Bülent babasının kaybına rağmen mesleğine odaklanıp sınavlarını geçmek zorundaydı. Hamide hanım ve Derin kendi yöntemleri ile sürekli onu teşvik ediyor ve destekliyorlardı. Nurhayat hanım da Rüstem beyin kaybına çok üzülmüştü. Şimdi hem Derin, hem de Bülent babasız kalmışlardı. Derin daha önce bu acıyı yaşadığı için Bülent’in halinden anlayacağını biliyordu. Hamide hanımlar kocasını yeni kaybettiklerinde taşındıkları için yeni tanışmalarına rağmen acılarına merhem olmak için ellerinden geleni yapmışlardı. Şimdi sıra Nurhayat hanımlardaydı. Gelini Yurdagül ile beraber Hamide hanımı daha sık ziyaret edip, bir ihtiyaçları olup olmadığını sormaya başladılar. Artık sadece komşu değil aynı zamanda, da aile olmuşlardı. Babalar evlatlarının mürüvvetini göremeden hayattan ayrıldıkları için iki anne el ele verip, çocukların mutluluğu için ne gerekiyorsa yapmak zorundalardı. Evin en küçük kızı Aysun’un da babasına ne kadar düşkün olduğunu bildiklerinden, her görüştüklerinde ona da her zamankinden daha fazla ilgi gösteriyorlardı.
Derin, kendine hep uzak duran Aysun’a biraz olsun yaklaşabilmek için “İnsan babası öldükten sonra büyüyor!” demişti ama Aysun sanki onun neden bahsettiğini bilmez gibi bir bakış atıp sessiz kalmayı tercih etmişti. Derin’i ağabeyini elinden aldığı için zaten sevmiyordu. Şimdi babası öldüğü için herkes onun davranışlarına daha hoş görülü yaklaşırken o da gerçek duygularını yasının arkasına saklanıp gösterme fırsatı bulmuştu. Babası öldüğüne göre artık işlerin başına geçmesi gereken kişi oydu. Babasının yedisi çıktıktan sonra Vasfi’yi arayıp eskiden gelip babasına ne rapor veriyorsa, gelip kendisine vermesini istedi. Devran’ın şirketindeki çalışmaları sona erdikten sonra gelip kendi şirketlerinin başına geçecekti. Şimdi babası ölür ölmez çok hevesli görünüp bunu yapmak istemiyordu. Biraz daha geride durup, sonra ipleri eline alma peşindeydi.
Hamide hanım kızının bir gün şirketin başına geçmesini hep istemesine rağmen, henüz o olgunluğa erişmediğini düşünüyordu. Şirketi yönetecek vekiller zaten varken, onun Vasfi ile arka planda çalışmaya devam etmesi o yüzden daha iyiydi. Böylece Vasfi, Aysun ile artık eskisinden daha çok ve baş başa vakit geçirmeye başladı. Yakında şirketin başına geçmek istiyorsa bir an önce başkalarının şirketinin peşinde koşmayı bırakıp, kendi işlerine odaklanması gerektiğini söylese de, Aysun onu şimdilik dinlemiyordu ama yakında söylediğini yapacaktı. Devran ile şirket dışında görüşme planları yaptıklarına göre, kendi şirketlerine dönüp, daha az dikkat çekmeleri onun da işine geliyordu.
Yurdagül, şirkete kocasının yanına uğradığında, Aysun ve onun yakın çalıştıklarına dair bir kaç ima duymuştu. Zavallı küçük kızın babasını yeni kaybettiği için desteğe ihtiyacı olduğunu ve insanların bunu kötü niyetle algıladıklarını düşünmüş aldırmamıştı. Üç dört ay sonra Aysun onların şirketinde devam ettiği bir yıllık stajını bitirip, yeniden kendi şirketine döndüğündeyse Yurdagül’ün kulağına gelen sözler de kesilmeye başladı.
