Elif’in asıl sefaleti, bakıcısı gittikten sonra başlamıştı. Evde kimsenin ilgilenmediği zavallı çocuk, kir pas içinde okula gidiyor, herkes evden beslenme getirirken o bir şey getirmediği için yutkunarak bakıyordu. Öğretmen bakıcı gittikten bir hafta sonra ondaki hâli fark edip Aysun’u aradı. Aysun bakıcının işten ayrıldığını o yüzden iki çocukla zor bir dönem geçirdiklerini söyleyip, öğretmeni oyaladı. Kadıncağız çocuğun halini acıdığı için her gün gelirken ona da beslenmelik bir şeyler getirmeye başlamıştı.
Elif apartmandan iki çocukla birlikte aynı okula gidiyor, biriyle de aynı sınıfta okuyordu. Asuman, annesi ve babası çalıştığı için hafta içi, Elif’lerin apartmanında oturan anneanne ve dedesinin yanında kalıyor, onlara yakın olan devlet okuluna gidiyordu. Aysun apartmanda kimseyle muhatap olmadığından, sınıftaki, aç ve pis kızın apartmanlarındaki Elif olduğunu sonradan anladı Aliye hanımla, İbrahim bey. Asuman anneannesi onu almaya geldiğinde Elif’i parmağı ile gösteriyor ama kadıncağız onunla aynı apartmanda oturduklarını bilmiyordu. Elif’i okula alıp, götüren olmadığı için, kendi kendine gördüğü her şeye takılıp, oyalanarak gidip geliyordu. Bir sokak kedisinin başında oyalandığı için ilk geç kaldığında öğretmeni yine Aysun’u aramış, Aysun da aynı mağdur edebiyatına devam etmişti. Kocası da çok ilgisizdi, o yüzden hem küçük bir çocuğa hem Aysun’a yetişemiyordu. Benzer konularla ilgili beşinci aramasından sonra öğretmen de Aysun’u aramaktan vazgeçti, elinden geldiğince, sessiz ve kendi halinde olan bu çocuğa okul saatlerinde sahip çıkmaya çalışıyordu ama üstü, başı ve temizliği ile ilgilenmesi mümkün değildi.
Arkadaşları koktuğu için Elif ile oynamak istemiyorlardı. O da etrafından şikayet geldikçe kolay olsun diye okuldan gelince üzerindekilerle banyoya giriyor, kendini yıkarken kıyafetlerine de sabun sürtüp sonra onları doğru dürüst durulamadan suları akarak çamaşır askısına seriyordu. Eve düzenli olarak gelen bir de temizlik yardımcısı olduğundan Aysun, Müge’nin yaşam alanını batırmadığı sürece, Aysun’un döküp saçmalarına da karışmıyordu.
Müge için eve gelen öğretmen kadın, ilk başlarda onu bakıcının kızı sanmıştı. Bakıcı gittikten sonra çocuğun sersefil halde ortalarda dolaştığını görünce Aysun’a bir şey diyemediğinden, ona dolaptan çıkarıp, yemek ısıtmayı öğretti. İlgilenen kimse olmadığı için tencereleri zorla çıkarıp, içine kaşık daldırarak büyük bir iştahla yiyordu. Sabah okula aç gittiği ve okulda da öğretmeninin verdiği az bir şeyi yerken, gözü arkadaşlarının beslenmesinde kaldığı için gözü dönmüş gibi geliyordu. Yemeği tabağa koymaya bile sabrı yetmediğinden ya kaşıkla ya da bulursa ekmekle tencerenin içine dalıyordu. Müge’nin eğitmeni kendine de aynı tencereden yemek verildiği için aslında, Elif’i Aysun’dan gizli kenara çekip, tencereden tabağa nasıl yemek konulur, mikro dalgada nasıl ısıtılır hepsini güzelce öğretti. Yatana kadar okul kıyafetini çıkarmayı akıl etmediğinden, yerken üzerine dökmesin diye bulaşık kurulama bezini yerken mutlaka boynuna takmasını da söyledi. Devam eden aylarda ona çamaşır makinasında kendi kıyafetlerini nasıl yıkayacağını da öğretecekti. Aysun öğretmene güvenip, bir kaç saatte olsa Müge’den ayrılıp dışarı çıktığı için kadın, evdeki bu sokak kedisine yaşam hakkında bir şeyler öğretmeyi kendine görev edinmişti. Ta ki Müge annesi geldiğinde olan biteni ona anlatmaya başlayıncaya kadar.
Aysun eğitmenin o yokken, Müge’yi bırakıp, Elif’le ilgilendiğini öğrenince kıyametleri kopardı. Böylece Müge’de ispiyonlayarak annesini insanların üzerine nasıl salabileceğini öğreniyordu. Ne yazık ki Elif genlerini Devran’dan, Müge ise olduğu gibi annesinden almıştı.
Aliye hanım ve İbrahim bey bir hafta sonu markete gitmek için evden çıktıklarında, torunlarının kokuyor ve aç diye sürekli parmağıyla gösterdiği kızı apartmanın merdivenlerinde kendi kendine oturuyor bulunca şaşırmışlardı. Onun Asuman’a bakmak için geldiğini sandıklarından, torunlarının sadece hafta içi onlarda kaldığını anlatmaya çalıştılar. Müge sesinden rahatsız oluyor diye annesinin kapı dışarı ettiği Elif, bu insanların neden kendine bir açıklama yaptığını anlamadan öylece bakmıştı yüzlerine.
