Hep Sonradan – Bölüm 1

“Masumiyet insanın kendine uygun gördüğü bir maske olabilir mi böyle?” dedi Derin düşünceli bir şekilde.

“Herkes kendi aynasının en güzelidir.” diye yanıtladı Nurhayat hanım kızını. Onca yıllık hayatında çok kere kötülüklere şahitlik etse de her seferinde aynı şaşkınlığı yaşıyordu yorgun yüreği. Her ne kadar ailesini gördüğü kötülüklerden korumaya çalışsa da bazen hayat kendi olay sırasını yaratarak getiriyordu güzellikleri.

Derin henüz hayata annesi gibi bakacak kadar aralayamamıştı perdeleri ama yine de yaşadıkları onca şeyden sonra güzelliklerin kaybolmadığını görmeye dair umudu taşıyordu içinde. Geçen yılların eksiltemediği şeyler vardı hâlâ içinde ve şimdi belki de o en çok istediğine ummadığı kadar yakındı aslında. Gözleri geçmişin sis bulutları arasından bakarken olanlara, yüreği yeniden hissetti o acıları.

İki bin on iki yılının kış aylarında başlamıştı bu hikaye. Geçen on iki yıl hiç ummadığı bir noktaya getirmişti hepsini. Yalancı bir yüzün aynada gördüğü masumiyet oyununun baş aktörleri haline gelmişlerdi istemeden.

Sarsılmaz ailesiyle komşu oluşlarının ardından tanışmışlardı Bülent’le. İkisi de çok gençtiler o zamanlar, yaş hesabına vurulduğunda gençliklerini bitirdikleri söylenmese de geçen on iki yılda ruhları ve gönülleri yaşlanmıştı belki de.

Kendi aileleri gibi bir kızı ve bir oğulları olan bir aileydi Sarsılmaz ailesi, babalarını kaybettikten sonra Rüstem Sarsılmaz ve karısı Hamide Sarsılmaz’ın onlara açtıkları sevgi dolu kapılarla hayatlarına yeni bir anlam dahil olmuştu.

Derin’in babası Uğur bey beklenmedik bir kazada hayatını kaybedince mali durumlarında ciddi bir sarsılma meydana gelmişti. O sıralar ağabeyi Devran ile nişanlı olan Yurdagül yakında gelinleri olacağı bu ailenin maddi dayanağı olmaya gönüllü olmuştu.

Devran o sıralar üniversiteyi bitirmek üzereydi ve okulda tanıştığı Yurdagül’ün naif ve tatlı tavırlarına daha ilk görüşte aşık olmuştu. Yurdagül’ün güzelliği yüreğinden geliyordu adeta ve etrafındaki herkesi saracak kadar güçlü bir enerjisi vardı. Ailesini henüz çocukken kaybetmiş olmasına rağmen kendini bir kurban olarak görmemiş, yüreğini güçlü tutarak ailesinden kalan büyük mirası ile ayakları üzerinde durmayı başarmıştı. İlk bakışta görülen tek şey yüreğinin zenginliği olan bu yalnız kız hemen dikkatini çekmişti Devran’ın. Henüz hakkında hiç bir şey bilmeden sürüklenmişti yüreği ona. Kendi gücüyle ayakta duruyor olmasına karşılık, yıllardır özlediği sevgi dolu bir kucaklamaya hasret olan Yurdagül’de karşılıksız bırakmamıştı bu ilgiyi ve son sınıfa geldiklerinde nişanlanmışlardı.

Henüz Devran ve Derin’in babası hayattayken yapılan nişanın hemen sonrasında Uğur bey hayatını kaybedince, artık kendini ailenin bir parçası olarak gören Yurdagül sahip çıkmıştı hepsine. Anne ve babasız büyümenin ne demek olduğunu bildiğinden Devran’ı sarıp sarmalamıştı tüm varlığıyla ve anneleri Gönül hanım oğlunun karşısına çıkan bu melek kızın bir şans olduğunu düşünüp dualar etmişti her zaman. Uğur beyin hayattan ayrılmasından bir süre sonra nikahları kıyılmış ve Yurdagül ailenin gerçek bir parçası olarak taşınmıştı yanlarına.

Nurhayat hanım ve Derin için Yurdagül bir gelinden öte ailenin kanatsız meleğiydi artık. Başta Devran olmak üzere hepsinin maddi manevi destekçisi olarak kendini onlara adamıştı. Hayatta tek başına olmadığını hissettiren bu güzel aile Yurdagül için her şey olmuştu o günden sonra.

Hayatın acı bir deneyimden sonra onlara sunduğu bu güzel hediyenin hemen ardından ise yan villaya taşınan Sarsılmaz ailesi dahil olmuştu hikayelerine. Rüstem bey ve Hamide hanım yeni komşularının başına gelenleri duyduktan sonra bir komşudan fazlası olabileceklerini göstermişlerdi Derin’in ailesine.

