Nihayet Bülent’in tayini yeniden doğduğu şehre çıkınca, Bülent önce tereddüt etmiş ama sonra annesinin bozulan sağlığını büyük şehirde daha kolay toparlayabileceklerini düşündüğü için kabul etmek zorunda kalmıştı. Kariyeri için büyük şehirlerde, büyük davalara bakmak da daha etkili olacaktı elbette ama o hâlâ kendinden kaçışını bitiremediği için kariyer uğruna değil, unutmak adına sarılıyordu davalarına.
Uzun yol Hamide hanımı yorsa da, o da sevinmişti döndüklerine. Çok zamanı kalmadığını biliyordu artık. Neredeyse on yıldan fazladır ayrı kalmışlardı şehirlerinden. Geçmişin izlerini taşıdığı için satılan eski ev durmadığından, Bülent annesinin rahat edebileceği bahçe içinde tek katlı bir ev satın aldı kendilerine. Şirketten gelen paraya elini fazla sürmediği için birikip duruyordu hesapta. Sadece dernek bağışı ile Vasfi’ye gönderilen para otomatik olarak gönderiliyordu banka tarafından. Vasfi’nin sızlanmaları ile on yılda epeyce yükselmişti maliyetleri ama Bülent’in şimdilik onları beslemekten başka çaresi olmadığından göndermeye devam ediyordu.
Derin derneği Türkiye çapında isim yapacak kadar büyütmüştü, bir çok şehirde şubeler ve sığınma evleri açmışlardı. Nurhayat hanım Hamide hanım gibi sık hastalanmamış olsa da yaşlanmış, kızının peşinden dernek faaliyetlerinde koşmayı bırakmıştı artık. Kızının ne Bülent ne de başka biriyle yeniden başlayacağına dair de umutları azalmıştı iyiden iyiye. Hamide hanımla da çok uzun süredir haberleşmedikleri için bilmiyordu döndüklerini.
Elif on yaşına gelmişti artık, ilkokulu bitirmiş, ortaokula başlıyordu. Aysun son on senedir Elif’e karşı hiç bir sempati geliştirmemişti hâlâ. Varsa yoksa altı yaşına gelen kızı Müge’ydi onun için. Müge’nin üstün zekalı olduğuna inandığı için başlatmaya özel bir okul arama peşine düşmüştü ama yaşadıkları şehirde Müge gibi çocuklar için bir okul yoktu maalesef. Vasfi hâlâ aynı şirkette çalışmaya devam ediyor, Aysun’la evlenmeyi kabul ettiği o gençlik ahmaklığına lanetler yağdırıyordu. Onu eve bağlayan ve karısı ile ortak noktası olan tek şey kızları Müge’ydi. Ancak Aysun çocuğu babasından uzaklaştırmak için elinden geleni yaptığından, Müge büyüdükçe babasına daha az yanaşmaya başlamış, yanaşmalarında da sadece bir şeyler ister olmuştu. Kızı da kendine benzetmeye başladığı için sinirleniyordu Vasfi Aysun’a ama Aysun kimseyi dinlemiyordu. Vasfi karısı ve kızının masraflarına yetişemediği için üç ayda bir Bülent’e şikayet dolu mesajlar yollasa da, Bülent artık hepsini görmeze gelmeye başladığından sonuç alamıyordu. Sonunda fazlası için başka yollara başvurması gerektiğine karar verdi. Sorun sadece geçim sağlamak değildi, Aysun gibi bir kadına katlandığı için ekstra tazminatı hakkettiğini düşünüyordu artık. Çalıştığı şirketten bir kaç arkadaş edinmiş, eve fazla gitmek istemediğinden akşamları onlarla dışarıda vakit geçiriyordu. Aysun zaten onu hayatında yük olarak gördüğünden, eve gelmiş, gelmemiş umurunda değildi. Ancak söz konusu Müge olunca, büyük bir şehre taşınmaları gerektiği konusunda kocasının başının etini yemeğe başladı. Bu da Vasfi’ye Bülent’e karşı taraf değiştirmek için gereken motivasyonu sağlamış oldu.
Bülent Vasfi’den gelen mesajları okumaya hevesli olmasa da, temkini elden bırakmayı sevmediği için yine de okuyordu. Gelen son mesajda Derin’den ve derneğinden bahsedildiğini fark edince, göz ucuyla baktığı mesaja dikkat kesildi. Vasfi parada bir artışa gidilmezse, iki ailenin geçmişindeki kirli sırları ortaya dökebileceğini ifade ediyordu. Derin gibi topluma mal olmuş işler yapan birinin ailesindeki bu skandallar insanların ilgisini çekerdi. Hatta belki Derin bu ajitasyonla derneğine çok daha fazla bağış toplayabilirdi.
Bülent mesajın her kelimesini okudukça yumruklarını sıkmıştı. Vasfi o an karşısında olsa suratının ortasına yumruğu yiyeceği kesindi.
“Ne saçmalıyorsun sen? Beni tehdit mi ediyorsun?” yazdı hemen.
“Kızlar büyüdü, özel okula gitmeleri gerek, kardeşinin ve çocukların masrafları için daha fazlası gerekiyor!” diye geldi cevabı.
“Hepinize yetecek kadarını gönderiyorum”
“Nasıl istersen! Ben sözlerimin arkasında dururum!” diye geldi yanıt bu defa.
