Nurhayat hanım gelininin çocuk sahibi olamayışı yüzünden üzüldüğünü biliyor olsa da, onun oğluna başka bir kadından isterse çocuk sahibi olabileceğini söylemesine çok şaşırmıştı. Devran bu sözleri karısının onun sevgisine güven duymaması olarak nitelendirdiği için annesinden karısı ile konuşmasını rica etmişti. Yurdagül çok uyumlu, çok fedakar bir kadındı ama bir şeye takıldı mı onu kafasında büyütmekte üzerine yoktu.
Nurhayat hanım karı koca arasındaki bir diyalogu bildiğini belli ederek gelini ile konuşmayı başlarda kabul etmese de, Yurdagül’ün aynı sözleri Derin’e de söylemesinin ardından konuşmaya karar verdi.
“Kızım sen ne yapmaya çalışıyorsun?” dedi yumuşak bir sesle, “İnsan hiç kocasını bir başka kadına gönderir mi? Devran çok iyi çocuktur, oğlumdur ama erkektir nihayet. Gözünü seveyim bir daha böyle bir şey söyleme! Devran çocuk sahibi olmamayı sorun ediyor olsa sana neden söylemesin güzel yürekli kızım!”
“Çünkü bana borçlu hissediyor Nurhayat anne!” dedi Yurdagül hıçkırarak.
“Hepimiz sana minnet doluyuz, acımızın ardından her türlü yaralarımızı sarıp, ailemizi ayağa kaldırdın. Ancak bu başka bir mesele güzel kızım, Devran sana borçlu hissettiğinden baba olma isteğini bastırmaz, bunu sen de biliyorsun! O seninle mutlu ve bir çocuk düşündüğünü evlendiğiniz günden beri ağzından hiç duymadım zaten!”
“Emin misiniz?”
“Tabi eminim kızım, bunu sana kendi de söylüyor ama sen ikna olmak istemiyorsun!”
“Eğer o bir gün çocuk sahibi olmak isterse, ben nikahımı seve seve onun istediği bir kadına veririm!”
“Bir daha ağzından böyle bir şey duymak istemiyorum!” dedi Nurhayat hanım sesini kontrollü bir şekilde sertleştirerek, “Kocan hayatın senden aldıklarına rağmen senin dik duruşuna her zaman hayran çocuğum. Şimdi çocuk sahibi olamıyorsun diye niye kendini böyle bırakıverdin?”
Aslında Yurdagül bir kaç kez kocasını arkadaşlarının çocuklarına sevgiyle bakarken ve onlarla ilgilenirken görmüştü. Devran çocukları seviyor, çok da iyi anlaşıyordu. İyi bir baba olacağından da hiç şüphesi yoktu. İstiyordu ki, elinde olan şansını onun yüzünden kaybetmesin.
Nurhayat hanım uzun uzun konuşmaya devam ederek Yurdagül’ü bir daha bu konuda kocasına bir şey söylememe konusunda ikna etti.
“Allah korusun, başka kadın da neymiş?” diyerek kapatmıştı sonra konuyu.
Bu konuşma Yurdagül’ün fikrini değiştirmemiş olsa da kayınvalidesine duyduğu saygı ve sevgiden sözünü tuttu ve bir daha kimseye bu konuda bir şey söylemedi. Devran bu süreç içinde evlat edinmekle ilgili de bir konu açmadığı için onu da gündeme getirmedi.
Aysun evlerine gelip gittikçe babasının şirketinde yapmaya başladığı stajdan bahsediyordu. Son bir kaç yıldır evlerinde büyüyen bu tatlı kızın, hayatında ciddi bir adım atması ile gurur duyan Nurhayat hanım da Aysun’un da bulunduğu akşam yemeğinde herkese onun bu başarılı girişiminden bahsetti.
“İleride çok iyi bir yönetici olacağından eminim!” dedi Yurdagül sevgiyle gülümseyerek, “Tıpkı sevgili kocam Devran gibi!”
“Eminim benden iyi bir yönetici olur!” dedi Devran gülerek. Genellikle kadınların muhabbetlerine katılmayı sevmez, onlar bir arada otururlarken de televizyon izlemeye giderdi. Evde kız kardeşi ve annesinin olması, karısının onlarla da vakit geçirmeyi sevmesi sayesinde, kafasını dinlemek istediğinde kendi başına vakit geçirecek zamanı bolca bulabiliyordu.
“Teşekkür ederim!” dedi Aysun mahcup, tatlı kız edasını bozmadan, “Aslında farklı açılardan bakabilme yeteneğini geliştirmek için arada sırada sizin şirketinize de uğramama izin verir misiniz diye soracaktım. Tabi işlerinize karışmak için değil, sadece gözlem yapmak için!”
“Tabi!” dedi Yurdagül kocasından önce, “Devran seni şirkette gerekli kişilere mutlaka yönlendirecektir!”
“Tabi, neden olmasın?” dedi Devran da gülümseyerek, “Başlamak istediğin özel bir bölüm var mı?”
