Hep sonradan – Bölüm 23

Bülent eski şehirlerinde yeni hayatlarını kurana kadar işlerine bir iki ay ara vermişti. Bu arada annesini iyi doktorlara götürüp baştan ayağa kontrol ettirmek istiyordu. Artık Derin ile aynı şehirde oldukları içinde elinde olmadan heyecanlanıyordu. Derin’in karşısına çıkmayı düşünmüyordu aslında ama yine de yolda karşılaşma ihtimali bile kalbini sıkıştırıyordu. Olanlara rağmen ona karşı hissettikleri hiç eksilmediği gibi yıldan yıla daha da artıyor gibiydi.

Hamide hanım da döndüklerinde Bülent’in, Derin ile yeniden görüşmeye başlayacaklarını umuyordu. Hiç istemese de sırf Bülent işlerine sarılmadan onunla konuşabilmek için istediği her doktora gitti. Artık doktor kelimesi bile kendini yorgun hissetmesine yetiyordu. Son yaklaşırken oğlunun yeniden mutlu olmasını görmek istiyordu artık. O da gittikten sonra hayatta tek başına kalmasına gönlü hiç razı değildi. Bu iki kalp, hiç bir suçları olmadığı halde kuracakları yuvadan vazgeçmek zorunda kalmışlardı ve mutluluğu en çok onlar hak ediyordu. Bildiği kadarıyla Derin’de Bülent’ten sonra kimseyle görüşmemişti ama Nurhayat hanımla konuşmayalı çok zaman olduğu için son durumlardan pek de haberdar değildi. Oğluyla konuşmadan önce Nurhayat hanımı arayıp hem geldiklerini söylemek, hem de Derin’i sormak istedi ama Nurhayat hanımın o arada numarası değiştiğinden ulaşamadı. Bu işlerden de çok anlamadığı için kadıncağızın onunla konuşmak istemediği gibi olmadık bir fikre kapıldı. Yine de Bülent istese Derin’i kolayca bulabilirdi. O yüzden oğluyla konuşup, eski dostları olan aileyle yeniden iletişim kurmaları gerektiğini söyleyecekti. Sonuçta ne yaşadılarsa beraber yaşamışlardı ve artık olay çoktan soğuduğuna göre yeniden görüşmelerini engelleyecek de bir durum yoktu.

Bülent doktorlara geliş gidişleri sırasında annesinin çeşitli yollarla açıp durduğu bu konuyu sadece dinledi. Hamide hanım oğlunun bu halinin şimdilik sıcak bakmadığını gösterdiğini biliyordu.

“Derin’le arkadaşlığını bari kesme!” dedi sonunda zavallı kadın.

“Biz onunla hiç arkadaş olmadık anne!” dedi Bülent onu kırmak istemese de ağzından çıkıvermişti bu sözler.

“Biliyorum aşıktınız ama madem öyle devam edemediniz hiç değilse arkadaş olun! Buda sana vasiyetimdir!” dedi Hamide hanım sesi titreyerek başını çevirdi cümlesini bitirince. O sırada doktordan dönüyorlardı arabayla. Annesinin çok üzüldüğünü fark eden Bülent “Tamam!” dedi mırıldanır gibi uzanıp tuttu onun güçten düşmüş elini. Yorgun bir gülümseme belirdi Hamide hanımın yüzünde.

Bülent yeni görevine başlayana kadar Derin ile bir iletişime geçmedi. Son doktor kontrollerine Hamide hanımın durumu hiç iyi çıkmamıştı. Annesi onun Derin ile görüşmesini isterken, kendisi de Nurhayat hanımla ile görüşmek istediğini söylemişti. Annesine sonuçların iyi çıkmadığından bahsetmeyen Bülent’in morali çok bozuktu ve aslında bu gerekçe ile Derin’i aramasında bir sakınca olmadığına kanaat getirdi. Telefonda geçiştirmek istemediği içinde öğleden sonra davasının olmadığı bir gün habersizce derneğe gitti.

Derin’e Bülent bey geldi diye haber verdiklerinden, gelenin kim olduğunu tam anlayamamış, odasına gönderebileceklerini söylemişti. Kapı açılıp da içeri yıllardır kalbine gömdüğü aşkının girdiğini görünce elindeki dosyaları yere düşürdü.

“Kötü bir zamanda gelmedim inşallah!” dedi Bülent çekinerek, Derin’i yeniden görmeyi defalarca hayal etmişti ama şimdi gerçekten karşısında görmek canını, hayal etmekten daha çok yakmıştı. Yorgun olması dışında neredeyse hiç değişmemişti.

“Hayır! Gel lütfen, iş için mi buradasın?” dedi Derin yerdeki dosyaları aldı ve normal davranabilmek için masasına oturdu

“Geri geldim, yani görev yerim burası artık!” dedi Bülent.

“Ha! Güzel olmuş. Yani öyle değil mi?”

“Şey, evet tabi. Çok uzun zaman oldu”

“Öyle!”

“Annem, anneni merak ediyordu, bir süredir haberleşememişler, ulaşamıyormuş sanırım! O iyi değil mi?”

“Annem iyi evet! Telefonu değişmişti onun aslında, demek ki bilemedi haber vermeyi!”

