Aysun gözlemlerinde yanılmıyordu. Derin, Bülent ile hayatının sonuna kadar sürecek mutlu bir beraberliğin sarhoşluğuna kapılmıştı. Onun sevgisi ve nazik ilgisi, jestleri aklını başından alıyordu. İleride çok başarılı olacağına inandığı müstakbel kocası ile dünyanın diğer ucuna da gitmek zorunda kalsa hiç umurunda değildi. Yurdagül gibi bir melek ailelerindeyken annesi ve ağabeyi için de endişelenmesi gerekmiyordu. Bülent’te aynı duyguları Derin için hissediyordu, onun hırssız ve sade sevgisi ile kendini her zamankinden daha güçlü ve huzurlu hissetmeye başlamıştı. Mutlu bir ailede büyümüş olmasına rağmen annesi gibi baskın bir karakterden sonra Derin’in yumuşak ve tatlı sevgisi ona çok iyi gelmişti. Kardeşine duyduğu koruma içgüdüsü, annesinin ve babasının onun güçlü ve başarılı biri olması için teşviklerinden sonra kendisine sığınacak ve savunmasız bir şekilde kendini yaşayacak bir liman bulmuştu. Dahil olacağı bu yeni ailenin tüm kadınlarının içindeki sevgi onu daha önce tatmadığı bir cennete götürmüştü. Nurhayat hanım, Devran ve Yurdagül onu çoktan benimsemişlerdi. Dünyanın en güzel mutluluğuna ve imkanlarına sahip bir güvenle geleceğini inşa ediyordu.
Rüstem bey kendi sağlığındaki bozulmaları fark ettiğinden Bülent ve Devran’ın aralarındaki bu güçlü bağın bir an önce resmiyetle sonuçlandırılması gerektiğini düşünüyordu. Karısının da onayını aldıktan sonra Bülent henüz mezun olmadan ikisinin aileler arasındaki sade bir törenle nişanlanmasına karar verdi.
Derin ve Bülent için yeni bir hayatın ilk adımı olacak bu başlangıç heyecan verici ve mutluluk dolu bir zamandı.
“Ah ağabeyciğim!” demişti Aysun, “Derin gibi harika bir kızla evlenecek olmandan ne kadar mutluyum bilemezsin. Bana olan sevgini onunla paylaşmaktan birazcık da olsa kıskançlık duysam da ikinizin çok mutlu olacağından hiç şüphem yok!”
“İlahi Aysun!” demişti gülerek Bülent biricik tatlı kardeşinin bu gizli sitem içeren sözlerine, “Sen benim her zaman küçük kız kardeşimsin ve inan Derin için de böyle! Evimizde her zaman senin için bir odamız olacak!”
“İşte yine bütün tatlılığınla gönlümü alıp, beni mutlu etmeyi başardın canım ağabeyim!” derken ağabeyinin içindeki kıskançlığın boyutlarını anlayamamış olmasına memnundu Aysun.
Güce olan düşkünlüğü ve hayranlığı onun Hamide hanımların evinde ilgisini Devran’a yönlendirmesine neden olmuştu. Onu daha iyi anlamak için Nurhayat hanımın da en yakın sırdaşı olmaya özen gösteriyordu. Onun sürekli Yurdagül’e duyduğu minnet ve sevgiden bahsetmesinden hiç hoşlanmasa da, evlerinin küçük kızı gibi görmesini avantaja çevirmeye çalışıyordu.
Nurhayat hanım onun sıklıkla evlerine davet ediyor, çocukları kendi mutlu hayatlarını yaşarken sohbetlerini dünürü Hamide hanımdan çok onunla paylaşıyordu. Hamide hanım sıcak kanlı bir insan değildi, Derin’i çok sevmesi ve komşuluklarına rağmen ileride dünür olacaklarını düşünerek Nurhayat hanımla aralarında belirli bir mesafe tutmaya özen gösteriyordu. Nurhayat hanımın oğlunu üzmeyecek sevgi dolu bir kayınvalide olacağından hiç şüphesi yoktu ama o hükmetmek için zayıflıklarını insanlardan saklamak konusunda ustalaşmıştı. Sevgi ve şefkat duygularının hiç bir zaman aklının önüne geçmesine izin vermezdi. Ailesinin bu kadar iyi ve bağlı olmasını onun bu akıllı tutumlarına bağlı olduğunu düşünüyordu. Rüstem beyin ailesi ile de her zaman arasına bir mesafe koymuştu. Küçükken elinden kayıp gideceğinden korktuğu kızı dışında kimseye karşı zaafı yoktu. Bu onun kötü bir insan olduğu anlamına gelmiyordu. Kocasını ve çocuklarını, müstakbel gelinini ve ailesini de seviyordu tabi. Derin uysal ve ağırbaşlı bir kızdı. Oğlu için iyi bir eş olacaktı. Ayrıca Hamide hanımı da çok seviyor ve sayıyordu. Yine de hiç bir zaman aralarında bir anne kız ilişkisi olmayacaktı, olmamalıydı da. Oğlunu mutlu ettiği ve onun hayatına engel teşkil etmediği sürece gelinini her zaman destekleyecekti. Görmüş geçirmiş ve varlıklı bir aileden gelmesi de ayrıca önemliydi. Tüm naifliğine rağmen onu oğlunun yanına yakıştırmamış olsa asla aralarındaki bağın bu kadar güçlenmesine izin vermezdi.
