Bülent için zor dönemler bitmiş, mutlu günler için hazırlık zamanı gelmişti. Artık Derin ile daha çok zaman geçirebiliyor. Bir süredir gidemedikleri sinema, tiyatro, konser gibi etkinliklere katılıyorlardı. Artık bir aile oldukları için bazen bu etkinliklere Devran ve Yurdagül’ü de davet ediyorlar, onlar gelip, kendisi çağrılmayınca surat asan Aysun’u da yanlarına alıyorlardı. Her ne kadar evin küçük kızı sayılmaya devam etse de Aysun da artık büyüyüp genç bir kız olmuştu.
Acı ve zor günlerin ardından mutluluk ve heyecan dolu günler yaşamaya başladıkları sırada, Yurdagül ile uzun süredir arkadaşlık eden ve şirketlerinde çalışan Gülay aradı. Yurdagül uzun zamandır görüşemedikleri arkadaşı ile yemeğe çıkma fikrinden çok mutlu olmuştu. Gülay, Devran ve Yurdagül’ün evliliklerinden sonra, Yurdagül’ün aracılığı ile şirkette görev yapmaya başlamıştı. İkisinin arkadaşlıkları daha eskilere dayanıyordu. Yurdagül her zaman ki yüce gönüllülüğü ile işinden ayrılan arkadaşına kendi şirketlerinde özelliklerine uygun bir iş sağlamıştı. Gülay hayatının zor döneminde ona destek veren arkadaşının iyiliğini hiç unutmamıştı. O yüzden onu yemeğe çağırıp, bazı konularda uyarması gerektiğine karar vermişti ama telefonda bu konudan hiç bahsetmediği için sadece özlediğini söylemişti.
Yurdagül, eskilerden, yenilerden güzel sohbetli bir öğle yemeği beklerken, arkadaşının söylediklerini duyunca neye uğradığını şaşırmıştı. Gülay’ın dediğine göre Yurdagül’ün kocasını biraz takip etmesi gerekiyordu.
“Neden böyle düşünüyorsun?” diyerek şaşkınlıkla sorunca da, Gülay, bir kaç yıl önce staj için şirkete gelen Aysun denilen kızın, bir kaç hafta önce bir alışveriş merkezinde Devran’la samimi bir halde gördüğünü söylemişti.
Yurdagül zaten komşu ve aile oldukları için onların samimiyetlerinin normal olduğunu anlatmaya çalışırken, Gülay uzaktan çektiği fotoğrafı gösterince ne diyeceğini bilememişti. Fotoğraf çok net değildi ve Devran ile Aysun’un yüzleri birbirine değecek kadar yakın duruyordu.
“Benim iyiliğim için söylediğini biliyorum ama bu sadece bir göz yanılsaması da olabilir!” dedi Yurdagül görünenin gerçek olacağına inanmak istemediği için ama Gülay önce kendi gözüyle görüp, sonra fotoğraf çektiğini söyledi.
“Sence bana bu kadar iyilik yapmışken, evliliğini mahvetmek istiyor olabilir miyim?” dedi Yurdagül’ün savunmaya geçtiğini görünce, “Ben sana sadece kocanı takip et ve dikkat et diyorum! Bu fotoğraf bir şey ifade etmiyorsa da buna kendin ikna ol önce!”
“Biliyorum!” dedi Yurdagül sevgiyle arkadaşının gözlerine bakıp ama yine de bunun uzaktan yanlış anlaşılmış bir yakınlık olduğuna kendini ikna etmeye uğraşıyordu. Arkadaşına dikkat edeceğini söyledikten sonra yakın zamanda yeniden buluşup, daha iyi şeyler konuşmak üzere ayrıldılar. Gülay, Yurdagül’ün kabul etmeye hazır olmadığını anlayınca, onu üzmemek için Aysun’un staj döneminde aralarındaki yakınlık yüzünden şirkette çıkan dedikodulardan bahsetmedi bile. O da Yurdagül gibi, Devran’ın arkadaşını çok sevdiğine inanıyordu ama kendi gözleri ile gördüğü bir şeyi de yok sayamayacağı için uyarmak istemişti. Yurdagül’ün inandığı gibi bunun bir ağabey, kardeş yakınlığı ya da samimiyeti olduğuna inanmayı o da çok isterdi ama bir iç çamaşır dükkanında hiç bir ağabey, kız kardeşini dudaklarından öpmezdi. Fotoğrafın uzaktan çekilmesi ve bulanık olması, Gülay’ın gördüğü gerçeğin başka bir şey olduğunu ispatlamıyordu maalesef.
Yurdagül, bir türlü çocuk veremediği kocasının bir başka kadından çocuk sahibi olabileceği fikrini hep tekrarlamıştı kendine. Ancak Aysun hem çok küçük, hem de Bülent’in kız kardeşiydi. Ayrıca Devran bu fikri kafasından silmesi için ona çok uzun süre dil dökmüş ve onu çok sevdiğini ve kalbinde başka bir kadına yer olmayacağını defalarca söylemişti. Çocuk sahibi olmak uğruna da karısını kimseye değişmezdi.
