Devran, Yurdagül’ün desteği ile üstlendiği ailenin babası rolüne kendini iyice kaptırmış, kendisine duyulan güveni boşa çıkarmamak için elinden geleni yapıyordu. Uğur beyin hayattan bu kadar erken ayrılması hiç birinin beklemediği bir olay olduğundan aslında bu role hiç hazır hissetmemişti kendini. Yurdagül’e her zaman duyduğu hayranlık ve onun yanında oluşu her türlü zorluğun üstesinden gelebileceğine olan inancını artırmıştı. Nurhayat hanım oğlunu böyle güzel bir meleğe emanet etmiş olmanın huzurunu yaşarken kızının da aynı mutluluğa sahip bir evliliğe sahip olması için dualar ediyordu artık. Bir gün hayattan ayrılsa bile geride bıraktıklarının güçlü ve mutlu bir aile olacaklarına dair umudu tüm dualarına şükür olarak ekleniyordu. Hayatta başlarına gelen her şeye rağmen güzel şeyler olmaya devam ediyordu. Kimse sahipsiz değildi bu hayatta ve gönülden istenilen her şey bir gün karşılığını mutlaka buluyordu.
“Ne olursa olsun!” diyordu kızına “Yurdagül’ün bu aile için yaptıklarını sakın unutma kızım!”
Bülent’in ailelerine dahil olmasıyla, Aysun’u da kendi kızı gibi görüyordu artık. Derin’den sonra, Yurdagül ve Aysun’da onun kızı gibi olmuştu artık. Sadece kendi evlerinde değil, onların evinde de Aysun tüm şımarıklıklarını gönlünce yapar hale gelmişti. Onun girişkenliği, neşesi ailelerine yeni bir renk katmıştı.
Her şeyin mutlu sona doğru gittiği bir hayatın içinde her biri kendi ruhlarındaki güzellikleri yaşamanın tadını çıkarıyorlardı.
İki aile arasındaki bağlar güçlenirken, Rüstem beyin başlayan rahatsızlıkları nedeni ile zamanının çoğunu şirket yerine evde geçirmesine neden olmuştu. Hamide hanım, kocasının ailesinden miras aldığı kalp rahatsızlığı nedeniyle onun evde ve gözünün önünde olmasının daha uygun olduğuna karar vermiş, oğlu Bülent ile de konuşarak onun işleri evden idare etmesinin daha uygun olacağına ikna etmişti. Bülent’in kendine babasının işinden farklı bir meslek seçmesi, şirketteki işleri güvenle devredecek bir asistana ihtiyaç duyulmasına neden olmuştu. Şirketin alt kademelerinden yetişmiş bir kaç yönetici içinden, işleri Rüstem beyin danışmanlığında yürütecek birini seçmek zor olmamıştı. Ancak Rüstem bey tüm yetkiyi tek bir kişiye vermeyi uygun görmediğinden, henüz öğrenciyken muhasebede çalışmaya başlayıp, müdürlüğe kadar yükselen Vasfi’yi kendine ajan olarak tayin etmişti. Vasfi yetimhanede büyümüş, azimli ve hırslı bir adamdı. Şirkete girdiği ilk günden itibaren Rüstem beye yakın olmaya özen göstermiş ve onun güvenini kazanmıştı. Onun kendi ayakları üzerinde durma çabasına ve azmine hayran olan Rüstem bey de bu gencin elinden tutarak onun şirkette yükselmesine yardım etmişti. Yönetim yetkilerini kime devretmiş olursa olsun, Vasfi’nin şirketteki varlığı ve onun adına yaptığı takipler içini rahatlatıyordu. Vasfi’de babası gibi gördüğü Rüstem beyin güvenini kaybetmemek için elinden geleni yaparak bu güveni boşa çıkarmıyordu. Düzenli olarak evde onu ziyaret ediyor, muhasebe raporları ile beraber gözlemlerini aktararak, Rüstem beyin şirketteki gözü ve kontrolü oluyordu.
Bülent son sınıfa geldiğinde bu geliş gidişler onun da aileden biri gibi akşam yemeklerine ve aile toplantılarına davet edilmesiyle ilerliyordu. Hamide hanım da kocasının sonsuz güvendiği bu delikanlıyı defalarca sınamış ve ona karşı güven duymaya başlamıştı. Evin küçük kızı Aysun da evdeki biricikliğine rakip olmadan ailelerinden sayılan bu gencin arkadaşlığından hoşlanıyordu. Ağabeyi şirkette görev yapmayacağı için kendini gelecekteki yönetici olarak hayal ettiğinden, Vasfi’nin yakınlığından faydalanarak olan biten her şeyi ve işleri ondan öğrenmek istiyordu.
