Hep sonradan – Bölüm 25

Derin, büyük travmalı insanlarla çalışa çalışa, psikolog olmasa da vücut dili okumayı çok iyi öğrenmişti. Bülent’in beklediğinden çok daha derin bir girdabın içinde boğulmak üzere olduğunu hissedince, uzanıp onu çıkarmak istedi. Elini uzatıp, onun fincanı karıştırıp duran elini tuttu ve kaşığı alıp masaya bıraktı.

“Belki de bu konuyu konuşmanın zamanı gelmiştir!” dedi yumuşak bir sesle. Aslında kendisi de hiç girmek istemiyor olsa da, Bülent’e duyduğu sevgi ve şefkat duygusu baskın gelmişti bir kere.

Bülent neredeyse geldiklerinden beri ilk defa bakışlarını kaldırıp onun yüzüne baktı, “Gerçekten çok özür dilerim!” dedi sesi titreyerek.

“Ne için?” dedi Derin, onu biraz daha çözmek için.

“Ben, onun yaptıkları ve bizim yüzümüzden başınıza gelen her şey için!”

“Sen benim başıma gelen en güzel şeydin!” deyiverdi Derin elinde olmadan ve bakışları kaçırma sırası ona geçti, “Olanlar senin suçun değildi!” dedi sonra elini çekip arkasına yaslanarak.

“Yine de benden kaçmayı seçtin!”

“Hayır!” dedi Derin, “Senden değil, kendimden kaçıyordum ben!”

Durdu Bülent bir süre sessizce, “Neden geri gelmedin o zaman?” dedi sonra mırıldanır gibi, “Ben sana doğru bir adım atmıştım.”

Derin şimdi içini dökmeye hazır değildi, onun da travmaları tetiklendiği için konuyu kendinden uzaklaştırma ihtiyacı hissetti.

“Onu takip ettirdiğini söyledin! Neden?” dedi kararsız bir ses tonuyla.

Bülent’te bu kaçışa ihtiyaç duyduğu için onun pasını aldı hemen “Vasfi çok para istemeye başlamıştı. Yani iki çocuğun masrafı çok oluyor deyip duruyordu!”

“İki çocukları mı var?” dedi Derin, kendisi de niye şaşırdığını anlamamıştı.

“İkincisi Vasfi’den!” dedi Bülent.

Aysun’un gerçekten hamile olduğuna hiç inanmayan Derin, baktı Bülent’in yüzüne “İlki?” diye sordu emin olmak için.

Bülent onun ne demek istediğini anlayamadı, kendisi gibi onun da başından beri bir yeğeni olduğunun farkında olduğunu sanıyordu. Sessiz kalınca, Derin sorusunu yineledi.

“İlk çocuk kocasından değil mi?”

“Hayır elbette değil, şeyden işte! Ağabeyinden!”

Derin’in kocaman açılan gözleri ve renginin bir anda kağıt gibi olmasından, bir şey olduğunu anladı Bülent ama anlam veremedi. Kendi kafası da öyle karışıktı ki, baktığı dosyalardaki herkesin yüzünü okuyarak bin türlü anlamlar çıkarabilen o güçlü yargıç Derin’in karşısında sanki altı yaşında bir çocuk oluyordu.

“Devran’dan hamile miydi yani o gerçekten?” dedi Derin şaşkınlığını saklayamayarak.

“Evet, elbette. O, yani karısı, o yüzden!”

“Yo!”

“Bilmiyor olamazsın değil mi?”

“Ben bu hamilelik olayının Yurdagül’ün canını yakmak için söylenmiş bir yalan olduğunu düşünmüştüm!”

“Yalan mı?” dedi Bülent, “Biz aslında bu konuyu hiç konuşmadık değil mi?”

“Hayır!” dedi Derin ne diyeceğini bilemez görünüyordu.

“Bir şey fark eder mi?” dedi Bülent bu defa.

“Şey! Ben bilmiyorum aslında, böyle bir şey üzerine hiç düşünmedim!”

“Hayatına sadece karmaşa getiriyorum ben senin!” dedi Bülent sıkıntıyla, kahvesini bir dikişte bitirdi ve hesabı istemek için elini kaldırmak üzereydi ki, durdurdu Derin.

“O çocuktan bahsetmeni istiyorum bana? Sen gördün mü?”

Bülent kısa bir tereddüt anından sonra Derin’in gözlerinin içine bakınca devam etti.

“Ben sadece fotoğraf gördüm, ergenlik çağında şimdi! Yani o da bir kaç ay önce aslında. Öncesinde hiç ilgilenmemiştim!”

“Adı ne?”

“Elif sanırım, evet adı bu, küçük olan Müge!”

“Aman Allahım ağabeyimin bir çocuğu varmış!”

“Sen onunla görüşüyor musun, Devran’la yani?”

“Hayır, Yurdagül’ün cenazesinden sonra ortadan kayboldu biliyorsun. Bir daha da hiç ortaya çıkmadı. Ben bazen onun, kardeşinle olduğunu düşünmedim değil!”

“Hayır onunla değiller, bundan emin olabilirsin!”

Umursamaz bir şekilde omuz silkti Derin “Umarım mutlu bir çocuktur!” dedi sonra, “Annem bir torunu olduğunu duysa ne yapar bilmiyorum.”

“Ben özür dilerim! Gerçekten!”

“Senin özür dilemeni gerektiren hiç bir şey yaşanmadı aramızda Bülent!” dedi Derin kararlı bir sesle, “Gerçekten!”

“Mutlu bir çocuk değil!” dedi Bülent cevap veremediği için kaçmak istedi yine.

“Neden?”

“Annesi Aysun çünkü! Anladığım kadarıyla ikinci çocuğuna düşkün ama büyüğü pek sevmiyor!”

