Nurhayat hanım ağır bir kalp krizi geçirdiği için yoğun bakıma alınmıştı. Devran yoğun bakımın önünde sırtını duvara dayamış hiç konuşmuyordu. Derin bir kaç kez ona bağırıp, yüzüne tokat atmıştı. Bunu ağabeyini kendine getirmek için değil, hırsını alabilmek için yapmıştı daha çok. Bütün bu olanların tek nedeniydi Devran. Ağabeyinin çocuk yaşta bir kızla karısını aldatmasına mı, o kızın müstakbel kocasının kız kardeşi olmasına mı daha çok yansın bilemiyordu. Şoka girmişti resmen. Bülent onu Devran’ı yoğun bakımın önünde hırpalarken buldu ve zorla kendine doğru çekip, ağabeyinden uzaklaştırdı. Henüz ne olduğunu bilmiyordu ama Devran ile ilgisi olduğu daha ilk dakikadan belliydi. Devran, Bülent’i görünce yerin dibine geçmek istedi ama yapamadı. O Derin’i tutmaya çalışırken arkasını dönüp çıktı hastaneden. Orada durmasının kimseye bir faydası yoktu. Hele Bülent olanları duyduktan sonra varlığı o koridoru daha tehlikeli bir hâle getirebilirdi. Kimsenin yüzüne bakamazdı artık. Karısını öldürmüştü. Annesinin yaşayıp, yaşamayacağı belli değildi. Nasıl olmuştu bütün bunlar? Nasıl gelmişti her şey bu hale?
Aysun ağabeyi çıkar çıkmaz ağır bir ağlama krizine girmişti. Henüz olayın şokunu atlatamayan Hamide hanım, her zaman zayıf olan kızının halini görünce, her şeyi unutup yine ona odaklandı.
“Aysun! Kızım kendine gel!” diyerek sarıldı şefkatle ona. Yaşamak için tek amacı olmuştu Aysun yıllardır. Kime ne olursa, olsun aklına ilk gelen her zaman onu korumaktı. Komşu evde olanları nasılsa öğrenirlerdi, şimdi kızını toparlamak öncelikliydi iç güdülerine göre.
“Aptal kadın!” diye inledi Aysun.
Hamide hanım onun ağlarken söylediği bu cümleyi tam anlayamadı.
“Kızım kendine gel! Yurdagül’ü ben de çok severdim ama kendimi kaybedecek kadar değil! Neyin var senin?”
Babası öldüğünde de çok ağlamıştı Aysun ama bu defa ki ağlamak çok acayipti Hamide hanıma göre. Bütün dikkati kızına odaklanmış, dünya yok olmuştu şimdi. Anlamaya çalışıyordu küçücüğünü ne üzmüştü bu kadar.
“Kendini öldüreceği hiç aklıma gelmedi!” dedi Aysun bu defa daha anlaşılır bir sesle. O da kendini kaybetmişti. Paniğe kapılmış, yaptığı şeyin boyutlarını yeni fark ediyordu.
“Ne?” dedi Hamide hanım onun yüzünü görmeye çalışarak, “Kimden bahsediyorsun Yurdagül’den mi?”
Hıçkırarak başını salladı Aysun ve sokuldu annesinin göğsüne.
“Anlamıyorum seninle ne ilgisi var? Biliyor musun neler olduğunu?”
“Ben sadece güç gösterisi yapmak istemiştim, ondan üstün olduğumu ikisi de görsün istemiştim!” diye devam etti Aysun hıçkırmaya.
“Aysun!” dedi Hamide hanım sesi otoriter çıkmaya başlamıştı, “Ne yaptın sen? Çabuk anlat bana!”
“Böyle olacağı hiç aklıma gelmemişti!” dedi Aysun yeniden.
Kızının yaptığı bir şeyin yan evdeki olaylara neden olduğunu anlamıştı Hamide hanım. Kalbi yerinden çıkacak gibiydi, hayatı boyu hep toplamıştı onun arkasını ama şimdi birinin ölümüne neden olacak ne yaptığını anlayamıyordu. Tek bildiği bir an önce ne olduğunu öğrenip, çare bulması gerektiğiydi.
“Kızım söylesene neler oldu?”
Aysun annesinin göğsünden hiç başını kaldırmadan Devran ile olan ilişkisini, hamileliğini ve Yurdagül’ün nasıl gelip onları otel odasında bastığını anlattı hıçkırarak.
Hamide hanımın kızını bir kartal pençesi gibi saran kolları gevşedi yavaş yavaş. Aysun neler olduğunu anlamak için başını kaldırdığında, annesinin yüzündeki o buz gibi ifadeyi gördü. Hamide hanım kızını kendinden iyice uzaklaştırdıktan sonra ayağa kalktı. Yıllardır zarar görmesin diye ne yapacağını bilemediği kızı, bir canavara dönüşmüştü. Aysun annesinin gözlerindeki korku ve nefreti fark ettiğinde hayatında daha önce hiç duymadığı bir korku duydu içinde.
“Kaç aylık?” dedi buz gibi bir sesle Hamide hanım.