Uzun süre Yurdagül’e duyduğu hayranlıktan sonra onun aslında içindeki sahipsizliği bastırmak için kocasına ve Derin’in ailesine kendini adayan bir ezik olduğu sonucuna varmıştı. Elindeki tüm gücü ve yetkinliğine rağmen gücü kocasına bırakıyordu. İleride kendisi için biçtiği rol kesinlikle bundan fazlası olacaktı. Başlangıçta onun güç sahibi baş kadın karakter olması ve etrafında bu kadar sevilmesini çok etkileyici bulmuş olduğuna şimdi kendisi de inanamıyordu. Ağabeyi Derin ile evlenecek ve ileride iyi bir yargıç olacaktı, o zaman babasından kalan tüm güç ve miras Aysun’a kalacaktı. Aslında Aysun’un bu güce sahip olmasını en çok isteyenlerden biri de annesi Hamide hanımdı.
Kızının zayıf bünyesi yüzünden sıklıkla hastalanması ve derslerinden geri kalması sonucu okul başarısının pek iyi olmadığını görüyordu. Ancak Aysun bünyesinin tüm zayıflığına rağmen annesi gibi etrafını kontrol etmekten hoşlanan bir kızdı. Zayıflığını güce çevirerek herkesi kendine bağlaması ve sevgilerini kendi yaşamını daha iyi hale getirmek için kullanma zekası annesinin gözünden kaçmıyordu. Gördüğü bütün ilgiye rağmen Aysun şımarıklığın ötesinde bir lider içgüdüsüne sahipti ve iyi bir kadın yönetici olabilirdi. Derslerine göstermediği ilgiyi Vasfi aracılığı ile babasının işlerine gösteriyor olması da bu düşüncesini destekliyordu. Zamanla Vasfi’nin kızının gösterdiği yakınlığa duygusal bir karşılık vermeye başlamış olması da gözünden kaçmıyordu. Üniversite okumaya pek de gönüllü olmayan kızının şirketin içinden yetişmiş ve kocasının güvendiği bir adamla evlenmesi hem kızının hem de şirketin geleceği için oldukça iyi bir birleşme gibi görünüyordu. Rüstem beyin henüz farkında olmadığı bu gelişmeyi kendine saklamayı uygun gördüğünden kimseye bir şey söylemiyordu. Görünüşe göre Aysun’da Vasfi’nin ilgisini sezmiş ve bunu kendi hedefleri için oldukça akıllı bir şekilde kullanıyordu. Oğlu başarılı bir yargıç, kızı da aile şirketlerinin başında olacağına göre gelecekten korkmak için şimdilik bir neden yoktu. Vasfi sakin ve uyumlu bir gençti. Hamide hanımın kocasının üzerindeki etkisinin çok daha fazlasını Aysun, onun üzerinde rahatlıkla kurabilirdi. Rüstem beyin de zamanı gelince bu beraberliğe karşı çıkmayacağına emin olduğu için olanları izlemeye ve kızını şirketin işlerini daha fazla öğrenmesi için teşvik etmeye devam etti. Vasfi gibi işlere hakim güvenilir bir kocası olursa Aysun bünyesini fazla yormadan ve sağlığını tehlikeye atmadan her şeye kolaylıkla hükmedebilirdi.
Aysun’un her şeye sahip olma ve hükmetme içgüdüsü annesinin gördüğünden ve sandığından çok fazlaydı. Bu hali ve sürekli devamsızlıkları yüzünden pek fazla dost edinememişti. Zenginliği ve şirinliği ile arkadaş grubu içindeki liderliği onu pek tatmin etmiyordu. Yurdagül’ün tüm gücüne ve güçlü enerjisine rağmen çevresindekilere bu kadar zayıf olması onu idolü yapmaktan vazgeçmesine neden olmuştu. Tüm aileyi parmağında oynatabilecek ve hükmedecek olanakları olan bir kadının sırf sevilmek için bu kadar adanmış yaşanması gerçekten mide bulandırıcı bir manzaraydı. Hamide hanım gibi güçlü bir anne modelinden sonra peşine takıldığı Yurdagül böylece gözünden düştü ve ona acımaya başladı.
Bu arada ağabeyinin giderek daha büyük bir aşkla bağlandığı Derin’e olan duyguları da başlarda sevecen olsa da, zamanla değişmeye başlamıştı. Ağabeyinin ona olan ilgi ve sevgisini paylaşmak zorunda olduğu ailenin bu yeni üyesi onu rahatsız ediyordu. Yine de Yurdagül gibi hırsları olmayan bu kızı ileride bir tehdit gibi görmüyordu. Derin’in şirkette veya aile mirasında gözü yoktu. Ağabeyi ile bir peri masalı yaşadığına inanan budala bir kızdı sadece ve ağabeyi kendi işinde başarılı olunca da belli ki onun yanında kalacaktı. Kendi aile şirketlerinde elde edebileceği tüm gücü de ağabeyi ve karısına bırakmıştı. Kendi şirketleri kadar olmasa da ayakta kalan ve Yurdagül’ün maddi desteği ile giderek büyüyen şirketlerinin tüm gücü ve hükmü Devran’ın ellerindeydi. Bu güce karşılık o da ezik ve bir türlü ona bir çocuk vermeyen karısının ağzına bakıyordu. Hükmetme gücünü elinde tutamayan Yurdagül belli ki kendisine duyulan minnetin gücünü kullanmayı daha kolay buluyordu.
(devam edecek)