Devran’ın hastaneden ayrılıp gitmesinden sonra Derin kendini kaybetmiş bir şekilde anlatmıştı Bülent’e olanları. Bülent olayın Aysun ile ilgili olduğunu anladığı andan itibaren sevdiği kadının ağzından çıkan her kelimeyi ciğerine hançer saplanıyor gibi dinlemişti. Her şeyin sorumlusu kardeşiyken, sevdiği kadını teselli etmek için ne söyleyebilirdi şimdi? Sadece onu sıkı sıkı kendine bastırıp, sakinleşmesini sağlamaya çalıştı. Derin bir süre sonra sessiz ve hareketsiz bir duruma geçince de, nedenini bilmeden kız kardeşini aradı. O açmayınca da annesini. Yoğun bakımın önündeki sandalyede sessizce oturan Derin’in yanına oturdu sonra. Ellerini kendi dizlerinin üzerine koydu, tırnaklarını diz kapaklarını kanatacak kadar bastırıyordu şimdi. Kalbinin acısını azaltır sanıyordu belki bu fiziksel acı ama yetmiyordu. Derin’in gözleri onun diz kapaklarını parçalayacakmış gibi bastırdığı parmaklarına kayınca uzanıp tuttu elinin birini. Gevşedi Bülent’in parmakları ama taş kesmiş gibi kıpırdayamadı bir süre. Öylece durdular kapının önünde.
Vasfi, Aysun’u alıp kendi evine getirmişti. Aysun bir cenin gibi bükülmüş ağlayıp durmuştu arabada. Vasfi’nin aklı bir makine gibi işliyordu hızlıca. Sevdiği kadın, Devran’dan çocuk bekliyordu. O şirkete gidip durmasının iş olmadığını anlayamadığına inanamıyordu. Onunla bu şekilde bir beraberlik hiç düşünmemişti. Aldatılmış olmanın acısı öyle bir deliyordu ki içini, Aysun’un canını yakmak istiyordu ama ona bakınca hem içi eziliyor, hem öfke duyuyordu. Hiç konuşmadan onu kucaklayıp, evine çıkardı. Hamide hanımın yazdığı çek cebindeydi. Hayatı boyu çalışsa elde edemeyeceği bir para vardı ortada. Hem Aysun’u, hem parayı almıştı aslında. Bunu düşününce ağzının bir kenarı Mona Lisa tablosu gibi kıvrılıp gülümsüyordu ama sonra yeniden aldatılan erkek duygusu ağır basıyordu. Bir de bebek vardı üstelik. Başkasının bebeğini mi büyütecekti yani şimdi.
Kadın ve para tamamdı belki, aldatıldığını da düşünmemek için bahaneler üretebilirdi içinden. Birlikte değillerdi Aysun’la, ona duygularını da açmamıştı henüz. Kızın bir başkasına kanmış olması suç muydu o zaman? O pislik Devran girmişti belli ki kanına. Gencecik bir kızın masım duygularından faydalanmak istemişti. Hamile bırakınca da ortada bırakmıştı belli ki. Zavallı kız terk edilip, kullanılmanın yasını tutarken o erkeklik gururu mu yapacaktı şimdi. Sevmek böyle bir şey değildi. Ona sahip çıkıp, koruması gerekiyordu. Aysun’un ona ihtiyacı vardı şimdi. Onun kahramanı olmak için bundan daha iyi bir zaman olabilir miydi? Üstelik zengin olacaklardı. Ona ve bebeğe bakmak için ekstra bir çaba harcamasına da gerek yoktu. Çok uzağa giderlerdi. Hamide hanımın başlangıç için yazdığı bu çekle bir ev alınırdı. Ortalama bir apartman dairesi alırlardı yani en azından. İçini de döşerlerdi. Nasılsa gelecekti paranın gerisi. Sonuçta bu bebek o kadının torunuydu. Bebek doğduktan sonra ona babasının kim olduğunu söylemelerine gerek yoktu zaten. Vasfi’yi bilirdi baba olarak. Gidecekleri yerde kimse onları tanımayınca ne olacaktı başka.
Kendini ikna edince toparlandı Vasfi, hemen Aysun’a sokuldu. Daha önce ona hiç bu kadar yakın olamamıştı. Kollarını arkasından ona doladı ve şefkatle saçlarını okşadı.
“Merak etme küçüğüm, sana o kadar iyi bakacağım ki! O pislik herifin ruhunda açtığı tüm yaraları unutacaksın!” diye mırıldandı.
Aysun’dan bir hıçkırık yükseldi sadece. Yakaladığı bu anı kaybetmemek için sabaha kadar öylece uzandı sevdiği kadınla. Kokusunu içine çekti. Hamide hanım onları gönderdiğine göre Bülent’e kim ile gittiğini söyleyemeyecekti. Sabah bankaya gidip çekin bir karşılığı olduğunu garanti etmesi gerekiyordu. Parayı çektikten sonra sevdiği kadını alıp gidecekti. Tabi hamile bir kadınla öyle pat diye yollara düşülmezdi. Önce bir plan yapmaları gerekiyordu En geç bir hafta sonra da nereye gideceklerini ve ne yapacaklarına karar verip giderlerdi. Sabaha kadar kollarında Aysun’la içinden planlar yaptı durdu. Aysun saklanacak bir kucak bulunca bebek gibi sokulmuştu ona. Her yaptığının affedilmesine, suçlu bile olsa korunup, kollanmaya alışmıştı. Tam ortada kaldığını düşündüğü sırada bir kucak bulunca, geri çevirmedi.