“Dört”
Hamide hanım sehpanın üzerindeki telefona uzandı ve Vasfi’yi arayıp, derhal onlara gelmesini söyledi. Vasfi evde tek başına televizyon izlerken birden bire patronlarının evine çağırılınca gerildi ama hiç oyalanmadan arabasına atlayıp geldi hemen. Hamide hanım, Vasfi gelene kadar hiç konuşmadı kızıyla. Aysun da korkusundan ağzını açıp bir şey diyemedi. Annesinin Vasfi’yi neden çağırdığını da anlayamamıştı. Artık kontrolü iyice kaybettiği için sürekli ağlıyordu.
Vasfi salona gelip Aysun’un halini görünce elinde olmadan hemen onun yanına koştu.
“Ne oldu?” dedi korkuyla, “Biri ona bir şey mi yaptı?”
“Hayır!” dedi Hamide hanım sert sert, “O hepimizi mahvedecek bir şey yaptı!”
Vasfi anlamaz gözlerle baktı ona.
“Kızımı seviyorsun değil mi?” diye sordu canını ister gibi Hamide hanım. Vasfi yaşlı kadını daha önce hiç böyle görmemişti. İtiraf etse mi, yoksa kaçınsa mı gerçekten bilemedi.
“Sevdiğini biliyorum, cevap ver!” diye gürledi Hamide hanım.
Başını salladı Vasfi ama hâlâ ne olduğunu anlayamamıştı. Onu sevdiği için miydi bunlar? Aysun da onu sevdiğini mi itiraf edip, annesini öfkelendirmişti yoksa?
“Şimdi beni iyi dinle, hemen şimdi onu alıp bu evden götürmeni istiyorum!”
Aysun ve Vasfi şaşkınlıkla baktılar onun yüzüne.
“Size yüklü miktarda bir para vereceğim. Aysun’un babasının mirasından alacağı payı karşılayacak kadar büyük. Sevdiğin kız Devran’dan dört aylık hamile!”
Vasfi şok içinde durup baktı Aysun’a.
“İkiniz her şeyi arkanızda bırakıp, buradan gideceksiniz. Mirasına karşılık sevdiğin kadını kurtarmış olacaksın. O çocukla ne yapmak istiyorsanız onu yapın. İster evlenin, ister başka bir şey umurumda bile değil. Ama bir daha asla bu eve ve karşı eve ayak basmayacağınız gibi, iki ailenden de kimse ile iletişim kurmayın!”
“Anne?” dedi Aysun inleyerek
“Ne sanıyorsun? Ağabeyinin hastaneden her şeyi öğrenip geldikten sonra seni yine bağrına basacağını mı? Bu hareketinle o zavallı kadını öldürmekle kalmadın, ağabeyini de kaybettin seni aptal!”
Vasfi neler olduğunu anlamaya çalışıyordu.
“Yurdagül her şeyi öğrenip, intihar etmiş!” dedi Hamide hanım onun merakını gidermek için. Sonra sinirle içeri gitti ve çek defterini getirdi.
“Başlangıç için bu size yeter!” dedi yüklü bir miktar ekleyip, “Vasfi onu asla buraya gönderme! Bülent’in elinden kurtulamaz!”
“Ta-Tamam!” dedi Vasfi korkuyla. Çeki uzanıp aldı Hamide hanımdan.
Hamide hanım kalkıp gitmeleri için başıyla işaret etti. Annesinin desteğini ve sevgisini hayatı boyunca almaya alışık olan Aysun iyice şoka girmişti. Vasfi’nin elinden kurtulup, annesine doğru bir hamle yaptı ama Hamide hanım onu itti yüzündeki tiksinme ifadesi Aysun’un hayatında gördüğü en korkunç manzaraydı.
“Baban hayatta olmadığı için şanslı!” diye inledi Hamide hanım, “Bütün bunların benim suçum olduğunu söylerdi büyük ihtimalle!” diyerek ağlama hissini engellemeye çalıştı, “Sana yardım ediyor olmamın tek nedeni de bu!” dedi tükürür gibi kızına, “Senin gibi bir canavarı ben yarattım, şimdi bu evden defol git! Artık bu ailenin bir parçası değilsin!”
Aysun bayılacak gibi olunca, Vasfi onu kucaklayıp, götürdü kapıya kadar. Onların çıktığını gösteren kapı sesi gelince, Hamide hanım yığıldı koltuğa. Aysun’un sehpada duran telefonu çalmaya başladı biraz sonra, arayan Bülent’ti. Doğrulup açamadı Hamide hanım. Oğlunun gerçeği öğrendiğinde ne hissettiğini tahmin bile edemiyordu şimdi. O da babası gibi suçlayacaktı annesini muhtemelen.
Aysun telefonu açmayınca, annesini aradı Bülent.
Hamide hanım bir şey söylemeden açtı telefonu.
“Anne?” dedi Bülent’in yorgun sesi.
“Her şeyi biliyorum!” dedi Hamide hanım.
“Ben Derin’in yanında kalacağım bu gece hastanede, olanları sonra konuşuruz!” dedi Bülent
“Tamam!” dedi Hamide hanım ve kapattılar telefonu.
(devam edecek)