Sır – Bölüm 36

Kar yüzünden yollarda kazalar oluyordu. Gözde salonu kapatalı bir saat olmasına rağmen hiç bir otobüs gelmemişti. Bir saattir çok da kalın olmayan ayakkabılar ile karda beklediği için oldukça üşüyen Gözde, durduğu yerde yavaş yavaş zıplayarak ısınmaya çalışıyordu. Nevzat onu son anda fark edince hafifçe kayarak önünde durdu. Kar ve karanlık yüzünden arabanın içini göremeyen Gözde, aniden duran arabadan biraz tedirgin oldu ve durağın kuytusuna doğru çekildi aceleyle ama o sırada ayağı kayınca sendeleyerek tutundu ilk uzandığı yere. Nevzat onu korkuttuğunu anlayınca hemen indi arabadan. Gözde’nin soğuktan donmuş eli hızla demire çarpınca kanamaya başlamıştı. Başını kaldırıp Nevzat’ı görünce o da şaşırdı. Nevzat hemen cebinden mendilini çıkarıp, Gözde’nin eline sardı ve onu almaya geldiğini söyleyip arabaya bindirdi.

“Bu saate kalacağını düşünmemiştim, seni korkuttuğum için üzgünüm!” dedi endişeyle.

“Kalmazdım ama nedense bir saatten fazladır otobüs gelmiyor!” dedi Gözde inleyerek, daha buradan bineceği otobüsten sonra bir de kendi mahallesine giden otobüse binmesi gerekiyordu. Arabanın içi sıcak olmasına rağmen hâlâ soğuktan titriyor, eli de kanamaya devam ediyordu.

“Bir hastaneye götüreyim seni!” dedi Nevzat, eline uzanarak.

“Elim kanıyor diye mi?” dedi Gözde şaşkın şaşkın, “Hayır, hiç gerek yok, durur birazdan!”

“Benim yüzümden oldu!” dedi Nevzat onun elini bırakmadan ama bu arada gözlerini de gözlerinden çekemiyordu bir türlü Gözde’nin.

Gözde’de etkilenmişti bu sefer, “Beni durağıma kadar bıraksan yeter!” dedi uzun süre Nevzat’ın yüzüne bakamadığı için başını çevirdi.

“Olmaz, bu havada daha fazla üşümene izin veremem!” dedi Nevzat ve arabayı çalıştırdı. Yol üzerindeki bir eczanede durup, eline bandaj sardırdı önce Gözde’nin, sonra da evine kadar götürdü. Daha önce gördüğü Kerime hanımların evinden çok daha yıkık evi görünce iyice canı sıkıldı. Arabadan inip, evin önüne yığılan karı ayağı ile ezmeye çalıştı Gözde rahat yürüsün diye. Gözde kapıyı açana kadar bekledi yanında, ışığı açınca geriden evin içini de gördü. Bir an önce Hasan ile konuşup, bu ev işine bir çare bulmaları gerekiyordu. Az kalsın hediyeleri yine unutacaktı ki, son anda arabaya dönüp, kutuları getirdi ve içeri kapının kenarına bıraktı. Gözde’nin eli için yeniden özür diledi ve ayrıldı yanından.

Ertesi gün seyahatten dönüp gelen Gülfem hanım kendi hikayesinden önce Gözde’nin hikayesini dinleyince, “Ama bir şey diyeyim mi ben o çocuğu ilk geldiğinde çok beğenmiştim!” dedi elini beline koyarak ve Gözde’nin bir şey demesine fırsat bırakmadan hemen kendi tatilini anlatmaya girişti. Bu sefer Gözde’de etkilenmişti onun hikayesinden, bir gün önce Nevzat’ın bakışları ve elini tutuşu gelmişti niyeyse aklına, Behçet beyin evlilik teklifini dinlerken.

O akşam daha salonu yeniden kapatmadan Nevzat yeniden çıkıp gelince ikisi de şaşırdılar. Onların yüzündeki şaşkın ve meraklı ifadeyi görünce “Şey!” dedi Nevzat “Yani yolları kötü görünce, yine şey olamasın diye ben!”

“Gözde’yi bu kadar düşünmen ne hoş!” dedi Gülfem hanım anlamlı anlamlı gülerek.

“Tabi söz verdim, verdik biz!”

“İyi gidiyorsun!” dedi Gülfem hanım ama Gözde’nin bakışını görünce, paltosunu giyme bahanesi ile ayrıldı yanlarından.

“Zahmet etmişsin’!” dedi Gözde ama Gülfem hanımın bütün gün anlattığı romantik tatil anılarından sonra Nevzat’ı görmekten çok mutlu olmuştu. Hemen üzerini değiştirip geldi geri ve birlikte çıktılar.

“Dün çok üşümüştün hasta falan olmadın değil mi?” dedi Nevzat yolda.

“Hayır, merak etme iyiyim!”

“Sakıncası yoksa ben kar kalkana kadar geleyim istiyorum!”

“Buna hiç gerek yok gerçekten! Bunun sözünüzle bir ilgisi yok, ben başımın çaresine bakabiliyorum!”