“Onunla görüşmediğin halde bu sonuca nasıl vardın?”

“Detaylı bir araştırma yaptırdım. Yani Vasfi’nin anlattıklarından emin olmam gerekiyordu! Kardeşime zaten güvenmiyorum!” dedikten sonra açılıp, dosyadan öğrendiği her şeyi Derin’e bir çırpıda anlatıverdi.

“İnanamıyorum!” dedi Derin, “Zavallı çocuğa neler yaşatıyor kim bilir?”

“Biliyor musun sana anlatmak iyi geldi!” dedi Bülent nihayet gülümseyerek

“Evet, lütfen onunla ilgili öğrendiğin her şeyi bilmek istiyorum bende!” diye yanıtladı Derin büyük bir ciddiyetle, kadın ve çocuklarla ilgili ayrı hassasiyetleri olduğundan o çocuklara takılmıştı, ikisini unutup.

“Tamam anlatırım!” dedi Bülent. Artık buluşmak için daha elle tutulur bir nedenleri olacaktı hiç değilse.

Aliye hanım ve İbrahim bey, Elif’e kendi torunları gibi davranmaya başlamışlardı iyice. Büyük anne ve büyük babasını ziyarete geldiğinde Asuman’da çok mutlu oluyordu onu görmekten. Gittikleri şehri ve oradaki okulunu sevmişti. Yine de özlüyordu tabi Elif ve buradaki okulunu. Aslında söylemese de artık anne ve babasının yanında olduğu için mutluydu daha çok. Elif’in durumunu bildiği için üzülmesin diye bu detaydan ona bahsedemiyordu. Aslında kimseye bahsedemiyordu henüz.

Müge şehrin zenginlerinin çocuklarının gittiği bir özel okula devam ediyordu. Aysun okul sayesinde yeni ve kendine göre ailelerle tanıştığı için çok mutluydu. Sırf onlardan biri ve hatta daha iyisi olduğunu ispatlamak için okul aile birliğine girmiş, sınıf grubunda da diğer velilere liderlik etme işine soyunmuştu. Kimse fazladan sorumluluk almayı sevmediği için onun bu öne atılışlarına kimse ses çıkarmıyordu. Aysun’un dikkati, okul ve veli grubuna kaydığı için Vasfi de iyice rahat etmişti. Annesinin sürekli kardeşinin okulunda ve velilerle birlikte olması Elif’i de çok rahatlatmıştı. Katıldığı etkinlikle okul ile ilgili olduğundan annesi giderken kardeşini de götürüyor, babası da zaten geç geldiğinden Elif evde kendi başına ve hor görülmeden rahat hareket ediyordu. Evde yemekleri ve temizliği yapan ve her gün gelen bir kadın da olduğundan, ailesinin sahip olduğu konforu onlar evde yokken tadabiliyordu. Böylece Aliye hanım ve İbrahim beylere de daha az uğramaya başladı. Her ne kadar onlara minnettar olsa, asıl orada kendini evinde gibi hissetse de, yük olduğunun farkındaydı. Artık büyüyordu ve bazı şeyleri çok daha rahat görüp, tartabiliyordu. Bir keresinde Aliye hanımın oğlu aramış, ne dediği tam anlaşılmasa da Elif’e “Yine mi orada o kız?” dedi gibi gelmişti. Aliye hanım konuşurken içeri doğru yürüdüğünden, ses dışarı çıksa da cümleyi net olarak duyamamıştı. Aslında kimsenin konuşmalarını dinlemiyordu tabi, sadece telefon çaldığında yan yana olduklarından konuşmanın başına kulak misafiri olmuştu. Bir ailesi olsa da tek başınalığa alıştırmıştı kendini. Artık genç bir kız olmanın eşiğine de geldiğinden daha çok içine kapanmıştı. Aliye hanım ve İbrahim bey de onun gelişlerinin seyrekleşmesini ergenliğine bağlıyorlardı. Eskiden olduğu gibi her şeyi anlatmıyor sorulara saf saf cevap vermektense düşünerek konuşuyordu.

“Bizim yapabileceğimiz daha fazlası değil!” demişti İbrahim bey, sonuçta Elif annesi, babası başında bir çocuktu, kimsesiz değildi. Her ailenin düzeni, yapısı farklıydı maalesef. Elif ve Asuman daha küçüklerken, bir kaç kere Aliye hanım sosyal hizmetlere şikayet edebileceklerini söylese de, konunun nereye varacağı belli olmayacağı için İbrahim bey izin vermedi. Elif ortaokulu bitirirken de Aliye hanım ve İbrahim bey taşındılar oradan. Artık yaşlandıkları için oğulları yakınlarına gelsinler istemişti.

Aysun’un dikkati Müge ve okulda, babasının da gözü dışarıda olduğu için eskisine göre rahattı Elif ama okuldaki diğer arkadaşları gibi bir yerlere gidip, moda olan şeyleri alıp giyecek parası olmuyordu hiç bir zaman. Çocukluğundan beri evde huzura hasret olduğu için de fazla umursamıyor, koşa koşa eve geliyordu hemen. Hiç bir zaman okulda çok arkadaş edinememişti zaten. İlkokula giderken çocukların acımasız alaylarına konu olmuş, insanlardan uzak durması gerektiğine karar vermişti Sonra Asuman’la yakınlaşması ve sürekli onlarla olması sayesinde daha normal gözüken bir çocuğa dönüşse de, dışlandığı günleri unutamadığı için kimseyle yakınlık kuramamıştı. Aysun gittikten sonra sadece güzel ders notu tuttuğu için arkadaşları ondan yardım istemişler, onun dışında da pek arayıp soran olmamıştı.

(devam edecek)

Yorum bırakın