Bülent’in kardeşi ve sözde ailesi hakkında topladığı bilgiler, Aysun’un yaşadıklarından zerre kadar ders almadığı gibi, kendi doğurduğu çocukları da mahvetmeye devam ettiğini gösteriyordu. Mahallede yaşayanlar, onlar sorulunca ilk önce zavallı Elif’in sefaletinden, Aysun’un anlamsız kibirli halleri ve kendi ve küçük kızının abartılı giyim anlayışlarından bahsediyorlardı. İki çocuğun bu kadar farklı görünmelerinin sebebini anlamak Bülent için zor değildi. Belli ki Devran’dan olan kızını sevmiyordu Aysun. Mahalleli çocukların babası olduğunu bildikleri Vasfi’den de pek haz etmiyordu. Para söz konusu olunca sinsi bir yılan gibi davrandığını herkes anlamıştı. Bülent’ten aldığı paralar dışında, borsa da kazandıracağını iddia ederek bir kaç kişiden daha para almış, üstüne çok gidince geri ödemelerini yapmıştı. Bir çok ailenin çocuklarını görüştürmek istediği bir aile değildiler. Üstelik iki çocuk da Vasfi’nin söylediği gibi koleje gitmiyordu. Küçük olan koleje giderken, büyük olan başından beri devlet okulunda okuyordu. Mahalleden birileri sahip çıkmaya başladıktan sonra çocuğun durumu ve hallerinde düzelme olduğu söylenmişti. Aile fertlerinin habersiz ve uzaktan çekilmiş ayrı ayrı fotoğrafları da gelen dosyanın içinde duruyordu.
Görünüşe göre Vasfi ile yolları para yüzünden epeyce daha kesişecekti. Yaşadıkları hayat tarzı, gelir düzeylerinin oldukça üzerindeydi. Bu hayat tarzıyla o mahallede kalmayı neden istemedikleri belliydi. Fotoğraflara uzun uzun baktıktan sonra, çocukların resimlerini ayırıp önüne koydu. Bu iki çocuk onun öz yeğenleri ve kız kardeşinden sonra, yegane akrabalarıydı. Büyük olan Derin’in de yeğeniydi aynı zamanda. Derin ile aralarındaki tek somut ve gerçek bağdı. Elif’in resmini alıp seyretti biraz. Hafif de olsa benziyordu halasına. Yurdagül’ün ölümü bu çocuğun değil, tamamen onun dünyaya gelmesine neden olanların suçuydu. Sıkıntıyla iç çekip, fotoğrafı dosyanın içine soktu ve kaldırdı çekmecesine. Annesi öldükten sonra çoğu vaktini ofisinde dosyaların arasında geçirdiği için eve götürmek istememişti. Nurhayat hanım arada bir Derin aracılığı ile onu eve yemeğe davet ediyordu ama Bülent her seferinde bahaneler bulup, geri çeviriyordu. Tek istediği arada sırada kısa da olsa Derin’in görüp, kendini biraz iyi hissetmek ve sonra adandığı işine ve iyice soğuyan iç dünyasına geri dönmekti.
Derin de geçen yıllar boyunca değişmişti, sadece yaş almanın getirdiği değişiklikler değildi bunlar, daha çok yara almanın sonuçlarıydı. Yine de Bülent’i yeniden görünce onun eskiden tanıdığı o yumuşak kalpli, sevecen adam olmadığını anlıyordu. Öyleydi, içinde bir yerlerde duruyordu o Bülent çok emindi ama ne yazık ki Bülent bile artık onu bulamıyor gibiydi. Derneğe kadar gelip, odasına girdiğinde, aralarında kendiliğinden başlayan bir sıcaklık olur ve belki de geçmişe dönmenin bir yolunu bulabilirler sanmıştı. Ancak Bülent’in kısa anlar dışında bir iletişime girmeye yanaşmaması, istekli gibi görünürken, birden bire geri çekilmeleri Derin’in de kendini umutlanmaktan alıkoymasına neden oluyordu. Bunun uzun vadede kendini daha çok yıpratacağına karar verdiği için o da ikinci kez karşılaştıklarında ki sınırlarına geri döndü.
Dosya eline geçtiğinden beri hemen her gün açıp tekrar tekrar inceleyen Bülent, uzun zamandır görüşmediği Derin’e mesaj atıp, her zaman buluştukları yerde bir kahve içmeyi teklif etti. Derin her ne kadar bu görüşmelerin içinde bir şeyleri harekete geçirmesine neden olup, sonradan hayal kırıklığı ile neticelense de, zaafını yenemedi ve kabul etti.
