Hep sonradan – Bölüm 11

Yurdagül şuursuz bir şekilde hızla eve döndü ve kendini odaya kapattı. O sırada evde kimse olmadığından onun darmadağın bir halde gelişini kimse görmemişti. Zaten kimseyle konuşacak hali de yoktu. Yıllardır evlerinin kızı gibi girip, çıkan, Yurdagül ile de bir çok derdi konuşup, sır paylaşmaktan çekinmeyen o kız mıydı kocasının seçtiği. Herkes aklına gelirdi Yurdagül’ün ama arkadaşı onu uyarmasına rağmen Aysun hiç aklına gelmezdi. Onu çocuk olarak görmüştü hep, her istediğini almaya alışmış, şımarık, küçük bir kız! Kocasını elinden alıp, bir de ondan hamile kalacak biri olabileceğini hiç düşünmemişti. Devran’a baba olmak istiyorsa bir başkası ile olabileceğini söylemişti evet ama bunu böyle arkasından iş çevirip, onu aptal durumuna düşürerek yapmasını söylememişti. Dürüstçe gelip ona diyebilirdi. Bu hakkını kullanması ve yüzüne söylemesi için ona defalarca şans vermişti. Her seferinde onu çok sevdiğini, çocuk sahibi olmak için karşı konulmaz bir istek duymadığını söylemişti. Aldatmak vardı işin içinde şimdi, bu baba olma isteği ile yapılan bir hareket değildi. Aldatmaktı bu!

Çocuk saydığı o küçük şeytan, yüzüne gülüp, bir zavallıyı oynarken kocasını nasıl elinden aldığını ve onun veremediği çocuğu ona nasıl verdiğine şahitlik etsin istemişti resmen. Gülay onu uyarmıştı, gördüm bile demiş, fotoğraf göstermişti.

“Bu aptal aklımın gerçeği anlaması için buraya kadar gelmesi mi gerekti?” diye inledi.

Annesi ve babası öldükten sonra Devran ve ailesine dört elle sarılmıştı. Para, mal, mülk değildi önemli olan. Bir daha yalnız kalmak, öylece bırakılmak istemiyordu. Yalnız kalmaktan korkuyordu fazlasıyla. Daha çocuk yaşta anne-baba sevgisinden yoksun kalmış, zor baş etmişti bu duyguyla. Herkes dışarıdan onu kendi ayakları üzerinde durabilen güçlü biri olarak görmek istemiş, o da öyle görünmüştü. Oysa içinde bir yerlerde, sıcak bir kucağa, bir yuvaya, ait olma duygusuna ölesiye ihtiyacı vardı. Doymamıştı bunların hiç birine. Ailesinden alması gereken bu duygu erkenden alınmıştı elinden. Sonra Devran girmişti hayatına, bir erkeğin sıcaklığını hissetmişti onda, bir babaya ihtiyacı vardı belki. Nurhayat hanı m dünya iyisi bir kadındı. Onun annesi olmak için ne gerekiyorsa yapmıştı, Derin de öyle. Hem annelik, hem kız kardeşliğe soyunmuştu onun için. Şimdi komşunun şeytan kızı gelip, hepsini alıyor muydu elinden. Bir kez daha mı sürükleniyordu o karanlığa. Bir çocuk sahibi olup, bu aileye tamamen kök salmak istemişti aslında. Bir çocukla aile olmak istemişti belki de. Kendi ailesi elinden alındığı gibi, bir çocuk ile ailesini pekiştirmeye de izin verilmemişti. Şimdi de diğerleri gidiyordu ellerinden. Aldatılmayı sineye çekip kalabilir miydi kocasıyla? Bir bebek vardı üstelik ortada. Bir bebeğe rağmen kalabilir miydi onun karısı gibi. Kocası onu bırakmasa da onun Devran’ı bırakması gerekiyordu. Onursuz bir eş olarak kalmayı göze alamazdı. Her durumda sonradan sahip olduğu ikinci ailesini de kaybetmiş oluyordu.

“Yo! Bir kez daha buna dayanamam!” diye ağlamaya başladı.

Devran, Aysun’un elinden kurtulup eve vardığında, karısına kendini nasıl affettireceğini düşünüyordu. Aysun’un kendini de riske atacağı için, hiç bir zaman bu ilişkiyi ele vereceğini düşünmemişti. İkisinin de sonsuza kadar saklamaları gereken bir sırrı yaşamışlardı. İkisinin de hayatını mahvedecek bu darbeyi planlarken, kendine vereceği zararı görememiş olabilir miydi? Neyi kaçırdığını anlayamıyordu bir türlü. Annesinin ve kız kardeşinin evde olmadığını anladığında biraz sevindi. Yurdagül ile rahatça konuşabilirlerdi. Tabi tahmin ettiği gibi eve geldiyse. Hızla merdivenleri çıktı ve odalarının kapısına geldi. Yurdagül içeri girer girmez kapıyı içeriden kilitlemişti.

“Yurdagül! Aç yalvarırım! Konuşalım!” diye bağırdı kapıyı yumruklarken ama içeriden cevap gelmedi. Bir yandan hıçkırarak ağlıyor, bir yandan açması için karısına yalvarıyordu. Onun çıkardığı gürültüyü duyan çalışanların biri koridorun başında şaşkınlıkla ona bakıyordu ama Devran bunu umursayacak durumda değildi.