“Onca yıl bizden gizli görüştüler!” dedi Bülent gülümsemeye çalışarak.

“Evet!” dedi Derin’de gülümsedi. Yıllar sonra iki aşık da olsalar kaldıkları yerden arkadaş gibi devam etmeleri zor oluyordu, “Ben şey yaparım, söylerim geldiğinizi! Dur yazayım sana numarasını da!” diyerek masadan aldığı bir kağıda aceleyle annesinin yeni numarasını yazıp, uzattı Bülent’e.

Bülent sanki bir tek onun için gelmiş gibi kağıdı alıp ayağa kalkınca, Derin’in yüzünden bir hayal kırıklığı gelip geçti.

“Ben seni daha fazla meşgul etmeyim!” dedi Bülent kibarca, koskoca özgüvenli yargıç, öğretmenin karşısında suç işlemiş bir çocuk gibi beceriksiz hissediyordu kendini.

“Tamam!” dedi Derin iç çekerek “Nasıl istersen!” dedi ve elini uzattı veda etmek için bir iş görüşmesindeymişler gibi

Bülent’in yüzünde sıçradı aynı hayal kırıklığı bu defa, uzattı elini o da tokalaştılar. Bülent onun elini tutmayalı o kadar uzun zaman olmuştu ki, bırakamayacağından korktu ama bıraktı kendini kontrol edip. Tam dönüp gidecekti ki, durdu. O durunca Derin’de kulak kesildi hemen söyleyeceklerine.

“Bir kahve içeriz arada! Yani sen de istersen!” diye çıkıverdi Bülent’in ağzından.

“Tabi!” dedi Derin rahatlamış ama kendini ele vermek istemeyen bir gülümsemeyle “Sevinirim!” deyince Bülent’in sırt kasları gevşedi biraz ve başıyla selamlayıp, ayrıldı yanından. En azından yeniden iletişime geçebilmek için bir adım atmışlardı. Elindeki kağıda baktı gülümseyerek çıkınca, kalbinin yerini yeniden hissetmek iyi gelmişti.

Eve gider gitmez, annesine Derin’i ziyaret ettiğini ve annesinin telefonunu aldığını söyledi. Hamide hanımın yüzündeki mutluluk ifadesi görülmeye değerdi. Bülent o gece en azından annesini böylesine mutlu ettiği için gittiğine sevindi.

Ne yazık ki Hamide hanım, Nurhayat hanımı aramaya fırsat bulamadan bir kaç gün sonra uykusunda hayata gözlerini yumuverdi. Bülent erken uyandığını bildiği annesine işe gitmeden veda etmek için odasına girdiğinden onun çoktan soğumuş bedeni ile karşılaştı. Aklına gelen ilk şey bu şehrin onlara iyi gelmediği oldu. Daha yeni dönmüş olmasına rağmen bu defa da annesini almıştı elinden. Cenaze bilgilerini Derin’e de haber verdiğinden, Derin duyar duymaz annesini de alıp onun yanına geldi. Nurhayat hanım ona ulaşamadığı için üzülen eski dostunu, yeniden konuşamadan kaybettiği için çok üzülmüştü. Derin’de Bülent gibi o akşam döner dönmez annesine Bülent’in uğradığını ve döndüklerini söylemişti. Nurhayat hanımın telefonu değişirken Hamide hanımın telefonu da silinmiş ama o kızına biz görüşüyorduk diyemediği için yeniden ulaşmanın yolunu bulamamıştı. Yıllar sonra görüşüp, kavuşmak yerine cenazeye gitmek ona da ağır gelmişti. Eskiden olduğu gibi cenaze ve taziyeden sonra herkes gittiğinde onlar Bülent’in yanında kaldılar. Bülent’in hayatta başka kimsesi kalmamıştı artık. Bu şehrin onlara uğursuz geldiğini, onların yanında da hıçkırıklara boğularak tekrarladı. Derin o kadar üzüldü ki bu sözlere, yorum yapamadan sadece ona sarılmakla yetindi. Geç saate kadar oturduktan sonra Bülent onlara yatacak yer ayarlayıp, ertesi sabah evlerine bıraktı. Böylece aralarındaki soğukluktan sonra, Hamide hanımın ölümü, dost olarak yeniden başlamalarına neden oldu. Devam eden zamanlarda Derin sık sık arayıp nasıl olduğunu sordu eski nişanlısının. Bülent’in toparlanması epey uzun sürdükten sonra arada buluşup bir kahve içmeye devam ettiler bir süre, eskilere hiç girmeden.

Bu arada Vasfi’nin isteklerinin ardı arkası kesilmiyordu. Müge nihayet özel bir koleje başlamıştı. Elif hâlâ devlet okuluna gidiyordu ama Vasfi para azalmasın diye onun da kolejde okuduğunu söylüyordu Bülent’e. Miktar konusunda sürekli artış beklentisi oluşunca Bülent, Vasfi’nin beyanlarına inanmaktan vazgeçip, gerçekte neler olup bittiğini anlamak için araştırmaya girişti. Sadece devlet kayıtlarından değil, ulaşabildiği insanlar sayesine kardeşi ve ailesinin yaşamları hakkında da bilgi toplamaya başladı.

(devam edecek)

Yorum bırakın