Hep sonradan – Bölüm 32

Kendini etrafındaki herkese yük olarak görme psikolojisinden henüz sıyrılamayan Elif, güvenilir bir yerde, fazla vasıf gerektirmeyen bir iş imkanı yaratılabileceğini duyunca çok sevindi. Artık kafasının içindeki tüm kabuslardan sıyrılıp, yeni bir amaca sarılmaya ihtiyaç duyuyordu. Dernek onu koruma altına alırken, annesinin durumunu da takip edip, ona bilgi aktarıyordu. Şimdilik Aysun’un normal insanların içine dönmesini sağlayamadığı rapor edilmişti. Derin bilmese de, Bülent adamını Aysun’u takibe yönlendirmişti. Çocuk kontrol altında olduğuna göre asıl tehlike her zaman ki gibi Aysun’du. Vasfi son yazdığı mesajdan sonra bir daha ortaya çıkmamıştı. Karısını ve kızını terk ettiği için artık Bülent’ten para koparmak için bir nedeni kalmamıştı ama geçmişin sırlarını ortaya dökerek tehdit etme potansiyeli hâlâ vardı. Bu yüzden Vasfi’nin de ne iş peşinde olduğunun takip edilmesi Bülent’in içini rahatlatıyordu. Bütün bunları artık sadece Derin için yaptığını kendisi de biliyordu. Elinden çalınan mutluluğu için umudu kalmasa da, o mutluluğun kaynağı olan kadını koruyabilirdi ki zaten bunu ona borçluydu.

Derin, Bülent’in desteğini aldıktan sonra, Elif’e bir adım daha yaklaşmak istiyordu ama Nurhayat hanım onunla aynı fikirde değildi. Bülent’in kıza destek olmak istiyor olması, şu an attıkları adımlardan fazlasını yapmaları için yolu açmıyordu. İkisi de vicdanlarını rahatlatacak kadar kızın temek ihtiyaçlarını ve güvenliğini sağlıyorlardı işte. Bundan sonra atacakları her adımı çok iyi düşünmeleri gerekiyordu.

Elif çalışmayı kabul edince, Derin hemen Bülent’i aradı. Bülent bu fırsatı kaçırmak istemediği için, “Detayları kahve içerken konuşalım!” dedi hemen. Derin o hafta gelen üç yeni kadınla ilgilenmek zorundaydı. İkisi bu şehirde kalmak istemedikleri için gitmek istedikleri şehirlerdeki diğer derneklerle iletişim kurması, hatta gerekirse kadınları oraya bizzat transfer etmesi gerekiyordu.

“Bir akşam buluşabiliriz o halde!” dedi Bülent, “İş çıkışı, yemek yeriz!”

“Annemi de çok bırakmak istemiyorum ama istersen bir akşam sen bize yemeğe gelebilirsin!” dedi Derin bu defa, geri çevirirse onu kıracağını tonlamasından anladığı için kabul etmek zorunda kaldı Bülent.

Nurhayat hanım Bülent’in sonunda onlara gelmeyi kabul etmesine çok mutlu oldu. Ayrıca konuyu yanında konuşacakları ve olan bitenden haberi olacağı için de sevindi. Bir kişi de olsa artık sağlığı yemekli misafir ağırlamaya elvermediği, Derin’de o hafta yoğun olduğu için, yemeği dışarıdan bir yemek firmasına sipariş ettiler. Derin özellikle, Bülent’in en sevdiği yemekleri seçmişti.

Bülent kapıyı çekinerek çalarken, elinde ayıp olmasın diye aldığı bir kutu tatlı paketi vardı. O da Derin’in sevdiği tatlıyı almıştı. Nurhayat hanım, yemek şirketinin getirdiği paketlerden çıkanları gördükten sonra, tatlı paketinden çıkanı da görünce, ikisi arasında o sözsüz nezaketin ve aşkın devam ettiğini hissedip daha da mutlu oldu. Bu çocukların elinden çalınan yıllar bir an önce telafi edilmeliydi artık. Belki de bu çocuk göz korkuturken, ikisinin yeniden bir araya gelmesine vesile olacaktı. Dünyaya gelirken ayırdığı bu aşıkları, şimdi bir araya getirecekti belki.

“Derin bu tatlıyı çok sever, unutmamışsın!” dedi Nurhayat hanım ve gülümsedi Bülent’e bakarak.

Bülent Nurhayat hanımın da jestini anlayacağını tahmin etmediği için kızardı biraz, “Afiyet olsun efendim. Umarım siz de seviyorsundur!” dedi nazikçe.

“Ben tatlıyı seviyorum ama tatlı beni sevmiyor oğlum!” diye kıkırdadı Nurhayat hanım, “Derin’de Bülent bu yemekleri sever diye hazırlattı bunları!”

Bu defa Derin kızarıp önüne baktı.