Aralarına ördüğü duvarın arkasına geçmemek için büyük özen gösteren Bülent, önce biraz işlerinden bahsetti. Aslında konuşacak konu bulamadığı için her buluşmada istemsizce aldığı davalardan bahsediyordu. Derin’in kendini adadığı konulara yakın davalar anlatmaya özen gösteriyordu ki, Derin bir an önce topu ondan alıp anlatmaya başlasın, o da kendi sessizliğinde, sadece sevdiği kadını seyretsin. Her şey olup bittikten sonra yeniden başlayabileceklerine inanan Bülent’ken, Derin apar topar onun hayatından kaçıp, Bülent’in kendini istenmeyen olarak hissetmesine neden olmuştu. Olanların üzerlerinde yarattığı korkunç etkilerin sonuçları olsa da bu davranış, onsuz yaşayamayacağına inanan adamın yüreğinde çok derin yaralar açmıştı. Kız kardeşinin tüm ayıbını üzerine almış, onun duyması gereken tüm utanç ve azabı sahiplenivermişti. Sanki Aysun değil de Bülent, Derin’i aldatmış gibi suçlu hissetmişti kendini. Kardeşine çok yakın olmakla övünüp dururken, onun gerçek yüzü hakkında en ufak bir fikri olmayışı tokat gibi inmişti yüzüne. Bu sonraki buluşmalarda Derin anlamasa da, Bülent’i böyle davranmaya iten de bu utançtı hâlâ. Derin’in yeniden onunla görüşmeyi kabul etmesini, bir lütuf olarak görecek kadar değersizleştirmişti kendini bu ilişkinin içinde. Mesleğindeki güçlü, sert ve dik duruşu, karakterinin bu kısmını örtbas edip, hayata devam edebilmek için bir maskeydi sadece. Bülent’in içinde olup bitenden habersiz, Derin, kendi söylediklerinin sonuçlarını yaşadığının farkında bile değildi. O zamanlar Yurdagül’e karşı bir ihanet içinde olabileceği dürtüsü ile söylediklerinin şimdi aralarındaki duvarın asıl tuğlaları olduğunu bilmiyordu. Bülent’in annesinin hatırına yeniden ortaya çıkmış olduğunu sanıyordu o da kendi kendine. Rahmetli Hamide hanımın ısrarı ile gelmişti o gün, derneğe. Hasbelkader ortaya çıkmış bulunduğu için de şimdi ayıp olmasın diye büyük ihtimalle geri çekilemiyordu. Oysa daha olayların alevi üzerindeyken onunla evlenmeyi istiyordu geçmişte. Demek ki araya giren yıllar ve mesafeler onun içindeki alevi de soğutmuştu. Bunca yıl sonra hâlâ istenildiğini düşünmenin hayal kırıklığı acıtıyordu yüreğini. Yine de onun davetlerine karşı koyamıyor, her seferinde bir daha gitmeyeceğim demesine rağmen teklif gelir gelmez hemen kabul ediyordu.
Oldukça kalabalık kafenin, sıkış-pıkış masalarından birinde karşılıklı otururlarken, Derin yine kalkarken geldiğine pişman olacağını düşünürken, Bülent onu konuşturmak için konu arıyordu menüye bakar gibi yaparak. Sadece kahve bir kaç tatlıdan başka seçeneği olmayan kafenin menüsü beş dakikadan fazladır bakacak kadar uzun değildi. Sonunda garson gelip ne istediklerini sorduğundan, hiç düşünmeden zaten her geldiğinde söylediği kahveden istedi. Derin belki de bu buluşmalara son verip, Bülent’in hatır için çektiği bu eziyeti bitirebileceğini düşündü o an. Oturduğu rahatsız sandalyede biraz kıpırdandıktan sonra derin bir nefes alıp, ağzını açacaktı ki, Bülent ondan önce konuştu.
“Aysun’u takip ettirdim!” dedi pat diye.
Onların görüşüp, görüşmediklerinden bile haberi yoktu Derin’in. O yüzden bunun tam olarak ne anlama geldiğini anlayamadı ve yüz ifadesi ile de belli etti hemen.
“Onu o olaydan sonra hiç görmedim ve konuşmadım. Onlar, yani Vasfi ve o gittiler biliyorsun!”
Derin hafifçe başını salladı.
“Kocası, Vasfi yani, kardeşimin mirasını taksit taksit alıyor benden. Annem öyle bir söz vermiş!” dedi Bülent gözlerini kaçırıyordu Derin’den şimdi. Suçlu hissettiği bu konuya neden girmişti kendi de anlamamıştı, “Çok özür dilerim!” dedi sonra, garson araya girip, kahveleri masaya bırakıp gidene kadar devam edemedi. Fincanın yanındaki kaşığı alıp, şeker atmadığı kahveyi karıştırmaya başladı yavaş yavaş. Başını önüne eğmiş, iki kaşının arasındaki çizgileri derinleştirecek kadar kaşlarını çatmış, bir iç savaş yaşadığı her halinden belli oluyordu.
“Bana söylemek istediğin bir konu mu var?” dedi Derin henüz anlayamadığı bu ruh haline karşılık ne tepki vereceğini bilemiyordu, “Aysun ile ilgili bir şey merak ettiğimi sanmıyorum!”
Koca bedeniyle oturduğu sandalyede yok olmaya çalışır gibi “Haklısın!” dedi Bülent ve fincanı farkında olmadan daha sert hareketlerle karıştırmaya başladı
(devam edecek)