Elif o sabah işe başlayacaktı ve Bülent ile Derin, ikisinin o sabah tanışmasının en uygunu olacağına karar vermişlerdi. Daha önce şirkete gelip iş başvurusu ve giriş işlemleri tamamlanan Elif, Derin’in yönlendirmesi ile Rüstem beyin eski ofisine çıktı önce. Bülent normalde şirket işleri ile doğrudan ilgilenmiyordu ama o gün Elif ile tanışmak için sabahını ayırmıştı.
Oturarak beklemeye sabrı yetmediği için odanın içinde dolanırken, kapı çalındı ve Elif içeri girdi. Çıtı pıtı, zayıf bir kızdı Elif, gözleri gerçekten de Devran’a çok benziyordu. Kendisine iş veren ve destek bağışçısı olan adamla tanışmaya geldiği için çok heyecanlıydı ve kapıdan girer girmez yanına gelip elini uzattı.
“Size çok teşekkür ederim!” dedikten sonra da elini hızla geri alıp, geri geri gitti ve başını önüne eğdi.
“Başına gelenler için üzgünüm!” dedi Bülent, boğazını temizledikten sonra, “Umarım hayatını yoluna koyman için desteğimiz yeterli olur!”
“Merak etmeyin, sizi utandırmayacağım!” diye döküldü Elif’in dudaklarından masumca ama Bülent’in zihninde bir sürü cümle kurdu bu sözler.
“Seni çalışacağın yere götürsün arkadaşlar!” diyerek masanın arkasına geçip, telefonla sekreteri çağırdı. Kız kapının arkasında bekliyormuş gibi hemen girince de, gülümseyerek Elif’i uğurladı odadan ve derin bir nefes aldı.
Henüz şirketten ayrılıp, kendi işine geçmeden Derin’den bir mesaj geldi “Nasıl geçti?”
“Başladı işine, ben de ayrılacağım şimdi!” yazdı hızlıca.
“Ne hissettin?” diye yazdı Derin bu sefer.
“Gerildim sanırım!”
“Korktun değil mi?”
“Sanırım ama ne için bilmiyorum!”
“O iyi bir kız korkma! Kolay gelsin!” yazdı Derin ve Bülent başıyla onaylasa da cevap yazmadı bu mesaja. Bekleyen işleriyle ilgilenmek için kendi iş yerine geçti.
Terapist işe başladıktan sonra Elif’in kendini daha iyi hissettiğini rapor etmişti. Artık geçmişle fazla yüzleşmiyor, daha çok geleceğe dair konulardan bahsediyordu. Bu da olanları atlatmaya başladığının en büyük ispatıydı. Hayata yeniden tutunuyordu.
Derin, annesi ve Bülent’in endişelerini bilse de, Elif’in gerçekleri öğrenmesi gerektiğini düşünüyordu. Gelen bilgilere göre Aysun merkezden kaçmaya çalışırken yuvarlanmış ve kaburgalarını kırmıştı. Zihni gerçeklikten iyice koptuğundan, video çekmek için hasta bakıcıların telefonlarını çalmaya çalışıyor, kızının ünlü olunca onu bırakan bir hain olduğunu anlatıyordu. Ünlü bir mankenle yurt dışına kaçıp, annesini yüz üstü bırakmıştı ama Aysun nereye gitseler onları bulup bunun hesabını soracaktı. Zihninin uydurduğu bu sanrı yüzünden sürekli kaçma girişimlerinde bulunuyordu. Doktorlar aradan geçen bir yılda onun durumunun daha da kötüleştiğini ve iyileşme umudunun da giderek azaldığını söylediler. Son yapılan testlerde demans başlangıcı olduğu da tesbit edilmişti.
“Şizofrendi zaten o kız!” demişti Nurhayat hanım teşhisi duyunca elinde olmadan. Derin, konu Aysun bile olsa annesinin ağzından insanlar hakkında kötü şeyler duymaya alışık olmadığından şaşkın bakınca, “Demans oluyor muymuş, o yaşlarda da?” diyerek konuyu değiştirmeyi seçmişti.
“En azından aklı koruyor bizi ondan!” demişti Derin de, annesinin içi rahatlasın diye.
“Allahıma şükürler olsun!” diye yanıtlamıştı Nurhayat hanım da, hayattan ayrılmasına çok kalmadığını hissediyordu o da giderek. En azından o kızın geri gelmeyeceği kesinleştiği için gözü arkada kalmayacaktı ve neyse ki Bülent yeniden Derin’in yanındaydı.
“İkisinin yeniden bir araya geldiklerini de görsem başka bir şey istemem” diye dua ediyordu her gece.
Derin bir hafta sonu kahvaltıdan sonra, Elif’i odasında ziyaret etti. Elif her zaman yaptığı gibi hemen odasına kaçmıştı yemekhaneden sonra. Kapıyı açıp karşısında derneğin kurucusunu görünce şaşırdı biraz önce ama sonra toparlanıp içeri davet etti onu.
Düzenli ve sade bir odaydı burası. Ona teslim edildiği halinden fazla bir şey katmamıştı Elif odaya. Kendini buraya ait hissetmediğini gösteriyordu aslında bu ama Derin bir şey söylemedi. Bir çok kadın bir süre sonra ev gibi hissedebilmek için odalarına bir sürü detay ekliyorlardı.