“Evet bakabildiğini biliyorum ama gelmek istiyorum!” dedi Nevzat bir kedi gibi mırıldıyordu.

Hiç huyu olmadığı halde “Tamam o zaman!” deyiverdi Gözde’de. Her gün onunla dönmek fikri çok cazip gelmişti o anda.

Nevzat gündüz Hasan’ı da arayıp, anlatmıştı önceki gün olanları. Gözde’nin evi iş yerine çok uzaktı. Ayrıca o evde kışı hasta olmadan geçirmek de bir mucizeydi.

“Babamın verdikleriyle ona bir ev alamam ağabey biliyorsun!” dedi Hasan.

“Biliyorum o yüzden ben halledeceğim! Ancak senin onayın olmadan yapamam!” dedi Nevzat, annesi ile konuşacaktı. Gözde’nin Kerime hanım ve Mustafa’dan ayrılmayacağını tahmin ediyordu. Onları ailesi bilmişti ve zaten Kerime hanım o sobalı evde yaşamak için çok yaşlıydı. Sultan hanım da çok yalnız kalıyordu o olmadığı zamanlarda. Annesine yakın bir yerlerden ev alabilirlerdi. Evi yine kendi üzerine alırdı, kabul ederlerse Kerime hanım, Gözde ve Mustafa birlikte yaşarlardı. Babasının ailesinden kalan parayı henüz bir yere harcamıyorlardı zaten.

“Benim onayıma ne gerek var ağabey, al tabi!” dedi Hasan hemen, “Ben malın yönetimi bana geçince sana borcumu öderim!”

“Oğlum ikimizin ortak mirasından alacağım zaten ne borcu, o yüzden onayını istiyorum!” dedi Nevzat şakayla karışık bir kızgınlık sergileyerek.

“Ha! Tamam!” dedi Hasan, hiç aklına gelmiyordu oradan da miras hakkı olduğu. Nevzat annesinin de onayını alıp, evi alana kadar bir şey söylememeye karar verdiler Gözde’ye. Kışın devamını o soğuk ve sobalı evlerde geçirmemeleri için de hemen harekete geçmek gerekiyordu. Sultan hanım da bu haberi sevinçle karşılayınca, hemen mahallenin emlakçısı ile bağlantı kurup, üç odalı bir ev istediklerini söyledi Nevzat. Piyasa zaten durgun olduğundan emlakçı bir haftanın içinde buldu onlara yürüyüş mesafesinde, henüz beş yaşında ve tertemiz bir evi. Şimdi sıra Gözde ve Kerime hanımlara müjdeyi vermeye gelmişti. Sultan hanım evi Hasan’ın üzerine almalarını isteyince, Nevzat hiç itiraz etmedi. Zaten kardeşinin alması gereken bir payı vardı. Annesinin kızına da kendisi ev almış olurdu. Hasan itiraz etse de Gözde ile konuşmadan önce ev Hasan’ın üzerine geçirildi.

Geçen on beş gün boyunca Nevzat kar erimeye başlasa da her gün Gözde’yi almaya gidiyordu. Son günlerde Gözde çıkış saatine yakın sürekli saatine bakıyordu artık. Gülfem hanım Behçet beyin teklifini henüz kabul etmemiş, ailesine danışsa mı, danışmasa mı düşünüp duruyordu.

Gözde “Bence kimseye danışmanıza gerek yok, kararınıza saygı duyacaklardır!” dese de, “Sen daha çok gençsin! İnsanların ağzı torba değil, bir şey der Behçet ile benim canımı sıkarlar, bu yaştan sonra evleneceğim diye ailemi karşıma mı alayım!” diyordu.

Behçet bey onun endişelerine saygı duyacak kadar olgun bir adamdı, kararını verene kadar bekleyeceğini söylemişti. Bu arada görüşmeye devam ediyorlar ama evlilik konusuna girmiyorlardı. Gülfem hanım aslında kardeşlerinden çok çocuklarından çekiniyordu. Yurt dışında yaşayan oğlu karışmazdı büyük ihtimalle ama kızı kesin canını sıkacak bir şeyler söylerdi. Annesi kadın arkadaşları ile otele gittiğini söylediğinde bile otuz tane soru sormuştu.

“Torunlarım oldu hâlâ aileme hesap vermekten kurtulamadım!” diyordu sürekli.

Neyse ki Behçet beyin çocukları yoktu. Kaç yaşında olurlarsa olsunlar, çocuklar hayatla ilgili önemli kararlarda öncelik sahibi oluyorlardı.

“Kızım kesin kıskanır, istemez babasından başkasını!” dediği zaman, Gözde buna bir anlam veremiyordu ama “Senin ailen olmadığı için bilmiyorsun!” derse Gülfem hanım diye sessiz kalmayı yeğliyordu. Yoksa mutluluk zaten kadıncağızın yüzünden okunuyordu, şimdi önünde hiç bir engeli yokken ve ikinci kez aşkı bulmuşken neden evlenmesindi? Ona kimseye anlatmamaya söz verdiği için Kerime hanıma bile bahsetmiyordu bu hikayeden.

(devam edecek)

Yorum bırakın