Hep sonradan – Bölüm 10

Hamide hanım oğlunun düşünceli halini görünce kafasına bir şeyleri taktığını anladı o akşam ama onun da aklına ilk gelen Bülent’in evlilik öncesi stres yaşıyor olduğuydu.

“Her şey yolunda mı?” diye sordu gülümseyerek.

Annesinin onu izlediğini fark etmeyen Bülent başını kaldırıp baktı, “Evet! Evet yolunda! Düşünüyordum sadece!”

“Neyi düşünüyordun?” dedi annesi yanına oturarak.

“Bir insanı tam olarak tanımak için ne kadar zaman gerekir diye düşünüyordum!”

“Bir insanı tanımak istiyorsan onu anlamaya çalışmalısın önce. Anlayabildikçe daha çok tanırsın. Bunun belirli bir süresi olduğunu sanmıyorum. Ayrıca insanlar değişir ve gelişirler. Birinin hep aynı kalmasını beklemek de haksızlık olur öyle değil mi?”

“Ben tanıyana kadar değişebilir mi?” dedi Bülent saf bir çocuk gibi.

Hamide hanım yargıçlık yolundaki oğlunun yüzüne bakarken gülse mi ağlasa mı bilemedi.

“Belki sen değişiyorsundur!” dedi sadece, “Derin ile ilgili değil herhalde bu konu?”

“Hayır!” dedi Bülent yüz ifadesini toparlayarak, “Bir kitap okuyordum da gece, aklıma takıldı sadece!”

“Sınav bitince kitap okuyacak zaman da bulmaya başladın demek?” dedi annesi gülerek.

“Evet gerçekten üzerimden bir yük kalktı anne!”

“Sen çok iyi bir yargıç olacaksın! Duygusallığını kontrol etmeyi öğrenmen gerek ama! Biliyorsun!”

“Tamam!” dedi ellerin teslim olur gibi kaldırdı Bülent, “Yakaladın beni!”

“Aysun arkadaşı ile yiyecekmiş bu akşam haydi dışarıdan bir şeyler söyle sen de bize!” dedi Hamide hanım, oğlu ile geçireceği vaktin sınırlı kaldığını bildiği için tadını çıkarmak istiyordu!

O sırada Aysun otele varmıştı bile, Devran o gelmeden odaya çıkmış bekliyordu. Aysun içeri girer girmez onun boynuna sarılıp, dudakların yapıştı ama Devran öpmesine izin vermeden nazikçe kurtuldu kollarından.

“Uslu dur! Konuşmak için buradayız!” dedi ciddi bir sesle ve yatağın üzerine oturmasını işaret etti.

“Ciddi şeyler mi konuşacağız!” dedi Aysun çocuk gibi şımararak

“Evet çok ciddi!”

“Benim de ciddi konularım var bu akşam!”

“Tamam, önce beni dinle!”

“Tamam!”

“Bak Aysun! Seni hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum ama bu ilişkiye daha fazla devam edemeyiz!” dedi Devran o gelmeden defalarca içinden tekrarladığı gibi.

“Sahi mi?” dedi Aysun alaycı bir sesle.

“Şaka yapmıyorum, ciddiye alır mısın?”

“Alıyorum zaten!”

“Bak ben karımı seviyorum tamam mı? Seninle aramızdaki şey, yani ne bileyim aşk diyemeyiz buna bir çekim belki!”

“Bir çekim, evet!”

“Hah! İşte bak sen de biliyorsun. Sen bekâr ve genç bir adamla birlikte olmalısın. Benim gibi biriyle otel odalarında çürümemelisin!”

“Çürümüyorum!”

“Aysun, bu geçici bir heves inan bana, ikimizden bir şey olmaz!”

“Yanılıyorsun!” dedi Aysun kendinden emin bir sesle

“Ne demek istiyorsun?”

“Anne-baba olabiliriz!”

“Ne? Saçmalama!”

“Bir çocuk istemiyor musun? Karın sana bir çocuk veremiyor ama ben verebilirim!”

“Hayır! Ben çocuk falan istemiyorum! Baba olmaktan daha önemli benim karıma duyduğum saygı!”

“Karına saygı duyabilirsin ama bu baba olmana engel değil ki!” diyerek yaklaştı Aysun Devran’a ve onun elini alıp, karnına dayadı, “Sana babalığı tattıracağım!”

“Hayır! Artık birlikte olmayacağız ve çocuk falan da yapmayacağız!” dedi Devran yüksek sesle.

“Artık çok geç!” dedi Aysun alaycı gülümsemesini takınarak, “Ben hamileyim!”

O sırada kapının arkasından gelen sesleri duyunca ikisi de dönüp baktılar. Devran ne olduğunu görmek için gidip kapıyı araladı. Yurdagül’ün kağıt gibi bembeyaz olmuş yüzü ile karşılaşınca, hemen çıkıp kapıyı arkasından kapattı.

“Sen nasıl?” diyordu ki kapı arkasından açıldı ve bluzunun düğmeleri açılmış ve saçları dağılmış bir şekilde Aysun çıktı arkasından.

Yurdagül olduğu yerde tir tir titriyordu, Devran uzanıp onu tutmak isteyince, hızla arkasını dönüp, kaçmaya başladı.

