Aysun’un haftada iki gün bir başka şirkete daha gideceğini duyan Vasfi biraz bozuldu. Zaten yöneteceği şirket babasının şirketiyken, kendi işleri ile uzaktan yakından ilgisi olmayan bir şirkete neden gitmesi gereksindi.
“Vasfi, neden farklı şeyler görmeme izin vermiyorsun?” diye çıkıştı ona Aysun, “Babama da gidip böyle abuk sabuk konuşmayacağını ve her zaman ki gibi benim için çeneni tutacağını biliyorum!”
“Elbette bunu yapacağım ama haftada iki gün burada öğreneceklerini kaçırmış olacaksın bilesin!”
“Sen bana hızlandırılmış bir telafi kursu yaparsın, hatta belki eve geldiğinde benim odamda biraz daha devam ederiz!” dedi Aysun kıkırdayarak.
Vasfi hiç beklemediği bu odada çalışma konusunu duyunca konuyu kapattı hemen. Rüstem beyin evde olduğu saatlerde gidiyorken, onları bırakıp kızıyla odaya çıkamayacağını kendisi de biliyor olsa, yine de düşünmekten heyecan duymuştu. Aysun’un bir şeyi kafaya koyduğunda yapacak bir kız olduğunu o da çözmüştü çoktan. Bunu söylediğine göre belki gerçekten yapmanın da bir yolunu bulurdu.
Bülent’in mezuniyet töreninde artık nişanlı olduklarından iki aile de tam kadro katıldı. Derin müstakbel kocasını mezuniyet için olsa da cüppe içinde görünce çok heyecanlanmıştı.
“Biliyor musun Yurdagül abla!” dedi fısıldayarak, “Ben sanırım üniformalı değil ama cüppeli adamları beğeniyormuşum!”
Yurdagül gülümsedi her zaman ki gibi sevgiyle, Derin’i gerçekten kendi kız kardeşi gibi seviyordu ve Bülent ile harika bir evlilikleri olacağı konusunda hiç şüphesi yoktu. Onun evden ayrılması sonra da Bülent’in görev yerine gidecek olması hayatlarında bir boşluk oluşturacaktı tabi ama yine de bir yolunu bulup görüşebileceklerini biliyordu. Derin’in söylediğine göre başlangıçta tutacakları evin ailelerine çok uzak olmasını istemiyorlardı. Zaten Bülent yargıçlık sınavına girene kadar nikah yapmayacaklardı ve daha nişanlı olarak geçirecekleri epeyce zamanları olacaktı.
Aysun, Devran’ın şirketindeki ilk günün sonunda, söylediği gibi onun odasına geldi. Her zaman ki spor kıyafetleri yerine tam bir iş kadını gibi giyinmeyi tercih etmişti Dar kalem eteği, açık renk ince bluzu, topuz yaptığı saçları ve topuklu ayakkabıları ile yaşından oldukça büyük görünse de Devran onun yaptığı işi ciddiye aldığını düşünmüştü. Onun ilk gün biriktirdiği soruları yanıtladıktan sonra kendisi de işlerini tamamladığı için beraberce eve döndüler.
Ne yazık ki güllük gülistanlık geçen hayatları Bülent’in yargıçlık sınavına girip, nikah yapmalarına fırsat olmadan Rüstem beyin evde geçirdiği kalp krizi ile sarsıldı. Hamide hanımın soğukkanlılığı sayesinde hemen hastaneye yetiştirilen Rüstem bey ne yazık ki bir daha evine dönemedi. Onun uzak olmayan bir zamanda hayatını kaybedeceğini düşünen Hamide hanım ve Aysun’un aksine, Bülent böyle bir şeyi aklına bile getirmediği için çok sarsıldı. Hamide hanım soğukkanlı olmasını gerektiren mesleğine uygun bir şekilde davranması gerektiğini ona hatırlatsa da, babasına duyduğu yasın mesleği ile ilgisi olmadığından şikayet etmişti Derin’e. Annesinin böyle bir dönemde bile otoriter olmaya çalışmasına bir anlam veremiyordu Kız kardeşi annesi yüzünden taziyeye gelenlerin yanında soğukkanlı dururken, geceleri odasında hıçkırarak ağlıyor ve Bülent üzülerek dinliyordu. Bir kaç kez onu teselli etmek için kapısına gitmiş olsa da, Aysun muhtemelen annesinden çekindiği için onu içeri almamıştı.
“Annen, babana üzülmeni söylemiyor sanırım!” diyordu Derin, çünkü bu bir annenin, babasını kaybetmiş oğluna söyleyeceği sözler değildi bunlar, “Duygularını kontrol etmeyi öğrenmeni istiyor!”
“Babam henüz ölmüşken neden böyle bir şey yapayım ki?” diyordu Bülent, Derin’in annesinin aksine şefkat dolu tavır ve sözleri olmasa gerçekten zor atlatacağı bir dönem yaşıyordu.