Elif’in ortada görünen herhangi bir özel eşyası ya da objesi yoktu.
“Nasıl alışabildin mi çalışma hayatına diye sormaya geldim!” dedi tek kişilik çalışma masasının önündeki sandalyeye oturarak.
“Evet, elimden geleni yapıyorum. Çok teşekkür ederim!” dedi Elif. Şirketten bir şikayet için Derin’in geldiğini sanıp tedirgin olmuştu biraz.
“Bence gayet iyi gidiyorsun. Sınava girecek misin yine?”
“Evet, çalışıyorum. Burada da yardımcı oluyorlar kütüphanede ihtiyacım olan tüm destek kitaplar var!”
“Biliyorsun eğer istersen bir dershaneye gidebilirsin. Bağışçın seni destekleyecek!”
“Teşekkür ederim. Kendim çalışıyorum, daha fazla yük olmak istemiyorum!”
“Geleceğinle ilgili başka planların var mı?”
“Diploma alıp, çalışmaya devam edeceğim! Bir ev tutabilirim sanırım o zaman”
“Peki ya ailen? Onlarla ilgili bir şey düşünüyor musun?” dedi Derin, bir yerden konuya girmek istiyordu ama Elif çok çekingen davranıp, kısa cevaplar verdiği için yakınlık kuramıyordu.
Başını iki yana sallayıp, önüne eğdi Elif bu kez. Ailesi hiç bir zaman ona sahip çıkmamıştı zaten, geriye de bir şey kalmamıştı.
“Babandan haber alıyor musun?”
“Hayır!” dedi Elif sesi iyice alçalmıştı, “Babam olmadığını söylemişti zaten!”
“Peki gerçek babanın kim olduğunu söyledi mi?”
“Hayır bir isim ve telefon fırlattı suratıma, dayım olduğunu söyledi ama kağıt kayboldu!”
“Dayını bulmak ister miydin?”
“Hayır!”
“Neden?”
“Beni isteyeceğini hiç sanmıyorum!”
“Neden böyle söyledin ki?”
“Bir dayım olduğunu hiç bilmeden yaşadım hayatım boyunca, kardeşim de öyle! Bizi istiyor olsa ortaya çoktan çıkmış olması gerekmez miydi? Kardeşimin cenazesinde bile yoktu!”
Derin bir şey diyemedi bu sözlere, onun açısından bakınca olay öyle farklı görünüyordu ki. Oysa dayısı sırf onlar rahat etsin diye doğdukları günden beri bağışçılarıydı iki kızın da.
“Neyse!” diyerek kalktı sandalyeden, “Hepimizin hayatlarında zor zamanlar oluyor, zor insanlar da öyle! Bir gün beraber dışarı çıkmak ister misin diye sormaya gelmiştim aslında?”
“Dışarı mı?” dedi Elif şaşkınlıkla.
“Yani gezmeyi çok sevmiyorsan belki eve davet edebilirim seni, eğer istersen tabi!”
“Yük olmak istemiyorum, teşekkür ederim!”
“Annem evde çok sıkılıyor, kitap okumayı çok sever ama gözleri de görmüyor, belki arada bir gelip ona kitap okursun olmaz mı?” dedi Derin bu kez yük olma ruh halinden çıksın diye.
“Tabi seve seve!” dedi hemen Elif.
“O halde yarın kahvaltıya gel bize, seni alırım gelip. Annemle tanışmış olursun!” dedi ani bir kararla ve çıktı odadan.
Nurhayat hanımın ne diyeceğini bilmiyordu henüz bu konuya ama yeğeni ile yakın olmak için onu buranın dışında da görüp, güvenini kazanması gerekiyordu. Aslında bir an için kağıdın onda olduğundan ve dayısının kim olduğunu bildiğinden bahsetmeyi çok istedi ama henüz işine alışmışken, uzaklaşmaya kalkar diye vazgeçti söylemekten. Ayrıca bunu Bülent’e sormadan yapamazdı.
Nurhayat hanım “Derin neden yapıyorsun bunu?” dedi çaresizce
“Ondan kaçıyorsun çünkü ve o çocuğun bir yuvaya ihtiyacı var!”
“Ona bir yuva verdin zaten, burası onun yuvası değil!” dedi Nurhayat hanım ağlamak üzereydi.
“Anne sana bir şey söylemem lazım!” dedi Derin annesinin ellerini tutarak.
Nurhayat hanım kızının yüz ifadesinden, kaldıramayacağı bir şey duyacağını hissetti o an ve endişeyle yüzüne baktı Derin’in.
“Korkma!” dedi Derin yumuşak bir sesle, “Sadece şaşırtıcı bir şey duyacaksın!”
“İnan sürprizler için fazla yaşlıyım artık!” diye inledi Nurhayat hanım ama Derin artık herkes için bu konunun açığa çıkması gerektiğini düşünüyordu. İki aileden geri kalanlar olarak, bu kıza sahip çıkmalıydılar. Derneğin yapabileceğinden fazlasını yapabilirdi bir aile.
(devam edecek)