Yurdagül’ün gördüğü son gün geliyordu gözlerinin önüne, sonra onu aynı kıyafetle tavandan sallanırken hayal ediyor, bir titreme sarıyordu bedenini. O titredikçe daha sıkı sarılıyordu Vasfi. Karnındaki bebek babasız kalmayacaktı belli ki, şimdilik yapabileceği bir şey yoktu. Belki de aldığı en yanlış karardı bu bebek. Onu ilk öğrendiğinde gidip aldırmış olsa bütün bunlar başına hiç gelmezdi. Anne olmak hevesi yoktu zaten içinde, tek istediği Devran’ı kendine mecbur etmekti. O zayıf ve aptal kadın kendini asmamış olsa, şimdi bunun tadını çıkarıyor olabilirdi. Her şeyi kaybettiğine göre, bu aptal bebeği ne yapacaktı şimdi. Birden bire delirip karnını yumruklamaya başladı. Bir yandan “Aptal bebek!” diye bağırıyor, bir yandan karnına vuruyordu. Aysun kollarında iyice gevşemiş olan Vasfi zor sıyrıldı aklındaki düşüncelerden ve onu durdurmak için kollarını sımsıkı tuttu arkadan. Bir süre sonra gevşedi Aysun’un kolları.
“Korkma ben ikinize de bakacağım!” dedi Vasfi sakin bir sesle ve elini uzatıp, Aysun’un karnını okşamaya başladı, “O ikimizin çocuğu olacak, ona ömrümün sonuna kadar babalık yapacağım!”
“Aptal!” diye mırıldandı Aysun ama Vasfi az önce bebeğe söylendiği için yine ona söylüyor sandı.
Günün ilk ışıkları şehri aydınlatırken, Bülent ve Derin yan yana oturuyorlardı hâlâ hiç konuşmadan. Arada bir Derin iç geçiriyor, biraz ağlayıp, sonra yeniden sessizleşiyordu. Devran geri gelmemişti bir daha. Hastaneden çıkıp eve gitmişti doğruca, odalarına gidip Yurdagül’ün eşyalarını koklayarak bir süre ağlamış, sonra kendine bir çanta hazırlayıp, ayrılmıştı evden ve ailesinin hayatından. Bir daha ne kimsenin yüzüne bakabilir, ne de bu ailenin bir parçası olabilirdi artık. Karısı gibi kendini öldürecek cesareti de olmadığı için herkesi kendinden kurtarmak için gidebilirdi ancak. Nereye giderse gitsin olanlar hep onunla gelse bile gidecekti. Dünyanın öbür ucuna belki, belki cehennemin dibine ama kesinlikle bir daha bu insanlara zarar vermeyecek kadar uzağa gidecekti ve ömrünün sonun kadar Yurdagül’e onu affetmesi için yalvaracaktı.
“Yurdagül’ü toprağa vermemiz gerek!” dedi Derin sayıklar gibi.
Bülent o zaman fark etti ortada bir cenaze vardı ve şimdi bunu organize edecek ondan başka kimse yoktu.
“Ben hallederim!” dedi berbat bir sesle ve hastane yetkilileri ile konuşmak için Derin’i orada bırakıp yukarı çıktı. Yurdagül’ün başka bir ailesi yoktu. Ona işlerde yardımcı olmaları için bir kaç eski arkadaşını aradı. Eve gidip Aysun’a yüzleşmek istiyordu ayrıca. Bağrında bir yılan beslediğini düşünüyordu şimdi. Daha on iki saat bile dolmadan önce göğsünde sevgiyle saçlarını okşadığı kız kardeşi sebep olduğu olaylara rağmen mutlulukla oturuyordu onunla kanepede. Nişanlısının ağabeyi ile birlikte olmayı nasıl düşünebilmişti? Evli bir adamla olmayı? Karısının intiharına neden olacak kadar ileri nasıl gidebilmişti inanamıyordu. Nasıl atlatacaklardı bu olayı? Derin’in annesine de bir şey olursa ne olacaktı? Beyni uyuşmuş gibi olsa da ayakta kalıp, doğru düşünmek zorundaydı. Derin’e destek olmaya öncelik vermeliydi şimdi. Kız kardeşi ile hesabını sonra görecekti. Her şeyi öğrendiğine göre annesi ne haldeydi acaba? Evde ne olup bitiyordu kim bilir?
Cenaze ile ilgili tüm işlemleri halletmeleri iki üç saat sürdü. Mezarlıktan bir yer alıp, cenaze için saat aldıktan sonra Derin’in yanına geldi ve bir kağıda yazdığı bilgileri ona uzattı. Birinin Yurdagül’ün ölümü ve cenaze ile ilgili bilgileri tanıdıklara ulaştırması gerekiyordu ama ortak tanıdıkları dışındakiler için Bülent bunu yapamazdı. Kız kardeşinin onlara verdiği zarar yüzünden o kadar utanıyordu ki, yüzüne bakıp konuşacak hali bile kalmamıştı.
(devam edecek)