“Yurdagül seni seviyorum! Yalvarırım aç kapıyı!”

Bir ahbaplarının kızının düğününe gitmiş olan Nurhayat hanım ve Derin eve geldiklerinde, Devran kapıyı yumruklamaktan yorgun düşmüş, odalarının kapısına sırtını dayamış hıçkırarak ağlıyordu. Üstlerini değiştirip, yatmak için yukarı çıkan anne-kız Devran’ın halini görünce neye uğradıklarını şaşırdılar.

“Kavga mı ettiniz?” dedi Derin hemen ağabeyinin yanına çökerek.

“Çok daha kötü!” dedi Devran, “Korkunç bir şey oldu!”

“Ne oldu?” dedi Nurhayat hanımın, tansiyonu fırlamıştı anında.

“Devran?” dedi Derin korkuyla, Yurdagül ile daha yeni konuştukları konu gelmişti hemen aklına, “Lütfen bana tahmin ettiğim şeyin olmadığını söyle!”

“Ne oluyor?” dedi Nurhayat hanım korkuyla yine.

Devran başını eğip cevap veremeyince anladı Derin dedikodunun gerçek olduğunu ve doğrulup, kapıya vurmaya başladı ağabeyi gibi.

“Yurdagül aç kapıyı! Annemle ben geldik! Konuşalım!”

Ancak içeriden yine ses gelmedi.

“Kızım söylesene ne oluyor?” dedi Nurahayat hanım.

“Anne! Oğluna sor anlatsın!” dedi Derin ters ters ve kapıyı yumrukladı yine “Yurdagül aç şu kapıyı!”

Nurhayat hanım oğluna baktı endişeyle.

“Ne kadardır kapıyı açmıyor?” dedi Derin, içindeki panik duygusu giderek artmaya başlamıştı.

“İki saat oldu!” dedi Devran başı önünde.

“Hiç cevap verdi mi sana?”

“Hayır!” dedi Devran ama kardeşinin ne demeye çalıştığını korkuyla fark edince ayağa fırladı hemen.

“Sen de öylece oturdun mu burada! Ah Devran! Kapıyı kırmalıyız!” diye inledi Derin.

Nurhayat hanım eli kalbinde duvara dayanmış, zor nefes alarak çocuklarına bakıyordu.

Devran olabildiğince geriledi ve yüklendi kapıya ama kapı kırılmadı. Çalışanların ikisi koridora gelmişti yine. Derin erkek olan çalışandan yardım istedi. Devran ve adam kapıya aynı anda yüklendiler ve kapı kilidin olduğu yerden büyük bir çatırtı ile kırılınca ikisi birden içeri doğru savruldular.

İlk derin gördü Yurdagül’ü, sonra Devran ve çalışan adam. Öylece sallanıyordu tavandan, rüzgarda uçuşan bir rüzgar çanı gibi, ölümün ağır sessizliğini yayıyordu odaya. Nurhayat hanım zorla kapıya gelip göz ucuyla bakar bakmaz yığılmıştı yere. Derin donup kalmıştı eşikte. Çalışan adam ve Devran panikle onu indirmek için atıldılar. Olan olmuştu artık. Kalbi gibi kırılmıştı, Yurdagül’ün boynu da.

Derin annesinin halini fark edene kadar saniyeler yıl gibi geçmişti. Koridorda kalan kadın çalışan atılıp kucaklamıştı Nurhayat hanımı.

“Derin hanım, ambulans çağırmalısınız!” diye çığlık atınca, çevirdi başını Derin ve annesini görünce elleri titreyerek çıkardı telefonu ve aradı ambulansı.

Devran ve çalışan adam Yurdagül’ü yatırmışlardı yatağın üzerine. Devran karısının üzerine kapanmış sinir krizi geçiriyordu.

Aysun ağabeyinin kollarında kanepede oturmuş televizyon izliyordu o sırada. Hamide hanım kızı gelip, oğlunu elinden kapınca tekli koltuğa geçmişti. Üçünün de yan evde yaşananlardan haberi yoktu henüz. Derin ambulansta annesinin yanında hastaneye giderken akıl etmişti Bülent’i aramayı. Yurdagül’ün soğuyan bedeni başka bir ambulanstaydı ve Devran yanındaydı bir faydası olmasa da.

Derin ağlamaktan konuşamadığı için zor oldu Bülent’in onların hastaneye gittiğini anlaması. Aysun ağabeyinin göğsündeyken telefon geldiği için tahmin etmişti komşuda bir felaket yaşandığını ama Bülent kağıt gibi bembeyaz bir yüzle “Yurdagül intihar etmiş, Nurhayat hanımda bir kriz geçirmiş sanırım hastaneye gidiyorlarmış!” deyince, eli ayağı buz kesti birden.

İntihar mı etmişti o aptal kadın.

“Yaşıyor mu?” dedi panik halinde.

“Yurdagül hayır!” dedi Bülent onu itip üzerine bir şey almak için odasına fırlamıştı.

Hamide hanım ağzını açıp bir şey diyememişti henüz. Beyni oğlunun söylediklerini algılamaya çalışıyordu.

“Siz gelmeyin, ben ararım!” dedi Bülent kapıdan fırlayıp çıkarken.

(devam edecek)

Yorum bırakın