Çocuk cevap vermeyince, torunlarının da söyledikleri normal olmadığı için bir derdi olduğunu düşünen Enver bey çömelip oturmuştu yanına.
İlgiye aç olan Elif bir kaç dakika sonra annesinin, Müge rahatsız olduğu için onu dışarı attığını ve iki kat yukarıda oturduklarını, uzaktan bildiği Asuman’la aynı sınıfta okuduklarını anlatıvermişti hemen.
“Biz seni hiç görmedik!” dedi Aliye hanım şaşkın şaşkın, “Onca zaman hep burada mı oturuyordun sen?”
“Evet!” dedi Elif yine şaşıracak ne olduğunu bilmeden.
Karı koca aralarında konuşa konuşa gittiler markete, onu merdivenlerde bırakıp. Demek o süslü, kibirlinin çocuğuydu bu kız. Annesi zenginlik saçarken bu çocuğun hali ikisinin de içini acıtmıştı. Müge diye bahsettiğinin de küçük kardeşi olduğunu ellerinde bir gofretle market dönüşü sohbet ederlerken öğrenmişlerdi. Onca zamandır zavallı çocuk buz gibi merdivende oturup, ödevini yapmaya devam ediyordu.
Babası gelene kadar orada oturması gerektiğini söyleyince, dayanamayıp, onu içeri aldılar. Torunları geliyor diye evlerinde her zaman çocukların sevdiği kurabiyeler ve süt bulunuyordu. Salondaki masada daha rahat ders yapacağını söyleyerek ona biraz kurabiye ve süt verdiler. Elif de hiç itiraz etmeden yerleşti masaya. Kimse ona tanımadığın insanlarla konuşma ya da evlerine girme diye öğretmiyordu.
Aliye hanımın getirdiği kurabiyeleri büyük bir iştahla yedikten sonra aklınca gizleyerek bir kaç tanesini cebine koydu. Böylece ertesi gün okula gidince beslenme saatinde yiyebilirdi. Onun niyetini bilmeyen Aliye hanım elinde bir buz dolabı poşeti ile gelip, cebindekileri bu poşete koyabileceğini söyleyince, sevinçle ufalanmış, kurabiyeleri avuçlayıp, torbaya doldurdu. Bu arada kadıncağız bir tabak kurabiye daha getirdiği için alabilir miyim der gibi yüzüne baktı. Aliye hanım almasını işaret edince de ertesi gün okulda yiyeceğini, öğretmeninin ona yemek getirdiğini, evde bir şey götürmediğini ve arkadaşları yerken canının istediğini güzelce anlattı. Aliye hanım neredeyse ağlayacaktı o konuşurken. Derslerini bitirdikten sonra ona açtıkları çizgi filmi izlerken kanepede uyuyakaldı.
Enver bey, çocuğun durumunun içler acısı olduğunu, Asuman geldiğinde arkadaşlık edebileceklerini söyledi karısına. Annesinin pek normal olmadığı belliydi ama belki bu durumun farkında değilse babası ile konuşulabilirdi. Bu arada saat sekizi geçmesine rağmen, çocuğu arayan soran yoktu. Aliye hanım babası gelince apartmanda ararsa diye her tıkırtıya gidip kapıyı aralıyordu Çocuğun adını seslenen kimse olmayınca da kapatıp giriyordu.
Gördüğü sıcacık ilgi ve karnı tıka basa dolu olduğu için Elif hâlâ mışıl mışıl uyuyordu. Evde de salonda yattığı için yerini hiç yadırgamamıştı. Vasfi geç saatlere kadar televizyon izlediğinden gürültü, patırtıya da alışıktı.
Saat dokuz olduğunda Enver bey ailenin merak etmiş olacağını düşünerek, uyuyan çocuğu kucaklayıp, kapılarına çıkardı. Elif’in evde olmadığının farkında bile olmayan Vasfi, çocuğu komşusunun kucağında uyur görünce hayret dolu bir yüz ifadesi takınarak, “Size mi geldi?” diye sordu.
Enver beyin içinden okkalı bir küfür savurmak gelse de, efendiliğini hiç bozmadan apartmanda karşılaşıp, sohbet ettiklerini, sonrada uyuyakaldığını söyledi. Tutması için Vasfi’ye doğru uzatınca, Vasfi çocuğu dürterek uyandırdı ve kolundan tutup, kapıyı da adamcağızın yüzüne kapattı. Elif henüz uykusundan ayılamadığı için otomatik olarak salondaki kanepeye öylece kıvrılıp uykusuna devam etti.
Sonraki günlerde Aliye hanım ya da Enver bey, Elif’i nerede görseler ilgilenmeye başladılar. Okul çıkışına gidip torunlarını alırken, onu da alıp getiriyorlardı. Kimsenin sahip çıkmadığı çocuğun başına sokakta her iş gelebilirdi. Enver bey sabah okula gitmeden onların kapısını tıklamasını öğretmişti. Aliye hanım eline kahvaltı olarak yiyebileceği bir şey tutuşturup, çantasına da beslenme koyuyor, Enver bey torunu ile ikisini alıp okula götürüyordu.
(devam edecek)