Hep sonradan – Bölüm 30

Elif doğduğundan beri bir evi olsa da hiç bir zaman bir yuvası olduğunu düşünmemişti. Bir çocuğun barınma ve bakım ihtiyacının yanı sıra en büyük ihtiyaçları sevilmek ve güvende hissetmekken, bu iki duygu da Elif’in yabancısıydı. Komşuların ona sağlamış olduğu güzel ortamlar ve destekler elbette önemliydi ama yaşamı boyunca, etrafındaki diğer çocukların aileleri birlikteliklerini ve yaşamlarına şahitlik etmişti. Hepsinden önemlisi de kardeşi gözlerinin önünde, aynı evin içinde ve aynı ailede bambaşka bir hayat yaşamıştı. Yaşamına mal olan bir hayat olmuştu bu yaşam ama çocukken Elif’e hissettirdiği şey bu değildi. Bazen kendini kız kardeşinin yerine koyuyordu hayallerinde ve ona sağlanan tüm imkanlar ve sunulan sevgiyi hissetmeye çalışıyordu uyumadan önce. Sonra elinde olmadan göz yaşlarına boğuluyor, burnu tıkandığı için bir türlü uykuya dalamıyor ve her sabah çok yorgun uyanıyordu. Hayatı boyu yerinde olmak istediği kişi Müge’ydi, şimdi onu kaybettikten sonra aslında annesinin en büyük zararı ona değil de kardeşine verdiğini fark etmişti. Kardeşini kıskanmak yerine korumayı bilebilse, belki şimdi hayatta olabilirdi. Aslında babası onu evden fırlatıp atarken belki de tüm hayatı boyunca sorduğu bir soruyu da yanıtlamıştı.

“Sen benim kızım değilsin!”

Bu cümle Müge’nin neden farklı bir hayat yaşadığını anlatıyordu tek başına. Babası Vasfi değilse, belki Aysun’da annesi değildi. Nasıl olup da bu ailenin içine düşmüş olduğunu kendisi de bilmiyordu ama bu ailenin çocuğu olmama düşüncesi garip bir şekilde de içini rahatlatıyordu. Sanki yıllar boyu ailesi onu dışlamış değil de, o bu ailenin çocuğu olmayı hiç istememiş gibi hissediyordu şimdi.

Derin onun söylediklerinin hepsini dinlemediğini fark etmişti. Dikkatini onun sözlerine veremeyecek kadar bitkin ve kafası karışık görünüyordu. O yüzden sakince söylediklerini tekrarladı bir kaç kere. Elif yine yanıt vermeyince, “Tamam mı?” dedi en son.

Elif aslında, onun söylediği her şeyi duyuyordu. Onun için iyi bir şeyler söylendiğini de anlıyordu ama şu yataktan kalkıp da, daha iyi koşullarda bir yatağa gidecek dermanı yoktu. Tek istediği bu yatakta yaşayıp, sonra da sessizce ölüp gitmekti. Buraya kadar olan kısmı yaşayıp, sonrasını kış uykusu gibi uykuda geçirmek daha kolay geliyordu. Sanki yıllardır uyumamış gibi uykusu vardı. Aslında yıllardır sahiden de şimdi olduğu gibi özgür ve rahat uyumamıştı. Hep tedirgin, mutsuz, hep ortalıkta uyuyordu. Şimdi ise dört duvar arasında tek başına sessiz bir evdeydi. Hayatın kalanını geçirmek için bundan daha iyisini düşünemeyecek kadar bilmiyordu yaşamı galiba.

“Yorgun olduğunu biliyorum!” dedi Derin, “İnan bana bu yolculuğa değecek! Ben hazırlıkları yapıyorum. Yola çıkacağımız zaman geleceğim. Muhtemelen yarın olur!” diyerek kalktı yanından ve odadan çıkıp Ayla hanıma onu ikna ettiğini söyledi. En azından itiraz etmediğine göre, onunla gelecekti. Ayla hanımdan Elif’in eşyalarını istedi, yolda giyebileceği rahat bir giysi ayarladıktan sonra, torbaları götürüp arabasının bagajına attı. Dernek işlerinde de kullanmak için büyük bir araba almıştı. Yol boyunca Elif’i arka koltuğa yatırmayı planladığından, civardaki çeyizcilerin birinden bir yastık, çarşaf ve ince de bir pike aldı. Sonra derneği arayıp birini getireceğini ama tek kişilik odalardan birini ayarlamalarını istedi. Yol için de bir kaç parça atıştırmalık ve içecek alıp arabaya koyduktan sonra yeniden Ayla hanımın evine geldi. Ona da yeğenine sahip çıktığı için bir nevresim takımı hediyesi almıştı. Ayla hanım hiç beklemediği bu hediyeye mutlu oldu.

“Teklif ettiğiniz için soruyorum, bu gece kalmamda bir sakınca var mı? Elif’in odasında kalırım ben! Yarın da yola çıkarız!”

“Yo hayır! Kalın tabi, çocuğu kurtarın!”