“Teşekkür ederim!” dedi Bülent aynı nezakatle ve yüreğine kocaman bir sıcaklık yayıldı. Tüm o kötü şeyler olmasa belki şimdi kendi evlerinde Nurhayat hanımı ağırlıyor olacaklardı. Derin birazdan gülümseyerek ona bakıp, “Sürahiyi getirir misin tatlım?” diyecek, o da hevesle kalkıp, karısının istediğini yerine getirecekti. Şimdiye kadar okul çağına gelmiş olan çocukları televizyonun başından kalkıp, masaya gelemediği için Derin yine sevgiyle kocasına bakıp, onu ikna etmesini isteyecekti. Masaya oturmaya fırsat bulamadan, bu defa annesinin kopyası olan kızlarını ikna etmek için yere onun yanına çömelecek ve boynuna burnunu sokarak onu gıdıklayacak, kızı da kıkır kıkır gülerek babasına sarılacaktı. O da kaptığı gibi, getirip masaya anneannesinin yanındaki sandalyeye oturtacaktı onu.

Derin ikinci kez “Bülent?” diye seslenince düşünceleri hızla masaya döndü.

“Özür dilerim, bir şey geldi aklıma, çok pardon!” dedi utanarak.

“Şu iş meselesini konuşalım diyorum. Annem de merak ediyor!”

“Evrak bölümünde çalışabilir, çok yazılı evrak dağıtımı yapmıyoruz ama bilgisayar ortamında takip numarası verme, havale gibi işler oluyor. Gelen evrak, giden evrak gibi kolayca yapabileceği bir iş!”

“Ücreti nasıl olacak?” dedi Nurhayat hanım.

“Şimdilik asgari ücret, diğer çalışanları huzursuz edecek bir maaş düzenlemesi yapamam!”

“Zaten olmaz, yapma!” dedi Derin.

“Evet yapma!” dedi Nurhayat hanım da.

“Ay başına bir şey kalmadı. Gelip insan kaynakları bölümü ile görüşsün, giriş işlemleri yapılsın, ay başında da başlar!”

“Harika, beklemek için bir neden yok bence de!”

“Ben mi gelip alayım onu, ilk gün yani, sen mi getirirsin? Nasıl olacak?”

“İkinizin de özel muamele yapıyor olması dikkat çeker!” diye araya girdi Nurhayat hanım hemen.

“Kendi gelebilir, o yetişkin bir kız, cahil değil!”

“Anlaştık o zaman!” dedi Bülent. Bir akşam yemeğinde konuşulacak kadar uzun değildi konu ama o da kendini iyi hissetmişti gelince. Masadan kalkıp, tatlıları ile kahvelerini içtiler. Birbirlerini eskiden beri tanıyor olsalar da, geçmişten bahsetmemek için hepsi ayrı bir çaba sarf ediyordu. Hâl böyle olunca, Bülent davalarından, Derin’de kadınlardan anlatmaya başladı. Nurhayat hanımın ruhu sıkıntılı şeyler dinlemeyi kaldırmadığından, kahvesi bitince, namaz kılacağım diyerek yanlarından ayrılıp, odasına geçti.

“Ona gerçeği söylemeyi düşünüyor musun?” dedi Bülent kalkmadan önce.

“Kime? Anneme mi, Elif’e mi?”

“İkisine de!”

“Anneme şimdilik söylemek istemiyorum. Daha kızla hiç karşılaşmadı. Ben peşimi bırakmaz, onunla konuşup, kaynaşır ben de kolaylıkla söylerim diye düşünmüştüm ama umduğum gibi olmadı. Elif geldiğinden beri derneğe gelmiyor!”

“Geçmişle yüzleşmek hiç birimiz için kolay değil!” dedi Bülent gözlerini indirerek.

“Artık geçmişten kurtulmak zorundayız, olanlar, o andaki geleceği çaldı elimizden ama kalanı çalmasına biz izin veriyoruz”

“Nasıl?”

“Olan oldu Bülent, hiç birimiz ne değiştirebilir, ne de telafi edebiliriz. Her şeyin yenisini yaşamalıyız artık!” dedi Derin bu defa gözlerini Bülent’in gözlerinden ayırmadan. Bülent bir adım daha atıp, onu kollarına almak için içinde dayanılmaz bir istek duysa da, kendini kontrol etti.

“Bana öğretmen gerekecek!” dedi umudunu belli etmek istemeyen bir sesle.

“Bunun için yardımına ihtiyacım var!” dedi Derin de fısıldayarak ve ona doğru bir adım attı gerçekten.

Bülent mesajı doğru alıp, almadığından emin olamadığı için kaldı öylece ama nefesi giderek hızlanınca paniğe kapıldı birden. Tam bir adım geri atacaktı ki, Derin fırsat vermeden ona doğru bir adım daha atıp kollarını beline doladı ve başını onun göğsüne bıraktı. Bir süre kollarını kaldırıp ne yapacağını bilemeyen Bülent, Derin’in sessizce ağladığını fark edince, refleks olarak sarıldı ona ve “Daima yanında olacağım bundan sonra!” diye mırıldandı onu göğsüne bastırırken. Bir süre konuşmadan beklediler öylece. İkisinin de yıllardır çok ihtiyacı vardı böyle kucaklanmaya. Sonunda Derin “Teşekkür ederim!” diyerek ayrıldı Bülent’in kollarından ve dostça bir kucaklaşmaymış gibi yapıp vedalaştılar. Bülent o sıcaklığı unutmamak için arabada sessizce oturdu bir süre.

(devam edecek)

Yorum bırakın