Bülent annesinin koluna görüp, bir doktora görünebileceklerini söyledi ama Hamide hanım iyi olduğuna oğlunu ikna etti. İkisi birlikte odanın hemen önündeki koltuklara oturdular.
“Bu olanlarda Aysun kadar benim de suçum var!” dedi Hamide hanım bu kez göz yaşlarını tutamayarak, “Ona sağlığı zayıf olduğu için gereğinden fazla yüz verdim. Gücü istemesi ve üniversite okumadığı halde ayakta tek başına duran bir kadın olabilmesi için ben arka çıktım hep!”
“Anne sen ona gidip bunları yapmasını söylemedin. Kendini suçlama!” dedi Bülent, “Bu onun kendi seçimiydi ve belki de olacaklar göründüğü halde gözümüzü yumduk sadece ikimiz de. Onu sevdiğimiz için, onun böyle bir şey yapacağını hiç düşünmediğimiz için!”
“Ne olacak şimdi? Yani siz ne olacak?”
“Bilmiyorum, şimdi bu konuşmak için çok erken, Derin’in de annesinin de zamana ihtiyacı olacak. Devran sanırım geri gelmeyecek”
“Onlar anne kız, biz de anne oğul kaldık!”
“Öyle görünüyor!” dedi Bülent iç çekerek. Derin ve annesine fırsat vermek için uzun uzun oturdular kapıda, içeri girmediler hemen.
“O zavallı kızın bizim için yaptıklarından sonra oğlumun teşekkürü bu olmalıydı!” diyordu Nurhayat hanım o sırada içeride Derin’e.
“Bunu yapmamış olduğuna inanmak istiyorum hâlâ ama ne yazık ki Yurdagül’ün hayali dimdik karşımda duruyor! O kızın, yani o küçük kızın evimize, şirketimize girip çıkarken bunun peşinde olduğunu nasıl göremedik!”
“Karşısındaki ne olursa olsun, Devran buna asla fırsat vermemeliydi. Sonuçların neler olabileceğini anlamayacak şımarık ve tecrübesiz bir kıza kapılacak kadar iradesiz mi benim oğlum?”
“Öyleymiş maalesef anne! Şükür ki sen yanımdasın şimdi. Sana da bir şey olsa ben ne yapardım?” diyerek hıçkırmaya başladı Derin ama sonra annesinin yeni bir kriz daha geçirmesinden korktuğu için toparlanmaya çalıştı. Anne kız sessizce oturdular, Bülent ve Hamide hanım gibi. Nurhayat hanım bir kaç gün sonra çıkabildi hastaneden. Hamide hanım ve Bülent bir an olsun ayrılmadılar yanlarından. Derin onlarında ne büyük bir şok ve acı yaşadıklarını biliyordu. Bülent ona Aysun’un Vasfi ile gittiğini söylemişti. Hamile olduğu için annesi Vasfi’ye para verip onu uzaklaştırmasını istemişti. Bir daha gelmemek üzereydi tabi bu uzaklaştırma. Devran’dan bir haber yoktu ama Derin üzerini değiştirmek için eve gittiğinde çalışanlar onun eşyasını toplayıp gittiğini söyleyince, o da ağabeyinin bir daha gelmeyeceğini anlamıştı. Şirket bir kaç gündür vekaleten idare ediliyordu ama Derin’in annesi toparlandıktan sonra ağabeyinin görevini devralması ya da bir çözüm üretmesi gerekecekti. Bülent’in babasının sağlığında yaptığı gibi şirketin vekaleten bir yöneticiye teslim edilmesi konusunda Bülent ona yardım edebileceğini söylemişti. İmza gerektiren ve bekleyen işler vardı. Derin annesini eve getirdikten sonra bunları çözmek için Gülay’dan yardım rica etmişti. Şirketten herhangi biri ile muhatap olup, olanlardan bahsetmek istemiyordu. Gülay, konuşmak için eve geldiğinde Derin’den olan biten her şeyi öğrenmişti. Tam da istifa etmeyi planlarken Derin ondan yardım isteyince, geri çeviremedi. Her şey yoluna girdikten sonra istifasını vermek üzere çantasında bekletmeye başladı. Devran artık şirketi yönetmeyecekti ve Derin’in söylediğine göre de geri gelmeyecek gibi görünüyordu. Yurdagül’ün bütün mirası da ona kalmıştı ama kimse nerede olduğunu bilmediği için o konudaki yasal işlemlere de başlanamıyordu. Cenazeden on beş gün sonra, eve Devran’ın tüm miras ve şirket haklarından vazgeçtiğini bildirir, avukat ve noterle hazırlanmış dilekçesi geldi eve. Tüm hak ve yetkilerini kendi rızası ile kız kardeşine devrediyordu. Buna Yurdagül’ün mirası da, babasının mirası da dahildi.