Devran, Aysun’un ikna olup sadece onunla çalışmaya başlamasından memnundu. Ona göre artık evde değil, biraz da gelip şirkette, yerinde iş öğrenmesi gerekiyordu. Sürekli Hamide hanımın gözü önünde, ona istediği gibi kur yapamadığı için, şirkette gözlerden uzak daha rahat yakınlaşabileceklerine karar vermişti. Aysun onun niyetini çoktan çözdüğü ve bunu da kendi istediği gibi kullandığından, her zaman olmasa da arada bir şirkete gelebileceğini söyledi. Böylece eskiden Devran’ın şirketine gittiği günlerde, kendi şirketlerine gitmeye başladı. Kala günlerde ise bir şekilde ikna ettiği Devran’la şirket dışında görüşmeye devam ediyordu. Bunlar bazen kısa öğle yemekleri, bazense uzun akşam yemekleri oluyordu. Devran evdekilere akşamları Aysun’la yemek yediklerinden bahsedemediğinden, şirket yemekleri olduğunu söylemeye başlamıştı. Aysun ile birlikte oldukları Yurdagül’ün aklına bile gelmiyordu. Devran bir kaç kez Yurdagül’ün de bu yemeklere katılabileceğini söylese de, Aysun onun ağzında laf durmayacağı konusundaki korkusunu tekrarlayıp önünü kesiyordu. İşin aslı Devran’da Aysun ile vakit geçirmekten hoşlanmaya başlamıştı. Yurdagül ile sadece dertli dönemlerinde uzun sohbetler yapmışlar, hayatları düzeldikten sonra ise iş dışında bir şey konuşamaz olmuşlardı. Yurdagül çocuğu olmayacağını öğrendiğinden beri kendini etrafındaki herkesin derdini çözmeye rahatını sağlamaya adamıştı. O kendince Aysun’u teselli ederken, Yurdagül’de annesi ile Aysun’un ailesine teselli veriyor ve Derin’in evlilik hazırlıklarına yardım ediyordu. Nurhayat hanım kızı uzaklara gidecek, gittiği yerde her şeyi bulamayacak diye düşündüğünden Yurdagül ile alışverişlere çıkıp kızının çeyizini tamamlamaya çalışıyordu. Bülent’in tayini küçük bir yere çıkarsa evlerinde sağladıkları konforu gider gitmez yeni evlerinde de sağlasınlar istiyordu. Evlendikten sonra stajı bitene kadar burada kira evinde oturacaklar, sonra müstakbel damadının tayini çıktığı yere gidip, yine mecburen kira evinde yaşayacaklardı. İkisi de kirada oturmaya hiç alışık değildi. Eşyaları tam olursa kendilerini daha az emanet hissederler diye düşünüyordu Nurhayat hanım. Kız annesi olarak da bu tür şeyleri onun düşünmesi gerekti. Hamide hanım zaten kocasını yeni kaybettiği için, Nurhayat hanıma bırakmıştı bu işleri.
Bülent sürekli çalıştığı için, Derin de boş durmayıp nikahtan sonra oturacakları ev için araştırma yapmaya başlamıştı. Kira olunca öyle ha deyince istedikleri gibi ev bulmaları imkansızdı. O yüzden son dakikaya bırakmadan rahat rahat bakabiliyordu şimdi. Güzel bir ev bulurlarsa, nikahlarına daha olsa bile kaçırmamak için evi tutacaklardı zaten. Hem anneler, hem de Bülent ile ortak karar almışlardı.
Sonunda Bülent’in sınav zamanı geldi çattı. Onu daha fazla strese sokmamak için nikah tarihi alma işini sınavdan sonraya bırakmışlardı. Şimdi önemli olan bu sınavdı. Bülent kazanamamaktan çok korkuyor olsa da, ailelerindeki herkes onun başarısız olacağını hiç düşünmüyorlardı. Hamide hanım kocası öldükten sonra oğlunu uzaklara göndermeye razı olduklarına biraz pişman olmuştu ama bu kadar emek verdikten sonra da onu yolundan döndüremeyeceği işçin üzüntüsünü saklayıp, oğluna moral vermeye devam ediyordu. Mecburi hizmetleri bittikten sonra nasılsa geri dönerlerdi ama bu öyle bir kaç yıl içinde olur bir şey değildi. En azından kızı yanında olup, bir de Vasfi ile evlenirse kendi başına kalmamış olurdu. Vasfi’nin şirkette müdür olmak dışında bir ailesi veya vasfı olmadığı için, kızı onunla evlendiğinde ayrı bir eve çıkmalarına gerek yoktu. Bu kocaman evde hep birlikte yaşayabilirlerdi. Tabi kızının şımarıklığını bildiği için şimdilik ona düşüncesinden bahsetmiyordu. Vasfi ile bu kadar vakit geçirdikten sonra neden hâlâ aralarında bir aşk doğmadığını merak etmeye başlamıştı. Vasfi çoktan abayı yakmıştı da Aysun’un pek o taraklarda bezi varmış gibi değildi.
Babasının kaybından tam iyi yıl sonra Bülent yargıçlık sınavını kazanmıştı. Sonucu aldığı günün ertesi günü, annesini ve nişanlısını alıp, babasının mezarına gittiler. Akşamına da Nurhayat hanım ve ailesinin de davetli olduğu güzel bir yemek yiyerek bu başarıyı kutladılar. Artık tayin olana kadar staj yapacağı için evlilik için yapacakları son hazırlıklara başlayabilirlerdi. Bülent staj yerini ayarladıktan sonra Derin ile birlikte onun beğendiği evlerden birini tutacak sonra da hızlıca eşyalarını tamamlayıp, nikah günlerini alacaklardı. Zaten başka yere taşınacakları için evi eşya ile doldurmak istemiyorlardı. Tayin için gidecekleri yerlerde nasıl evlerde oturacakları da belli değilken, temel ihtiyaçlar dışında detayları eve doldurmaya hiç gerek yoktu. Derin annesinin eksikleri kalmasın diye aldıklarını da görünce, büyük parçalar hariç başka bir şey almamaları gerektiği konusunda annesini ikna etmeye çalıştı.
“Gideceğiniz yerdeki evi tutunca bakarsınız, fazlasını burada bırakırsınız!” demişti Nurhayat hanım, bir kısmı onun, bir kısmı da Hamide hanımın evinde bekleyebilirdi. Yurdagül de kayınvalidesini destekleyince, Derin de başka bir itirazda bulunmadı.
(devam edecek)