Hep Sonradan – Bölüm 8

Derin, Yurdagül’ün telefonda öğrendiklerini duyunca ne diyeceğini bilemedi. Biri ağabeyi, diğeri de müstakbel kocasının kız kardeşiydi. İşin aslı Derin’de, aile toplantılarında Aysun’un Devran’a davranış ve bakışlarında bir şeyler fark etmişti ama böyle bir ilişkinin varlığı aklına bile gelmemişti. Aysun gerçekten farklı bir kızdı ama Devran, ağabeyi, asla ama asla böyle bir şey yapmazdı.

“Bu Gülay’ın beni ilk arayışı değil!” dedi Yurdagül hıçkırarak ve daha önce de arkadaşının buluşup onu uyardığını anlattı.

“Bence ağabeyimle konuşmalısın bu konuyu!” dedi Derin nefesi daralarak.

“Sence bu gerçek olabilir mi Derin? Biliyorum ben ona başka bir kadından çocuk sahibi olabileceğini söyledim ama bu! Bu başka bir şey değil mi?”

“Hayır, hayır! Devran’ın çocuk sahibi olmakla ilgili bir problemi hiç olmadı! Bu daha önce de konuştuk. Bu dedikoduyu her kim çıkarmışsa, gerçekten mide bulandırıcı. Sana kadar geldi ve tüm şirket konuşuyorsa, zaten ağabeyim de duymuştur. Bence hemen şimdi onu ara ve konuşun!”

Doğrulup, burnunu çekti Yurdagül ve Derin’e hak verdiğini gösterir şekilde başını salladı.

“Tamam ben şimdi seni biraz yalnız bırakıyorum, alışveriş kaçmıyor! Konuşup bu meseleyi halledin!” dedi ve odadan çıktı Derin.

Yurdagül’e belli etmemişti ama alt üst olmuştu bir anda, içinden bir ses bu dedikodunun boşa çıkmamış olabileceğini söylüyordu. Yurdagül’ün duyduğunu, Bülent’te duyabilirdi ve eğer bildiği halde bunu ondan gizlediğini öğrenirse, bundan hiç hoşlanmazdı. Öte yandan eğer bu ilişki gerçekse, ki hiç düşünmek istemiyordu bu kısmı, o zaman durum hepten sarpa saracak demekti.

“Devran lütfen yapmamış ol!” diyerek odasına gitti ve Bülent’e bahsetmeli mi, bahsederse nasıl bahsetmeli onu düşünmeye başladı. Birden bire telefon açıp biliyor musun kız kardeşin ve ağabeyimi sinemada yakınlaşırken görmüşler denmezdi ki!

“Yok, Bülent olmaz!” dedi sonra kendi kendine, “Gidip doğrudan Aysun ile konuşmalıyım!”

Kararlı bir şekilde telefonu eline aldı ve Aysun’u aradı. Aralarında sıcak bir ilişki olmadığı için Derin’in onu aramasına alışkın olmayan Aysun gördüğü halde ağzını eğerek açmadı telefonu. Konu önemli olduğu için Derin ısrarlı davranıp yeniden arayınca açmak zorunda kaldı.

“Derin! Sevgili gelinimiz!” dedi yapmacık bir sesle.

“Merhaba Aysun, bu gün uygunsan seninle dışarıda bir yemek yiyelim istiyorum!”

“Ah! Öyle yoğun bir gün geçiriyorum tahmin edemezsin!”

“Önemli bir konuda konuşmamız gerek, vakit ayırırsan iyi olur!”

“Ağabeyimle halledemez misin?”

“Hayır!” dedi Derin kararlı bir sesle, “Seninle halletmem gerekiyor! İnan ağabeyinle halletmemi isteyeceğin bir konu değil!”

“Neden bu kadar gerginsin anlamadım ama tamam!” dedi Aysun kafası karışık bir şekilde, “Bir saat sonra gelip beni şirketten alabilirsin!”

“Tamam!” dedi Derin sakin bir sesle ve kapattı telefonu.

Yurdagül’ün kocası ile konuşmasına fırsat tanırken, o da gidip Aysun’la yüzleşecekti. Bu bir dedikoduysa da, durup dururken çıkmış olamazdı. İki aileye ve Derin, Bülent ilişkisine zarar verebilecek bu dedikodunun bir an önce unutulması için Devran ve Aysun’un dikkat etmesi gereken şeyler vardı demek ki! Aslında ağabeyine de kızmıştı, Aysun’a gereğinden fazla yüz verdiğinin farkındaydı. Aysun’dan yaşça büyük ve evli bir adam olarak insanların dedikoduya ne kadar meraklı olduğunu düşünebilecek biriydi Devran. Karısını ne kadar sevdiğini bilmese Derin bile inanabilirdi bu sözlere. Zaten hazır olduğundan oyalanmadan çıktı evden, Aysun ile konuştuktan sonra belki ağabeyi ile de konuşsa iyi olurdu.

“Önce onlar karı koca bir konuşsunlar da!” diyerek bindi arabasına.