“Mutlaka talihsiz bir anda çekilmiştir bu fotoğraf!” diyerek kendini bunun gerçek olmayacağına ikna etti. Aysun gibi genç, güzel ve her istediğini elde edebilecek bir kız neden Devran’a baksındı ayrıca. Hem evli, hem de işten başka bir şey düşünmeyen asosyal bir adamdı Devran.
“Yok, mümkün değil! Gülay yanılmış olmalı!” dedi kendine ve konuyu ört bas etti zihninde.
Bu arada sürekli ailenin içinde olan Vasfi, Bülent evlenip, evden ve şehirden ayrıldıktan sonra aileye ve şirkete sahip çıkacak kişi olarak Aysun’a evlenme teklif etmeyi planlıyordu. Hamide hanımın davranış ve sözlerinden ikisinin bir hayat kurmalarına karşı çıkmayacağını anlamıştı. Ağabeyi gittikten sonra ailenin desteğe daha çok ihtiyaç duyacağını tahmin ederek, Aysun’u ikna etmek için o zamana kadar beklemeye karar vermişti. Tabi bu bekleyiş sırasında jestleri ile onun kalbini ele geçirme çalışmalarına devam edecekti. Aysun onun getirdiği çikolatalar, çiçekler ve minik hediyeleri büyük bir sevinçle kabul ediyor, sonra da odasında bir yere atıp unutuyordu. O aklındaki hedefe çoktan ulaşmış Devran’ı kendine bağlamayı başarmıştı. Sürekli çıktıkları akşam yemeklerinin birinde çok içip, çok ağlamış, onun da çok içmesini sağlayarak bu halde eve giderlerse yanlış anlaşılacağını söyleyip, bir otelde kalmalarına ikna etmişti. Uzun süredir duygusal boşlukta olan ve Aysun’un cilvelerine direnmekten yorgun düşen Devran, alkolünde etkisiyle Aysun’a istediğini vermişti o gece. Bir kaçamak yapacaksa bile bunun Aysun’la olmasını hiç istemediğini düşünse de sonrasında genç bir kadının sürekli istekli ve ilgili oluşu hoşuna gittiği için geri adım atamamıştı.
İkisinin samimi bir halde bir kez daha birilerine yakalanmalarına kadar da aralarındaki ilişki ilerleyerek devam etti. Ne yazık ki bu sefer yakalandıkları kişi, Gülay gibi dost niyetli birileri değildi. Şirketin finans bölümünde çalışan üç kişi, onları bir sinemada yakalamıştı. Film başladıktan sonra oturdukları arka koltuklarda yakınlaşırken, şirketten birilerinin de salonda olduğunun farkında değillerdi. Gören bir değil, üç kişi birden olunca fotoğraf olmasa da, dedikodu tüm şirkete hızla yayıldı. Olaya şahitlik edenlerin üçü de erkekti. Gülay konuşulanları duyar duymaz bunu arkadaşına söylemesi gerektiğine karar verdi yine. Her ne kadar doğru olduğuna inanmamış olsa da, bütün şirketin inanarak konuştuğu bir dedikoduyu başkasından duyarsa çok canı sıkılırdı.
“Bu defa ben görmedim!” dedi telefonu açar açmaz, buluşma ayarlayıp söylemeyi beklemek istemiyordu.
“Neyi görmedin?” dedi Yurdagül aklının çoktan ret ettiği konuyu hatırlamadan.
“Aysun ve kocan, sinemada uygunsuz bir şekilde görülmüşler Yurdagül. Bütün şirket konuşuyor.”
“Ne? Ne sineması?”
“Şirkette çalışan üç adam görmüş Yurdagül, öyle dedikodu meraklısı adamlar değiller. Devran onları fark etmemiş. Yanındaki de Aysunmuş. Şirkette bir yıl staj yaptığı için onu herkes tanıyor.”
“O daha bir çocuk!”
“Değilmiş demek ki!”
“Tamam ben hallederim!” dedi Yurdagül çarpık bir sesle. Bir sinemada karanlıkta film izlerken, neyi ne kadar görmüş olabilirdi insanlar, belki de benzetmişlerdi sadece.
Telefonu kapatınca kafası iyice karıştığı için merakla yüzüne bakan Derin’i fark etmedi önce. O gün birlikte alışverişe çıkacakları için Derin o telefonu açtığında odasına gelmiş, konuşma bitene kadar eşikte beklemişti.
“İyi misin? Kimden bahsediyordun?” dedi Derin, Yurdagül’ün öylece kaldığını görünce.
Onun geldiğini fark etmeyen Yurdagül sıçradı yerinden ve onu görünce kendini kontrol edemeyip ağlamaya başladı. Yıllardır ikisi birbirlerinin dert ortağı oldukları ve her şeyi konuştukları için onu görünce kendini tutamamıştı.
“Hey! Dur bakalım! Neler oluyor böyle?” diyerek yengesine sarıldı Derin. Onun duygusal bir kadın olduğunu biliyordu ama çocuk meselesi dışında böyle içten göz yaşı döktüğünü hiç görmemişti.
(devam edecek)