ise neredeyse yetişkin bir genç kız torunu vardı artık. Torunu olmasa bile yaşadıkları yüzünden ona karşı bir merhamet duymuştu her zaman, annesi Aysun olmasa çoktan kızının peşine takılıp, torunundan fazla ilgi göstermeye de hazırdı aslında. Bazen yüreğimizin sesiyle ettiğimiz dualar, ağzımızla söylediklerimizden daha kolay gerçek oluyordu. Şimdi hem ona istediği gibi akabileceği bir duruma geçmiş, hem de bir torun sahibi olmuştu. Elif haftada iki akşam ve pazar günleri Nurhayat hanıma kitap okumak için onlara gelmeye başladı. Sınava da hazırlandığı için Derin daha fazla oyalanmasını istemiyor, onlara gelişinin bir nefes alma molası olmasını istiyordu.
Bülent, yeğenlerinin babaannesi ile tanışıp, bağ kurmasına sevinse mi, üzülse mi emin değildi ama gerçek düşüncesini Derin’e belli etmedi.
“Annemi görsen, onu görünce gözleri parlıyor, sanki eve ağabeyim gelmiş gibi ne yapacağını şaşırıyor!” diye anlatıyordu heyecanla.
O anlattıkça, Bülent kurulan bu bağın onlara zarar vermesinden daha çok korkuyordu. Şirkette ilk tanışmadan sonra o Elif ile bir daha hiç karşılaşmamış, karşılaşmak için de bir girişimde bulunmamıştı. Başından söylediği gibi dayısı olarak sorumluluğunu yerine getirecek ama duygusal bir bağ kurmayacaktı. Derin onu sevmenin de dayılığa dahil olduğunu söylese de, Bülent bu konuda kesin kararlıydı. On beş günde bir görüşüp gelişmeleri konuşuyorlar, sonra dostça tokalaşıp ayrılıyorlardı. Son sarıldıkları günden sonra ikisi de daha yakın olmak için bir girişimde bulunmamışlardı. Aslında Derin’in attığı adımdan sonra Bülent’in bir şeyler yapması gerekiyordu ama Bülent kız kardeşinden sonra bu kızdan da başlarına bir şey gelir, araları yine bozulur korkusu ile kasılıp kaldığından, bir türlü içinden geldiği gibi davranamıyordu. Elif’i hayatlarına o sokmuştu, şimdi de onları koruması gerekiyordu. Duygularını işin içine karıştırırsa, Derin onu kıza yakın olmaya da zorlayacak o zaman da direnmek çok daha zor olacaktı. Derin’in Elif’e gerçeği anlatmasının çok uzak olmadığının da farkındaydı, her buluşmada konuyu oraya getirecek diye de stres yaptığı için o Elif’den kısaca bahsettikten sonra hemen konuyu değiştirip, başka şeylerden bahsediyor, Derin’e fazla konuşma fırsatı vermiyordu. Derin sessizce onu dinlerken, aslında hepsinin terapiye ihtiyacı olduğunu düşünüyor ama kendisi de bu yolu seçmediği için Bülent’i suçlayamıyordu.
(devam edecek)