“Ne yapmaya çalışıyorsun?” dedi çaresizce Devran Aysun’a dönüp, karısını çağıranın da o olduğunu henüz kavrayamamıştı.

“Hiç bir şey! Sana baba olduğunu müjdeliyorum! O aptalın yapamadığını yaptım senin için!” dedi Aysun, “İkimizin birlikteliğinden doğacak gücü düşünemiyor musun? Bu çocuk hem senin, hem benim mirasçım olacak. Sen karınla evli kalmak istiyorsan kal yine, kimin umurunda!”

“Sen ne saçmalıyorsun?” dedi Devran hayretler içinde, odadan çıkmaya davrandıkça Aysun yapışıyordu koluna.

“Karın her şeyi duydu. Artık seni isteyeceğini sanmıyorum! Ya da belki baba olmana razı geldiği için katlanır!”

“Buraya nasıl geldi o?” dedi aklını yeni yeni toparlayan Devran, endişe dolu bir şaşkınlıkla.

Aysun kaşlarını kaldırıp “Sürpriz!” dedi gülerek

“Sana inanamıyorum. Sen nasıl bir insansın böyle?”

“Sen nasıl bir insansın, beni kullanıp, hamile bırakıp, öylece bırakabileceğini mi sandın?”

“Ne hamileliğinden bahsediyorsun sen, korunmuştuk! Aldıracaksın o bebeği! Ben karımı seviyorum!”

“Aldıramam, bebek dört aylık!”

“Neden?”

“Neden mi? Seni seviyorum çünkü!” diyerek ağlamaklı bir ifade takındı Aysun, “Benim olmanı istiyorum. Tıpkı senin de beni istediğin gibi, bana dayanamıyorsun, sana öyle çekici geliyorum ki, bana karşı koyamıyorsun!” diyerek yeniden yaklaştı Devran’a.

“Hayır! Beni bu deliliğe alet etme daha fazla!” dedi Devran ve onun elinden kurtulup, çıktı odadan.

Aysun koridoru açıp bağırdı arkasından, “Ailelerimize ne diyeceğimizi konuşmayacak mıyız?”

“Allah kahretsin!” diye inledi Devran ve hızlıca çıkıp gitti otelden. Önce karısı ile konuşması gerekiyordu.

Aysun sakin sakin toparladı üzerini başını. Devran’a yalan söylemiyordu, gerçekten hamile kalmıştı bu ilişkiden. Daha ilk birlikte olduklarında düşmüştü rahmine bebek. Baştan o da inanamamıştı bu duruma. Aldırmayı düşünmüştü ama sonra Devran’a sahip olmanın en etkili yolunun bu olacağına ikna etmişti kendini. Yurdagül’de olmayan bir şey vardı şimdi onda, bir bebek. Aldırmasını istemesin diye, aldırma süresi geçene kadar beklemişti söylemek için. Şu dedikodular duyulunca da daha fazla beklemek için bir neden olmadığına karar vermişti. Ne olacaksa olabilirdi. Ağabeyi ile o aptal kızın aralarının bozulması da hiç umurunda değildi. Hatta daha iyi olur, bir taşla iki kuş vurmuş olabilirdi ama ağabeyini tanıdıysa, dünya yıkılsa Derin’den vazgeçmezdi o. Nasılsa unutulurdu her şey zamanla. Sonuç olarak bu bebek iki aileyi ayrılmaz bir şekilde birbirine bağlıyordu. Olanlardan memnun bir şekilde ayrıldı otelden ve eve gitti.

“Erken geldin?” dedi Hamide hanım onu görünce. Oğluyla biraz daha baş başa kalıp konuşmak istiyordu.

“Yani öylesine bir yemekti, sıkılınca çok da uzatmadım. Yorgunum zaten. Kendimi biraz hasta hissediyorum!” dedi göz ucuyla ağabeyine bakarak.

“Gel otur yanımıza!” dedi Bülent hemen kardeşine kucak açarak. O da gidip hemen sarıldı ağabeyine.

Devran’dan hamile olduğunu öğrenince ne yapacaklardı bakalım.

Yurdagül, gidip kocasını otelde bulmasını söyleyen notu alınca şirketten birinin yaptığını düşünmüştü. Onca yıllık arkadaşı Gülay böyle bir şey yapacak değildi. Kağıdı buruşturup atmaya karar verdiği sırada içine bir kurt düşmüş gidip bakmakla bir şey kaybetmeyeceğine kanaat getirmişti. En çok Devran böyle bir yalana inandığı için ona biraz kızardı, hepsi o kadar. Kağıtta söylenen saatte otele gitti. Resepsiyona hiç uğramadan doğruca asansöre bindi ve odanın olduğu kata çıktı. Odayı kolayca bulması için detaylı bir tarif vardı kağıtta. Tam kapının önüne geldiği sırada içeriden yükselen sesleri duyunca durup dinlemeye başladı. Kocasının sesini tanımayacak değildi. Diğer sesin sahibi de tanıdığı biriydi ve başından aşağı kaynar sular boşaldı. Tam elini kapıyı atacağı sırada Devran’ın “Hayır artık birlikte olmayacağız ve çocuk falan da yapmayacağız!” dediğini duyunca durdu ve arkasından da Aysun’un hamile olduğunu işitince başı döndü ve açmak için uzattığı eliyle kapıya dayandı ayakta kalmak için.

(devam edecek)

Yorum bırakın