Aysun ve kızının yaptıkları ile baş edemeyen okul yönetimi, diğer velilerin şikayetlerini de göz önüne alarak, zaten başarısız olan Müge’yi okuldan atmak zorunda kaldı. Eğitim gibi bir amaçları olmayan anne kız, artık ünlü olduklarından zengin okul arkadaşlarına ihtiyaçlarına olmadığına karar verdiklerinden hiç umursamadılar. İkisi de sürekli ellerinde telefon, Müge’nin videolarını çekiyor, alışverişlere gidip, kendilerini hayatlarının her anıyla teşhir etmeye devam ediyorlardı. Tabi yaşı ilerledikçe, bedeninde değişiklikler olmaya başlayan Aysun da kızı ile birlikte estetikçilerden çıkmıyordu. Aysun’un, Müge’de başaramadığı tek şey kilo kontrolüydü. Ne yaparsa yapsın Müge annesinden gizli ne bulursa yiyordu. Aysun kelepçe ile çözemediği kilo sorununu bu defa zayıflama ilaçları ile çözmek için kızına kutu kutu ilaç içirmeye başladı. Bülent’in gönderdiği paralar onların masraflarına yetişmediği için, sosyal medya hesapları ve marka reklamları üzerinden kazandıkları paralarla istedikleri her şeyi yapmaya devam ettiler.
Tüm bunlar yaşanırken, kendi başına lise sona kadar başarıyla gelmiş olan Elif, öğretmenlerinin bir kaçının haline acıyıp, onu hafta sonu kurslarına çağırmaları ile üniversiteye hazırlanmaya çalışıyordu. Normalde devlet okulu da olsa, paralı yapılan bu kurslara kayıtsız öğrenci olarak katılıyordu. Onu seven bir kaç öğretmeni durumu okul müdürü ile görüşüp, kayıt dışı olarak destek vermeye ikna etmişlerdi. Onun gibi başarılı bir öğrenci, ailesinin elinde mahvolacaktı yoksa.
Bülent, kız kardeşi ve küçük kızının sosyal medya hesabının da öğrenmişti elbette. Daha on sekizine bile gelmemiş olan yeğeninin dönüştüğü “Yaratığı” görünce şoktan şoka giriyordu.
“Ona çocuk bile diyemem!” diyordu Derin’e anlatırken hayretler içinde “O resmen bu dünyadan olmayan tuhaf bir yaratık gibi!”
Derin sinirleri daha da bozulmasın diye hesabı da, kızı da görmek istemiyordu. Onun ilgilendiği küçük kız değildi zaten. Onun için de üzülüyordu elbette ama Aysun varken o çocuğa yardım etme şansı zaten yoktu. İkisi de Aysun’un eline koz verip yeniden üstlerine sıçratmak asla ve asla istemiyorlardı.
Derin sırf Elif’i desteklemek için okulla iletişim kurup, maddi olanak sağlayabileceklerini teklif etse de, Bülent Aysun’un bundan haberi olabileceği gerekçesi ile ikinci kez bu destek teklifini geri çevirdi. O istediği için çocuğu takibe almıştı, duyduğu her şeyi de aktarıyordu ama hepsi o kadardı. Daha fazlası ikisi içinde tüm hataları tekrarlamak olurdu. Ayrıca onu sadece uzaktan izliyorlardı, annesine ne kadar benzeyen huyları olduğunu kimse bilemezdi. Aysun da onlarla yaşarken hepsine masum ve cana yakın bir çocuk gibi görünürken, ellerindeki tüm güzellikleri çalıp gitmişti. Bu kızın da çevresine rol yaparak aynı yolu izlemediğini kimse garanti edemezdi.
“O kadar akıllı olsa annesi gibi gözde olmanın bir yolunu bulurdu, diğerine bak!” dese de Derin, Bülent’i ikna edemedi. Bülent masumiyet ve çocukluğa bir kez daha kanamayacak kadar acı çekmişti Aysun yüzünden.
Elif’in sınava girmesine bir kaç ay kala, hayat hiç birinin ummadığı bir şekilde yine değişmeye başladı. Müge midesindeki kelepçe ve üzerine alıp durduğu zayıflama hapları yüzünden gece uykusunda ölmüştü. Aysun öğlen olduğu halde bir türlü uyanmayan kızını, yeni videolar çekmek için uyandırmaya gittiğinde onun soğumuş bedeni ile karşılaşmış ve sinir krizi geçirerek bütün apartmanı başına toplamıştı. İş seyahatindeyim diyerek geceyi sevgilisinin evinde geçiren Vasfi, komşuları arayıp, biricik kızlarının öldüğünü öğrenince, eve gelip kriz geçirmeye devam eden karısının boğazına sarılmıştı. Okulda olduğundan hiç bir şeyden haberi olmayan Elif, geldiğinde kardeşi hastane morguna götürülmüş, babası nezarete atılmış, annesi de kendine zarar vermesin diye elleri bağlanmış kız kardeşinin yatağında yatarken buldu. Komşuların bir kısmı Elif’i beklemek için Aysun’un başından ayrılmamışlardı. Hepsi bu aileyi uzaktan seyredip, bulaşmamaya çalışırken, olanlar ve vicdanları evin büyük kızına sahip çıkmaya zorlamıştı.