Devran ve Aysun’un arasında geçenler yüzünden, Derin’in yengesinin intihar etmiş olduğu haberi ile kimsenin fazla ilgileneceğini sanmıyordu Bülent. Derin zaten kendini istismara uğramış kadınlara adamış, derneği de bu amaçla kurmuştu. Dolayısıyla geçmişinden gelecek böyle bir haber, derneğin başarısına gölge düşürmez, sadece magazin olarak kalırdı. Ancak Derin, Bülent’in direnci yüzünden böyle bir habere maruz kalırsa muhtemelen çok canı sıkılırdı. On yıl sonra hayatlarını değiştiren bu olayla yeniden yüzleşmek hiç birinin hoşuna gitmezdi. Vasfi kozunu çabuk tüketmemek için olsa gerek, bu olay ortaya çıktığında işin ucunun Bülent ve ailesine de dokunacağı konusuna henüz girmemişti. Kendi annesi ve Nurhayat hanım için de can yakan darbeler olurdu haberin gerçekleşmesi. Yurdagül’ün ölümünü olmasa da, iki ailenin çocuklarının yasak bir ilişki yaşadıkları herkesten gizlenmiş, iki aile ve bir kaç kişi dışında sır olarak tutulmuştu. Vasfi bunu bir şekilde haber yapmayı başarırsa, her iki ailenin de tüm sosyal çevreleri ve akrabaları duyar duymaz telefonlara sarılacaklardı. Kimsenin bununla yüzleşecek hali yoktu.
“Ne kadar istiyorsun?” diye yazdı dayanamayıp.
Vasfi tehdidinin işe yaradığını görünce mutlulukla gülümsedi, “Aysun taşınmak istiyor!” yazdı hemen, belki bu arada onlar da yeniden şehre dönebilirlerdi. Bülent’in ailesinin şirketinin hâlâ ayakta olduğunu biliyordu. Eski işine geri dönebilir, mirasçısı oldukları aileye daha yakın olabilirlerdi artık. Her şeyin üzerinden koskoca on yıl geçmişti. Kızlarına ve torunlarına sahip çıkmayı yeniden düşünmeliydiler.
“Taşınma yok!” yazdı Bülent, “Sakın geri dönmeyi düşünme Vasfi, yoksa tek kuruş alamazsın!”
“Oraya değil!” yazdı Vasfi kıvırtarak, “Kolej ücretlerine bakıp sana yazarım!” diye tamamladı mesajını sonra.
Ortaokula başlayacakları sene Asuman’ın babasının tayini bir başka şehre çıkmıştı. Yıllardır kardeş gibi birbirlerinden ayrılmayan Elif ve Asuman çok üzüldüler bu habere. Tabi Aliye hanımla, İbrahim bey de öyle. Yıllardır her günlerini torunları ile doldurmuşlardı, şimdi birden bire gidince, boşluğa düşeceklerdi ki, o yaşlarda boşluğa düşmek sağlıklarını olumsuz yönde etkilerdi. Özellikle de akıl sağlıklarını. Asuman’ın da geleceği için bu gidişin önemli olduğunu bildiklerinden bir şey diyemeden vedalaştılar çocuklarıyla. Onlara hiç belli etmemeye çalışsalar da günlerce ağladılar karı koca. İbrahim bey, Asuman’ın gidiş ile yine ortada kalmasın diye sabahları Elif’i götürüp, getirmeye devam etti okula. Evde kendini değersiz hisseden Elif, torunları gidince ondan vazgeçmeyen bu yaşlı karı kocaya büyük bir minnet duyuyordu. Aliye hanım sayesinde üzeri başı düzelmiş, okulda aç kalmadan günü bitirmeye başlamıştı. Aliye hanım çocuğun üzerinin başının kirini görünce, torunun pijamalarını giydirip, kıyafetleri hızlıca, makinaya atıyor, sonra da kurutma makinasına atıp, yeniden giydirip yolluyordu evine. Pis olmanın ve kokmanın ne olduğuna artık aklı eren Elif, kendi başına çamaşır ve kurutma makinası kullanmayı öğrenmişti artık evde. Torunu gittikten sonra Aliye hanıma yük olmamak için kendi hallediyordu kıyafet işlerini. Evde Müge için her zaman güzel yemekler piştiğinden en azından aç kalmıyordu, okuldaki gibi. Dolaptan çıkarıp ısıtıyordu kendine, sadece Müge için özel alınmış atıştırmalıkları yemesi yasaktı.
Vasfi eve gelir gelmez, kızıyla ilgilenmek istediği için o da görmüyordu Elif’i, iyice görünmez olmuştu zavallı çocuk evde. Okuldan bir şey istediklerinde ya da gerçekten bir şey alınmasına ihtiyacı olduğundan konuşuyordu onlarla. Kıyafetleri küçülüyor, ayakkabıları eskiyordu haliyle. Büyüme çağında olduğu için yıllarca giyemiyordu alınanları. Müge’ye her şey marka alınırken, Elif’e, mahallenin çarşısındaki küçük dükkanlardan alışveriş yapılıyordu. Aysun saatlerce internet mağazalarından kızı için kıyafetler ve oyuncaklar seçiyor, kapı çalıp kargo geldiğinde sanki alınanları hediye göndermişler gibi coşkuyla alıyorlardı. Tabi sadece Müge’ye değil, kendi alışverişlerini de internet üzerinden yapıyordu. Yaşadıkları küçük şehirde onun almak istediklerine ulaşmak imkansızdı.
(devam edecek)