Nurhayat hanım oğlunu da kaybetmiş olmanın acısıyla kendi içine kapanmıştı. Ondan gelen bu haber en azından iyi olduğunu ifade ettiği için biraz içini rahatlattı. Kendi başının çaresine bakabileceğinden şüphesi yoktu ve bu defa doğru davranışı yapmış, karısının mirasını istememişti. Anne olarak yüreği acısa da, o da Derin gibi kızgındı oğluna ve en azından şimdilik eve dönmesini hiç istemiyordu.
Bülent söylediği gibi Derin’in şirketle ilgili işleri düzene koymasına yardım etti. Sadece bu işler için bir araya geliyorlar ve iş dışında bir şey konuşmadan da ayrılıyorlardı. Derin çok sessiz ve mesafeli duruyordu. Bülent bu tavrı için onu suçlayamazdı. Kız kardeşi bütün hayatlarını mahvetmişti. Yakında yapmayı düşündükleri nikah konusu için hiç uygun bir zaman değildi ve Bülent stajına başlamak üzereydi. Onun ve annesinin kendilerine gelmesi için bekleyecek ve neye ihtiyaçları olursa da sonuna kadar yanlarında olacaktı.
Vasfi, Aysun’u bir doktora götürüp, hamileliğinin seyahat için engel olmadığına dair görüş almıştı. Hamide hanımın verdiği çek karşılıksız değildi. Paraları alıp, Aysun’un alıp kaçmasından çekindiği için bir başka bankaya kendi adına yatırmıştı. Bu para ile kendilerine rahatça yeni bir hayat kurabilirlerdi ama sonrası için mirasın kalanına ihtiyaçları olacaktı. Aysun çok az konuşuyor, çok az yiyordu. Vasfi onun karnındaki bebek için yemesi gerektiğini düşündüğü için sürekli elinde bir tabakla peşinde dolanmak zorunda kalıyordu. Artık şirkete de gidemediği için tüm vaktini onunla geçiriyordu. Bülent onun çıkış işlemlerini yaptırmış, annesinin verdiği paradan haricen hesabına yüklü bir tazminat ücreti de yatırtmıştı. Vasfi’nin şirketle yasal bir ortaklığının kalmadığı duyurulmuş, imza ve diğer yetkileri yeni alınan muhasebe müdürüne devredilmişti. Şirket içinde doğrudan ve dürüstçe bilgi alabilecekleri kimse yoktu şimdilik ama Bülent kariyerini bu noktada bırakıp da babasının şirketine dönmek gibi bir niyette değildi. Hamide hanım isterse şirketi tamamen devredebileceğini söylemişti oğluna. O tayin olup, gittikten sonra ikisi de şirketin işleri ile ilgilenemezlerdi. Şirket kâr eden ve piyasa değeri yüksek bir işletmeydi ve nakde çevrilip, gelecek için yatırım olarak değerlendirilebilirdi.
Bülent, Aysun’un miras payının doğrudan Vasfi ya da kız kardeşine aktarılmasını istemiyordu. Paraları çabucak tüketip, yeniden kapılarına gelebilirlerdi. Annesi söz vermiş bile olsa, Aysun’un verilmiş sözleri tutmayı hakkettiğini hiç sanmıyordu. Onlara geçinebilecekleri belirli miktarlar ara ara verilip, miras payını taksit taksit ödeyecekti. Düşünmemesi gerekse de, kız kardeşinin karnındaki bebeğin geleceği için de bir parça paranın kalması böylece sağlanabilirdi. Hamide hanım oğluna bu konuda ne isterse yapabileceğini söyledi. Kızının adı geçerken yüreği sızlasa da, bu konuda hiç bir şey yapmak istemiyordu. Aysun diye bir kızı olduğunu unutabilse yapardı ama ne yazık ki bir anne için evlat her zaman evlat statüsündeydi ve ona hiç hak vermese, çok öfkeli olsa da anne yüreği sızlamaya devam ediyordu.
Derin ve Nurhayat hanımın olabildiğince toparlanmaları ve şirket işlerinin yoluna konulması ortalama altı ay kadar sürdü. Bülent geçen bu süre boyunca nezaket gösterip, ne evliliklerinden ne de ilişkilerinden bahsederek, nişanlısını üzmemeye gayret gösterdi. Zaman geçtikte farklılaşacağını düşünse de Derin iş dışında onunla mümkün olduğunca konuşmuyor ve görüşmüyordu. Hamide hanım olanların iki gencin ilişkisini etkilememesinin mümkün olmayacağını bilse de, gidişatın, bir daha toparlayamayacakları yönünde olmasından son derece üzgündü.
“Belki de artık konuşmalısınız!” dedi oğluna, onun da ne kadar üzgün olduğunu görebiliyordu. Tüm yaşananlardan sonra şimdi de çok sevdiği nişanlısını kaybediyor gibi gözüküyordu. Bülent, Derin ile olan ilişkilerinin eskisi gibi olmayacağından çok korkuyordu içten içe ve bunun sorumlusu olduğu için de kız kardeşine daha da öfkeleniyordu. Derin’le konuyu konuşacak yüzü olsa zaten konuşacaktı ama yapamıyordu. Aysun’un yaptıklarının tüm sorumluluğu ve utancı annesi ve ona kalmıştı ne yazık ki.
(devam edecek)