Elif anlatılanları duysa da, sabah çıkıp gittiği eve değil de kabus dolu bir başka eve gelmiş gibi hissediyordu kendini. Kız kardeşinin ölmesi nasıl mümkün olabilirdi. Annesinin boğazında kalan babasının el izleri ve bağlı ellerine baktıkça içinde baş edilemeyen bir dehşet büyümeye başlamıştı. İnsanlar sürekli yanlarında kalamayacakları için Müge’nin cenaze işleri de halledildikten sonra onu annesi ile baş başa bırakıp, evlerine çekildiler. Bunca zamandır görmeze gelinmeye alışık olan Elif, şimdi olanları görmeze gelmek istiyor ama yapamıyordu. Kız kardeşinin odasında yerde oturmuş, yatağın üzerinde kıvranıp, bağırmaya devam eden annesini izliyordu korkuyla. Sabaha kadar Aysun’un bağırmaları kesilmeyince, komşular aralarında konuşup, kadının çocuğun başından alınıp, bir yerlere yatırılması gerektiğine karar verdiler. Vasfi nezarette olduğundan Elif’le, cenazeyle veya Aysun ile ilgilenecek kimse yoktu. Kimse bu ailenin akrabaları hakkında fikir sahibi değildi.
Sonunda belediyelerin bu tür bakım hizmetlerini hatırlayan bir komşu destek ekiplerini çağırıp Aysun’un devlete ait bir merkeze götürülmesine ön ayak oldu. Görevliler odaya girip, annesini tüm direncine rağmen evden çıkarırken Elif göz yaşları içinde kalakalmıştı. Aliye hanım ve İbrahim beyin bu kızı küçüklüğünden beri desteklediği bilen bir komşuları, Elif’i alıp kendi evine çıkardı annesi gidince. Kız kardeşinin cenazesine apartmandan bir kaç komşu dışında, aileden kimse gidemedi böylece. Çocuğun daha da kötü hissetmemesi için kendi aralarında Elif’i götürmemeye karar almışlardı. Elif kendi evi gibi yabancı hissettiği ve adını bile bilmediği komşu kadının evinde iki gün hiç konuşmadan kaldı. Polis sakinleşince Vasfi’yi serbest bırakmıştı. Vasfi eve gelince, Elif’te mecburen eve geri döndü.
Ancak dayanacak hiç bir şey bulamadan oradan oraya savrulan zavallı Elif’in çilesi burada da bitmeyecekti. Kendi kızı ölmesine rağmen, bunca zaman üzerine bile titrenmeyen Elif’in canını yakmak isteyen Vasfi, çocuk daha komşudan gelir gelmez, “Sen bu eve ait bile değilsin, söyle dayına gelip seni alsın!” diyerek tuttuğu gibi dışarı attı. Babasının sert bir şekilde kapının önüne fırlattığı kız canı yandığı için inlerken, Vasfi, “Git babanı bul, dayını bul, defol git!” diye bağırıp duruyordu. Sonunda hırsla içeri gidip, telefonunda kağıda yazdığı Bülent’in telefon numarasını kızın yüzüne fırlatıp, kapıyı kapattı.
İki gün Elif’i evinde misafir eden komşu, daha Elif iner inmez apartmanda kopan yaygarayı duyunca, hemen aşağı indi. Vasfi biraz da onu merdivenlerde gördüğü için kapıyı çarpmıştı. Tam eğilip, “Elif, kızım iyi misin?” demeye kalmadan, Vasfi yeniden kapıyı açıp, Elif’in odasından eşyalarını getirip, getirip, ikisinin başına fırlatmaya başladı.
“Sen ölmeliydin, beni kızım değil!” diye bağırıyordu bu kez.
Elif babası sandığı bu adamın söylediklerini anlayamıyordu bile artık, sadece komşu kadın anlamıştı, Vasfi’nin aslında kızın öz babası olmadığını.
Uzun süredir tek başına yaşayan Ayla hanım, insanlardan elinden geldiğince uzak duran bir kadındı. Bu aileden oldu olası, hiç haz etmediği için görünce merhaba bile demezdi aslında ama ne olduysa Elif’e acımıştı bir kere. Şimdi ise çocuk olduğu gibi başına kalmış görünüyordu ve altından kalkamayacağı kadar da derdi vardı. Vasfi’yi bir kaç gün önce karısının boğazını sıkarken gördüğü için o kafalarına bir şeyler fırlatırken ağzını açıp bir şey söyleyemedi. Vasfi yeniden çarparak kapıyı kapadığında, Elif’i tutarak zorla merdivenlerden çıkardı ve eve soktu. Kızın bir yerinin incinip incinmediğini bile bilmiyordu, sonra eline bir çöp poşeti kapıp, hızlıca aşağı indi yeniden ve Vasfi’nin fırlattığı her şeyi poşete koyup yeniden, yukarı çıkıyordu ki, Vasfi, yeniden kapıyı açıp fırlatmaya devam etti. Üç tur daha fırlattıktan sonra evde Elif’e ait bir şey bulamadığı için bir daha kapıyı açmadı. Ayla hanımda atılan her şeyi alıp yukarı çıkardı.
(devam edecek)