Kızının şirketini başına geçmesi için duyduğu güçlü isteği yavaş yavaş kocasına işlemeye başlamıştı. Rüstem bey için aileden birinin işleri devir alacak olması önemli ve güzel bir gelişmeydi. Hayatı hep istediklerini elde ederek ve ilgiyle geçen kızının böyle bir amaç edinmesi onu şaşırtsa da hoşuna gitti. Hamide hanım onun Vasfi ile şirkette de zaman geçirmesi gerektiğini düşünüyordu. Rüstem bey de ileride işin başına geçmek istiyorsa bunun doğru bir karar olacağını onayladığı için onun muhasebe bölümünde stajyer gibi görev yapabileceğini söyledi.
Bülent’te kardeşinin büyüyüp kendi hayatı için böyle güzel bir amaç edinmesinden gurur duyduğu için bu girişimi gönülden destekledi. Ailesi onun kendi seçimini yapmasına hiç bir zaman karışmamış olsa da babasının içten içe şirketi onun devralması hayali olduğunu her zaman biliyordu. Onu hayal kırıklığına uğratmış olduğu gerçeğini hep içinde taşıdığı için Aysun’un bu isteği içini rahatlattı. Kardeşinin tüm zayıf görüntüsüne rağmen annesi gibi güçlü bir karakter geliştirdiğinin o da farkındaydı ve aslında yıllardır onu bu güçlü karakterini hayatının iplerini ele almak için kullanması gerektiği konusunda uyarmıştı. Aysun nihayet çocukluğun verdiği umursamazlıktan kurtulup gerçek bir amaç edinince duyduğu gururu Derin ile paylaştı. Ailesine anlatmadığı her şeyi anlattığı müstakbel karısı aynı zamanda en iyi dostuydu. Bülent’in babasına karşı duyduğu mahcubiyeti daha o anlatmadan çözmüştü Derin ve ilk kez bunu Bülent’e söylediğinde, Bülent ne diyeceğini bilememişti. Kendine bile yüksek sesle söyleyemediklerini ona dürüstçe söyleyen bir eşten daha iyi ne olabilirdi.
Derin de ona Yurdagül’ün ağabeyine bir çocuk verememiş olmasından duyduğu üzüntüyü anlatıyordu zaman zaman. Kimseye söylememiş olsalar da bir kaç kez tedavi görmeyi denemişlerdi ama ne yazık ki Yurdagül’ün ailesini kaybettikten sonra yaşadığı büyük travma hayatına yansımamış gibi gözükse de bedeninde bazı sorunlar yaratmıştı. Bu gerçeği Devran ile evlenmeden önce bilmediği için suçluluk duyuyordu.
“Nasıl bilebilirsin böyle bir şeyi!” diyordu Derin ona, “Ağabeyim seni o kadar çok seviyor ki, kendinize ait bir çocuğunuz olmayışını umursadığını hiç sanmıyorum!”
“Bir çocuk evlat edinebilirsiniz!” demişti Nurhayat hanım da büyük bir sevgiyle, “Sahipsiz bir çocuğa yuva olmaktan daha büyük bir sevap olabilir mi? Allah senin o güzel yüreğini ödüllendirecektir güzel kızım!” diyerek teselli ediyordu gelinini ama Yurdagül kendini bu suçluluktan bir türlü kurtaramıyordu.
Devran’ın da ona defalarca bunun bir önemi olmadığını vurgulamasına rağmen bu güzel aileye bir torun verememek içinde giderek büyüyen bir üzüntü kaynağı olmuştu. Onun kendileri için yaptıklarını asla unutmayan aile ise Yurdagül’ü bu suçluluk duygusundan kurtarmak için ellerinden geleni yapıyordu.
“Yurdagül ailesini kaybettikten sonra sizi kendi ailesi görmüş, aslında maddi olarak destek olmasını bir borç olarak görmenizden de eziliyor bence bu yüzden bir çocuk vererek sizi mutlu etmek istiyor” demişti Bülent.
“Onun herkese yetecek kadar büyük bir yüreği ve sevgisi var!” diyordu Derin, “Sahipsiz bir çocuğa annelik yaparak da bu sevgisini ve kendisini mutlu edebilir” diyordu.
Yurdagül bu insanların sırf onun eksikliği yüzünden kendi kanlarından olmayan bir çocuğa aile olma isteklerinin altında da eziliyordu gerçekten. Bir keresinde kocasına isterse başka bir kadından çocuk sahibi olmasına göz yumacağını bile söylemişti bu duygularla. Devran her zaman gücüne güvendiği karısının çocuk meselesi yüzünden kendini bu kadar hırpalamasına gerçekten çok üzülüyorken duyduğu bu sözlere o kadar içerledi ki konuyu annesine açtı hemen. Yurdagül Nurhayat hanımı her zaman dinler ve saygı duyardı.
(devam edecek)