“Aslında siz nasıl uygun görürseniz! Yanınıza gelip sorularımı size sorabilirim değil mi?”
“Tabi ne zaman istersen!” dedi Devran ve kadınları baş başa bırakmak için yemeğini bitirip kalktı masadan.
“Ben seni istediğin zaman götürürüm şirkete!” dedi Yurdagül, “Hem böylece kocamı da görmüş olurum!”
“Tabi!” dedi Aysun sahte bir gülümsemeyle, “Evden gideceğim günler haber veririm ama genellikle şirkette oluyorum artık, oradan şoförlerle gidebilirim sanırım!”
“Tamam sen nasıl istersen!” diye yanıtladı Yurdagül tüm sevecenliğiyle.
Aysun eve gidince annesine ve babasına Devran ağabeyinin farklı tecrübeler edinmek için istediği zaman onların şirketine de gidebileceğini söylediğini söyledi.
“Evet bu senin için de iyi olur!” dedi babası fazla düşünmeden. Hamide hanım da sessizce onayladı başıyla.
Derin ve Bülent’in aile içinde yüzükleri takıldıktan sonra ikisinin geçici olarak oturacakları bir ev tutulması gerektiğine karar verildi. Bülent önce avukatlık stajını tamamlayacak sonra da hakimlik sınavına girecekti. Bu sınavı geçtikten sonra da yargıçlık sınavına girmesi gerekiyordu. Kazandıktan sonra yine kısa bir staj dönemi geçirdikten sonra ise tayini nereye çıkarsa oraya gidip görev yapacaktı. Tüm bu süreç boyunca kalıcı bir ev kurmak istemiyorlardı, Derin de kocası ile ülkenin neresine tayini çıkarsa gitmeye hazırdı. Nurhayat hanım bu süre de çocuklarını büyütebileceklerini fısıldamıştı kızına. Gelini üzülmesin diye onun yanında bu konuları açmıyordu. Bülent’in tayini çıktıktan sonra çocuk sahibi olmaları ve çocuğun ev dışında doğması da Yurdagül için daha iyi olabilirdi. Zavallı kız artık hiç bahsetmiyor olsa da, Nurhayat hanım onun bu konuda takılı kaldığının farkındaydı.
Aysun, Derin’in tüm hayatını ağabeyinin kariyerine göre planlamasını da çok aptalca buluyordu. Belli ki bu kızın kendine ait bir kariyeri ya da hayatı olamayacaktı. Ağabeyi kendi yolunda ilerlerken bu aptal da çocuk büyütmeye kendini adayacak ve sonunda da ağabeyini başka kadınların kollarında görecekti muhtemel. Tabi ki bu düşüncesini kimseyle paylaşmıyordu, zira ağabeyinin “şimdilik” tüm ilgisini alan bu aptal kızın gözünün önünden kaybolmasını istiyordu. Babasının sağlığı çok iyi değildi, bunu annesi de onaylıyordu. Onun bir an önce kendini ve tabi şirketlerini geliştirmesi gerekiyordu.
Babasından onayı da aldıktan sonra hiç vakit kaybetmeden bir gün Devran’ın yanına gidip, haftanın hangi gün ve saatleri geleceğini planlamalarını istedi. Devran da masada söz verdiği için onu idari işler müdürüne gönderip birlikte bu planı yapmalarını sağladı. O gün belirlenen düzene göre Aysun haftanın iki günü, iki öğleden sonrasını Devran’ın şirketinde geçirecekti.
“Çalışanlarınızı çok meşgul etmek istemiyorum!” dedi tatlılıkla, “O yüzden gözlemlerimi yapıp, sorularımı sana sorabilirim değil mi?”
“Elbette, evde de konuşabiliriz!” dedi Devran. Kız kardeşinin evliliği ile Aysun yakında ailelerine dahil olmuş olacaktı.
Devran, Bülent ile yakın olma fırsatı bulamamış olsa da, her zaman onu beğenip, takdir etmişti. Onun ailesine olan düşkünlüğü ve sorumluluk sahibi oluşu, kız kardeşini de mutlu edeceğine ikna etmişti onu. Derin gerçekten Bülent’i yere göğe konduramıyordu. Onun aşk yüzünden aklı başından uçacak aptal bir kız olmadığını ve Bülent’i seçtiyse onun gerçekten doğru adam olduğundan hiç şüphesi yoktu. Bülent kadar kız kardeşinin yanında görünmese de, onun yaşadıklarını her zaman uzaktan gözlemliyor, fırsat buldukça da onunla sohbet ediyor, kalanları da Yurdagül ile aralarındaki yakınlık sayesinde öğreniyordu. Şimdi Bülent’in kız kardeşine yardımcı olmayı da bir görev sayıyordu o yüzden. Aysun her ne kadar şımarık bir kız olsa da, konuşmalarından akıllı olduğu anlaşılıyordu. Rüstem bey onu şirketin başına geçecek kadar yeterli gördüyse zaten aksi olamazdı.
(devam edecek)