Evde annesinin yanında soğukkanlılığını gerçekten koruyan Aysun ise aynı şikayetleri haftada iki gün yanına gittiği Devran’a yapmaya başlamıştı. Devran baba kaybının nasıl bir şey olduğunu bildiği ve Hamide hanımın bu konudaki otoritesini yersiz bulduğundan Aysun’a yakınlık gösteriyor ve teselli etmeye çalışıyordu. Bir kaç kere eve gözleri şiş gitmek istemediği için birlikte yemeğe gitmişler, bir kaç kere de Aysun onun göğsüne sokulup ağlamıştı. Aysun, Yurdagül’e göre oldukça genç bir kızdı. Devran, ağabey rolünü aşmayı hiç istemese de Aysun’un bu süreçten sonra da devam eden sokulmaları yüzünden aklı karışmaya başlamıştı. Aysun öğleden sonraları gelmesi gerekirken onunla konuşmanın kendini rahatlattığını söyleyerek, öğle yemeği saatlerinde gelmeye başlamıştı. Şirkettekilerin anlattıklarını duymasını istemediği için de dışarıda yemeleri için ısrar ediyordu. Babasını kaybettikten sonra bile ikisinin sürekli dışarıda yemesi, akşamları birlikte çıkmaları ve Aysun’un ona fiziksel olarak yakın duruşu şirkettekilerin de yavaş yavaş dikkatini çekmeye başlamıştı. Devran bir kaç kişiden imalı sözler işitince, bu konuda Aysun’u uyarmaya karar verdi. Aysun ne kadar çekici ve güzel bir genç kız olsa da, o sahiden karısını seviyordu. Şirkette böyle bir dedikodunun büyümesi ikisi için de oldukça tehlikeli olurdu.
Sonraki hafta Aysun yine yemeğe gitmeleri için erken geldiğinde, bunun son kez olacağını söyleyerek onu yemeğe götürdü. Bundan sonra yemek saatinden sonra gelmesini ve sorularını da biriktirip haftada bir gün sormasını ve her akşam odasına gelmemesini rica etti. Onu kırmak istemediği için duyduklarını söylemek yerine de yoğunlaşan işlerini bahane ediyordu.
“Hakkımızda dedikodular mı duydun?” dedi Aysun gözlerini ona dikerek.
İnsanların ona da bir şeyler söylemiş olduğunu anlayan Devran, onun genç ve tecrübesiz olduğunu, böyle şeylerin maalesef insanlar arasına doğruluğuna bakılmaksızın yayılabileceğini anlatmaya çalıştı. Gerçek olmayan bu iftira yüzünden de ikisinin hayatında gereksiz karmaşalara neden olmaya gerek yoktu.
Konuşma bitene kadar onu sessizce dinleyen Aysun, şirkete dönmek için arabaya biner binmez katılarak ağlamaya başladı. Onun evde konuşacak kimsesi yoktu. Annesi çok baskın biriydi, ağabeyi haklı olarak nişanlısı ve kendi mesleğine odaklıydı. Devran’ın ona gösterdiği koruyucu ilgi ona babasını hatırlatıyordu ve zayıf bünyeli ve kolay hastalanan bir kız olduğu için bu desteğe ihtiyacı vardı. Eğer Devran onu kendinden uzaklaştırırsa kendini yapayalnız ve korunmasız hissedecekti. Bunları söylerken öyle ağlıyor ve titriyordu ki, Devran yine ne söyleyeceğini şaşırdı.
“Bu konuları Yurdagül ile de konuşabilirsin her zaman!” diyebildi zorlanarak.
“Olmaz!” dedi Aysun korkuyla, onlar Derin ile her şeyi konuşuyorlar, Derin de gelip her şeyi ağabeyime anlatıyor. Sen bu güne kadar benimle ilgili hiç bir şeyi kimseye anlatmadın. Hatta karına bile değil mi?”
“Şey, evet!” dedi Devran ama Yurdagül’e anlatacak kadar süre aklında tutmuyordu ki Aysun’un anlattıklarını, ayrıca bir uzmandan da yardım alabilirdi bunları konuşmak için ama o an bunu söyleyemedi.
“İnsanların bu acımasız ithamlarından korunmamız gerektiği konusunda haklısın!” dedi Aysun hıçkırmaya devam ederek, “O yüzden şirket dışında buluşup konuşmamız daha doğru olur sanırım! Değil mi lütfen!”
“Şirket dışında mı?” dedi Devran şaşkınlıkla.
“Sadece bir kaç kez!” dedi Aysun yalvarır gibi, “Söz veriyorum sonra ben de kendime çeki düzen vermeye çalışacağım ama şimdi hiç hazır değilim. Bir geçiş süreci gibi düşünemez misin?”
Olup bitene bir anlam veremeyen Devran’ın iyice kafası karıştığı için “Olur” dedi anlamsızca, o noktadan sonra başına gelebilecekleri hakkında en ufak bir fikri yoktu aslında. O karısını bir şeye takılınca bırakmaz sanıyorken, Aysun’un aklına koyduğu her şeyi nasıl hayata geçirdiğini bizzat yaşayarak şahit olacaktı.
(devam edecek)