“Tamam! Teşekkürler!” dedi Derin ve yeniden Elif’in odasına girdi. Ayla hanım, bir saat sonra bir şişme yatak ve pike takımı getirip bıraktı. Bir tabağa da biraz bisküvi ile yanına sıcak çay koymuştu. Derin geri döndüğünde Elif gözleri kapalı ve uykuda göründüğü için yer yatağına oturup sessizce bekledi yanında. Akşam, Ayla hanımın getirdiği iki tas çorbanın birini kendi elleriyle içirdi Elif’e. Onu doğrultup, oturttuğu için yüzünü de daha net görebilmişti böylece. Devran’ın gözleri ile bakıyordu Elif, saç ve göz rengini de babasından almıştı. Elinde olmadan sevindi annesine benzememesine.

Elif çorbasını içtikten sonra kendiliğinden kayıp yatmıştı yine, o konuşmak istemeyince Derin’de zorlamadı fazla. Sadece uyumadan önce yarın sabah yola çıkacaklarını hatırlattı bir kez daha. Elif başını sallar gibi yaptı ama Derin bunun bir onay olup olmadığını tam anlayamadı. Ona halası olduğunu ve aslında güvenle alıp eve götürmek istediğini söylemeyi tercih ederdi ama Aysun ile yaşadıklarından sonra annesinin dediği gibi temkini elden bırakmamakta fayda vardı. Ayrıca şimdi bir de gerçek babası ile olanları anlatmak kızın kaldırabileceği bir ruh hali yaratmayabilirdi. Sabah erkenden kalktı ve Elif’i de kaldırıp giyinmesine yardım etti. Ayla hanım büyük bir sorumluluktan kurtulduğu için çok mutluydu. Gitmeden yesinler diye onlara evdekilerle bir kahvaltı hazırlamıştı. Sessizce hazırlananları yedikten sonra, Ayla hanımla vedalaşıp yola çıktılar. Elif sanki daha önceden haberi varmış gibi, arka koltuğa geçip uzandı hemen.

Derin’de kendi düşüncelerine dalarak sessizce sürdü arabayı. Yol boyunca bir kez tuvalet, bir kez de yemek molası verdiler. Derin molalarda ona gidecekleri yeri ve neler olacağını anlattı özetle. Psikolojik destek alacak, konforlu ve kendine ait banyosu olan bir odada kalacaktı. Sosyalleşmek zorunda değildi, spor yapmak ya da kitap okumak isterse bunun için özel salonları vardı. Kendini toparlamak ve hayata yeniden tutunmak için ona tüm imkan ve desteği sağlayacaklardı. Yol boyunca onun bir kaç kez ağladığını fark etse de bir şey söylemeden arabayı sürmeye devam etti. Tüm hayatı boyunca ve bu son yaşadıkları gerçekten kolay şeyler değildi.

Elif’i dernekteki görevlilere teslim edip eve geldiğinde annesi onu dört gözle bekliyordu. Ona kısaca olanları anlattıktan sonra, sıcak bir duş aldı. Nurhayat hanım kızının bu çocuğa kendini çok kaptırmasını istemiyordu. O da üzülmüştü başına gelenlere elbette ama derneğin desteklediği diğer insanlardan farklı bir anlam yüklensin istemiyordu kızı için. Normalleşmesi için zaten dernek olarak ellerinden geleni yapacaklardı. Hayatlarının bir parçası olmasına gerek yoktu.

Elif yeni geldiği bu yere karşı bir ilgi göstermeden ona verilen odaya girdi. En azından başkasına ait bir yerde olmamak rahat hissettirmişti. Ayla hanımın evinde, tıpkı Aliye hanımlarda hissettiği gibi kendini yük olarak gördüğü için yatakta sağdan sola bile dönmeye çekiniyordu. Şimdi bu odanın sadece ona ait olduğunu, karşılığında da ondan bir şey istemediklerini anlamıştı. Babasının fırlatıp, Ayla hanımın topladığı çöp torbalarındaki eşyalar, dolabın önüne yere dizilmişti. Kocaman beş torbaya baktı, çöp torbalarına konup getirilmişti şimdi buraya hayatı. Aslında kendini tam da bir çöp torbası gibi hissediyordu. Babası ya da öyle sandığı adam onu bu torbalarla birlikte çıkarmıştı kapının önüne hiç geçmişleri olmamış gibi. Kapısını açıp banyoya baktı. Bir duş, bir klozet, küçük bir lavabo, bir plastik terlik, kullanılmamış bir diş fırçası ve macun ile temiz havlular vardı. Annesi kardeşi ile aynı banyoyu kullanmasına izin vermezdi. Müge’nin pahalı kozmetik ürünlerle dolu jakuzili bir banyosu vardı. Annesi ve babasının da kendi odalarında bir banyoları olduğundan, kimse evde yokken Elif o banyoda kendine marketten alınmış ayrı şampuanı ve sabunu ile yıkanır çıkardı. İlk kez kendine ait bir banyosu olduğunu düşününce, üzerindekileri çıkarıp, duş kabinine girdi ve suyu açıp ısınmasını bekledikten sonra yere oturup sıcak suyun altında uzun uzun ağladı.

(devam edecek)

Yorum bırakın