Sarsılmaz ailesinin de tıpkı onlar gibi iki çocukları vardı. Bülent ve kız kardeşi Aysun. Rüstem bey ve Hamide hanımın Nurhayat hanıma yakınlıkları, iki evin kardeşleri arasında da beklenmedik yakınlaşmalara neden olmuştu. Bülent görür görmez etkilenmişti Derin’den. Devran ile Yurdagül’ün güzel aşklarının gölgesinde onların aşkları da filizlenivermişti.

Devran okulunu bitirip, babasının işlerini melek karısı Yurdagül ile üstlendiği sıralarda Derin henüz üniversiteye başlamıştı. Bülent ise hukuk fakültesinde ikinci sınıf öğrencisiydi. İki evin de en küçüğü ve Sarsılmaz ailesinin biriciği olan Aysun o zamanlar liseye gidiyordu. Hamide hanım evde sözü geçen baskın bir kadındı ve kızı Aysun’a tüm dünyayı ayaklarına serecek kadar düşkündü. Doğumundan itibaren bir türlü bünyesi güçlenmeyen Aysun’un çocukluğu hastalıklarla geçmişti. En ufak bir sarılmada yataklara düşer, Hamide hanım günlerce kızının başında onunla ilgilenirdi. Tüm aile onu korumak ve mutlu etmek için etrafında pervane oluyordu. Bülent kız kardeşinin hastalıklarla geçen küçüklüğünden itibaren onun ağabeyinden çok en yakın dostu ve koruyucusu olmuştu. Aysun’un yüzünün gülmesi için tüm aile ellerinden geleni yapıyorlardı. Çevresindeki herkesten daha çok ilgi ve sevgi görmeye alışmış olan Aysun zayıflığını güce çevirip sahip olmak istediği her şeye kolayca ulaşan şımarık bir kız haline dönüşmüş olduğunun farkında olmayan ailesi onun koruduklarını düşünerek etrafında pervane olmaya devam ediyordu.

Rüstem bey ailesinden gelen büyük bir mal varlığına sahipti ve ailesine düşkün bir baba olarak tüm imkanlarını hepsinin mutlu bir hayat yaşaması için kullanıyordu. Oğlu Bülent’e olan güveni her zaman tamdı. Onun merhametli yüreği ile ileride adil ve başarılı bir yargıç olacağına gönülden inanan sessiz bir adamdı Hamide hanım kendi ayakları üzerinde her zaman duracağına inandığı oğlu Bülent’i kız kardeşine kol kanat olacağını bilerek ikisinin de geleceğinin huzurlu ve mutlu olacağını düşünüyordu.

İki ailenin komşu olmalarının ardından başlayan Derin ve Bülent yakınlığı hepsini çok mutlu etmişti. Yurdagül her zaman ki naif ve güzel yürekliliğiyle bu kız kardeşi olarak benimsediği Derin’in Bülent ile olan beraberliğini en çok destekleyenlerden biriydi. Derin Bülent’e olan duygularını ailesinden önce Yurdagül ile paylaşmıştı. Ağabeyi ve onun arasındaki güçlü bağa olan inancının Bülent ve onun arasında da olabileceğine inanıyordu. Yurdagül’ün ardından iki gencin arasındaki bağı hisseden ilk kişi Nurhayat hanım olmuştu. Kocasını kaybettikten sonra iki çocuğunun da mutlu beraberlikleri olduğunu görmek hayattaki en büyük isteği olmuştu. Yurdagül ve Derin arasındaki dostluğun ilerleyişini de mutlulukla takip ediyordu.

Bülent anne ve babasına Derin’e olan hislerini açıkladığında onlar da bu güzel insanlarla ilişkilerini bir adım öteye taşıyıp aile olma fikrine çok sıcak baktılar. Böylece Derin’in Sarsılmaz ailesinin bir ferdi olmasının ilk adımları atılmış oldu. İki aile gençlerin okulları bittikten sonra yapılacak bir nikah için planlar yapmaya başladılar. Hem komşu hem de artık bir aile olarak ilişkileri artık daha da güçlenmişti. Ailenin biriciği Aysun da Derin ve ailesiyle olan bu yakınlığın sağladığı özgürlüğü ile zamanının bir kısmını onların evinde geçiriyordu artık. Hem kendi ailesinin hem de ağabeyinin sevdiği kızın ailesinin biriciği olmak hayatına yeni bir renk katmıştı.

Ailenin Yurdagül’e duyduğu sevgi ve güven onu derinden etkiliyordu. Derin’i kız kardeşi gibi görmesi, kocasına ve ailesine olan düşkünlüğü daha önce hiç şahit olmadığı başka bir dünyaydı. Onu daha çok tanımak ve yakın olmak için Derin’den çok ona yakın olma içgüdüsüne engel olamıyordu.

Babasını kaybettikten sonra Bülent gibi sevgi ve merhamet dolu bir insana denk gelmek Derin’in bütün hayatını doldurmuştu. Onun kız kardeşine duyduğu bağlılık ve koruyucu tavırlar farkında olmasa da ileride iyi bir aile babası olabileceğinin güvenini işliyordu yüreğine. Yurdagül’e sürekli onun ne kadar iyi biri olduğundan bahsediyor, Yurdagül’de onun bu tatlı heyecanına severek ortak oluyordu.

(devam edecek)

Yorum bırakın