Telefonu kapattıktan sonra Derin’in sesindeki alışılmadık gerginlik düşündürdü Aysun’u. Ağabeyine tatlı turta muamelesi yapan bu ponçik kızı gerecek ne konu olabilirdi ikisinin arasında. Gerçi evlilik öncesi en sakin insanların bile gerginleştiği bilinen bir gerçekti. Belki de düğün hazırlıklarıyla ilgilenmiyor diye sitem edecekti. Kendini ailenin bir parçası ve söz sahibi görmeye başlamış olma olasılığı da yüksekti ama Aysun’a kimse hükmedemezdi.

“Gidelim, görelim bakalım ne diyecek?” diye mızırdandı kendi kendine, Vasfi’yi arayıp, Derin ile çıkacaklarını o yüzden öğlen onunla yemeyeceğini söyledi. Haftada iki gün Aysun ile aile olmadan vakit geçirme şansı olan Vasfi bozulsa da bir şey belli etmedi. Yemekten sonra geldiğinde odada biraz çalışabilirlerdi. İkisi birden dosyaları incelerken, Aysun’un teninden yükselen güzel kokular, çaktırmadan saçlarına dokunmak bile onu mutlu ediyordu. Aslında Rüstem bey, Vasfi’nin elinden tutmamış olsa, onun sınıfından gelen bir adamın Aysun’un bu kadar yakınında durması bile mümkün olmazdı.

Derin gelince aşağı inip, arabaya bindi. Derin’in yüz ifadesine bakılacak olursa, bir an önce konuya girecekti. Aysun’un onu kaprisleri ile uğraşacak fazla vakti olmadığından, yakında bir restorana gitmelerini önerdi. Derin için nerede konuşacaklarının bir önemi olmadığı için başıyla onayladı ve restoranın sakin bir yerindeki boş masaya geçip oturdular.

“Belli ki konuya çabuk gireceksin!” dedi Aysun alaycı bir tavırla.

O sırada yanlarına gelen garsona siparişlerini söyledikten sonra derin bir nefes alıp, kendini toparladı Derin.

“Bu gün Yurdagül ile alışverişe çıkacaktık ama ona gelen bir telefon yüzünden ertelemek zorunda kaldık!” dedi Derin, Aysun’un yüz ifadesini tartmaya çalışıyordu konuşurken.

“Sen de benimle vakit geçirmek mi istedin?”

“Hayır, gelen telefon seninle ilgiliydi. Devran ve seninle ilgili!”

Aysun’un yüzünden anlık bir gölge geçse de toparlandı hemen, “Anlamadım?” dedi meraklı bir tavırla.

Derin hiç zaman kaybetmeden Yurdagül’ün söylediklerini bir bir anlattı Aysun’a.

“Gerçekten inanamıyorum!” dedi Aysun sinirli bir edayla, “Bunlara inanıp da bana geldin öyle mi?”

“Bunlara inandım demiyorum! Ağabeyime güveniyorum ama bu dedikodular neden olan her neyse bunu bir an önce bulup çözmeniz gerek!”

“İnsanların ağızlarından çıkanlara müdahale edemeyiz öyle değil mi? Ağabeyin de, ben de, şirket sahibi güçlü insanlarız! İnsanların bizim hakkımızda konuşmak istemelerinden daha doğal bir şey olamaz! Bence Yurdagül ve sen tabi, beni değil, kimse o arayan o arkadaş onu sorgulayın!”

“Seni sorgulamıyorum Aysun!” dedi Derin bastırarak, “Bunlar ağabeyinin kulağına giderse ne olur hiç düşündün mü?”

“Düşünmeme gerek yok! Ağabeyin ile sadece sizin evinizde veya bizim evimizde aile içinde görüşüyoruz. Bunu sen de biliyorsun zaten, ailemize resmen dahil olmana günler kala bu konuşmayı yapmamız bence hiç hoş değil!”

“Ne demek istiyorsun?”

“İlişkimize zarar verebilecek dış etmenleri dikkate almayıp, gelin görümce yemeğimizi bitirelim diyorum! Gerçekten çok yoğun bir gün geçiriyorum!”

“Peki!” dedi Derin iç çekerek, Aysun ile mantık ve dostluk çerçevesinde konuşabileceklerini düşündüren neydi onu sorgulamaya başladı kendi içinde. Yemeğin kalanında çok az konuşarak tamamladılar randevularını ve Derin, Aysun’u şirketlerine bırakıp, döndü eve.

Nurhayat hanım arkadaşları ile buluşmaya gittiğinden, Yurdagül salonda oturuyordu tek başına. Derin onun gözlerinin kızarıklığından o gittikten sonra da ağladığını anladı.

“Konuştunuz mu?” dedi içeri girer girmez.

“Henüz değil! Telefonda değil de akşam yüz yüze konuşuruz dedim!” dedi Yurdagül.

Derin onun yanına oturup, elini tuttu, “Bence bunlar sadece dedikodu, insanlar kıskanç olabiliyorlar biliyorsun!”

“Gülay böyle bir kız değildir!” dedi Yurdagül düşünceli bir sesle.

Aysun bu şekilde yakalanacaklarını pek tahmin etmediği için şirkete gelir gelmez aradı Devran’ı. Bir saat önce kötü bir sesle karısının arayıp, akşam ona vakit ayırmasını istemesinin nedenini böylece öğrenmiş oldu Devran.

“Bu kadar dikkatsiz olmamalıydık!” diye inledi sıkkın bir sesle.

(devam edecek)

Yorum bırakın