“Ayvalar bol olunca, kış sert geçermiş diye boşuna demiyorlarmış demek ki!” diyordu Gülfem hanım seyahat gününe iki gün kala her yanı bembeyaz bir kar tabakası kaplamıştı. İçeriden her şey çok güzel görünse de, dışarı çıkınca, bir yerden bir yere gitmek epeyce zorlaşmıştı. Gözde uzaktan geldiği için evden çıkarken kat kat giyiniyor, gelince üzerini değiştiriyordu. Soba da o gelene kadar sönmüş olduğundan uyuyana kadar ev buz gibi oluyordu. Ne kadar onarmaya da çalışsalar, oldukça eski ve bir çok yerinden esen bir evdi hâlâ. Havalar soğuduğunda evin yaşı hemen ortaya çıkıyordu. Yine de yurt hayatından sonra başını sokacak bir evi olduğu için çok mutluydu ve hiç şikayet etmiyordu. Gülfem hanım kendine alış veriş yaparken ona da, Sultan hanımlara giderken giymesi için çok güzel bir pantolon, kazak almıştı. Elbise alacaktı ama Gözde’nin giymeyeceğini bildiği için vazgeçti. Bu pantolon kazağı her gün de giyebilirdi.
“Bu da benim sana yılbaşı hediyem!” diyerek verdi ona, Gözde’nin aldığı ilk ve büyük hediyeydi bu. Paketi açtıktan sonra o kadar çok ağladı ki, Gülfem hanım neredeyse hata yaptığını düşünecekti.
“Hani Hasan sana annemin kızı diyor ya, sen de benim annemin kızı olsan ancak bu kadar severdim herhalde!” diyerek sarıldı Gözde’ye. Ertesi gün yola çıkacağı için heyecanı diline vurmuştu iyice bütün gün tatilinden konuştu durdu sonra.
Gülfem hanım dile getirmese de, Gözde de yeni kıyafetini ilk kez yemeğe giderken giymeye karar vermişti. Yılbaşı gecesini yıllardır yaptığı gibi Kerime hanım ve Mustafa ile geçirdi. Mustafa’ya patronu bir hindi almıştı. Gözde’de Kerime hanımı yormamak için yanına güzle bir pilav ile salata hazırladı. Mustafa’nın bir yerlerden bulup getirdiği bir çam dalını da süsleyip, bir kenara koyduktan sonra on ikiyi zor ederek televizyon seyrettiler ve sonra hepsinin uykusu geldiği için geceyi bitirdiler.
Hasan iki gün sonra teyzesinin evinde katılacağı ilk aile yılbaşı heyecanına kapılmıştı. Evdekilere çaktırmadan hepsine birer hediye almıştı ve arabasının bagajına saklamıştı. Babası artık eline eskisinden çok daha fazla para veriyordu, bu paranın bir kısmını mutlaka henüz kardeşim diyemediği annesinin kızı için harcamaya kararlıydı. Nevzat’ta tam olarak kardeşi gibi düşündüğünden herkese ufak tefek bir şeyler alıp, hazırladı. O gece Gözde’ye aile olan bir diğer iyi insanlarla tanışacaklardı Kerime hanım ve Mustafa’yla. Tabi Sultan hanımda ilk kez görecekti Gözde’yi. Kerime hanım da kendi ördüğü patiklerden hazırlamıştı herkese. Gözde’de gücü ona yettiği için kurabiye pişirecekti.
Gülfem hanım gittiği için salonu Gözde açıyordu. Kar gerçekten kuvvetli yağdığından, günü olduğu halde veya yılbaşı tatiline gittiği için gelemeyenler çoktu. Gülfem hanım gittiği andan başlayarak sürekli mesaj atıyordu Gözde’ye, salonu sormuyor, olanları anlatıyordu kısa kısa. Gözde de heyecanla takip ediyordu gelişmeleri. Asıl bomba yılbaşı gecesi geldi Gülfem hanımdan, Behçet bey ona evlenme teklif etmişti. Gülfem hanım çok heyecanlanmıştı tabi ama korktuğu için henüz evet diyememişti. Gece kendi odasına geçer geçmez hemen mesaj yazmaya başlıyordu Gözde’ye.
Nihayet Sultan hanımın davet gecesi geldiğinde, Nevzat önce gidip Gözde’yi aldı iş yerinden. Gözde yeni kıyafetlerini yanında getirip üzerini değiştirmiş, Gülfem hanımın ona önceden verdiği bir kaç makyaj malzemesi ile de hafif bir makyaj yapmıştı. Nevzat zaten onu doğal haliyle de beğendiği için bu halini görünce yüzüne hemen tatlı bir gülümseme yerleşti, “Çok yakışmış!” diyebildi mahcup bir sesle. Sonra yol boyunca sohbet ederek gidip Kerime hanım ve Mustafa’yı aldılar. Nevzat, kızın bu kadar uzakta ve eski bir mahallede yaşadığını anlattıklarından anlamış olsa da canı sıkıldı iyice. Buralarda kar kürüyen araçlar yolları açmadığı için dikkatli ve yavaş gidiyorlardı. Vardıklarından Mustafa heyecanla dışarı fırladı. Yürümek için ona tutunan nenesi az kalsın düşüyordu onun kıpırtısından. Mustafa kadıncağızın ayağı kaymasın diye hemen gidip arabaya binmesine yardım etti. Mustafa çoktan başlamıştı Gözde ve onlar hakkında bir sürü şey anlatmaya ve Sultan hanımın evine varana kadar da hiç susmadı. Hasan çoktan gelmiş, teyzesine yardım ediyordu. Mustafa annesi yorulmasın diye yemeklerin çoğunu dışarıdan yaptırmıştı ama Sultan hanım ana yemeği kendi yapmakta ısrar etmişti.
Nevzat’ta diğer misafirlerle gelince, evleri uzun zamandır olmadığı kadar kalabalık ve neşeli bir hale geldi. Kerime hanımı hemen içeri alıp oturttular. Mustafa hayatında hiç böyle güzel bir masa görmediği için heyecanla etrafında dönüp her şeyi soruyordu. Gözde’nin kurabiyelerini de hemen bir tabağa koyup masaya eklediler. Sultan hanım bu tatlı kızı daha kapıdan girerken pek sevmişti. O zaten daha tanışmadan önce sevmişti, görünce pekişmişti hisleri. Bu sıcak karşılama ve hayatında ilk defa yaşadığı büyük aile ortamı Gözde’yi de çok duygulandırmış ve mutlu etmişti. Kendi evladından görmediğini kendi tabiriyle yedi kat elden gören Kerime hanım da hayatının en güzel günlerinden birini yaşıyordu. Hasan, Mustafa’yı çok sevmiş, onun her sorduğu soruya cevap veriyor, o da sorular soruyordu. Nevzat annesinin yüzündeki mutlu ifadeyi görünce zaten çok mutlu oluyordu. Sevgisiz başlamıştı bu evde her şey ve bu sevgisizlik sonunda birbirinden habersiz bir sürü insanı sevgiyle bu çatı altında birleştirmişti. Hepsinin kayıpları olmuştu ama şimdi gözlerinde ki ışıltı hayatlarına ışık saçan yeni bir kazancın işaretiydi. Sıdıka hanımın sırrı, yeni bir aile yaratmıştı şimdiden. Hava giderek daha da kötüleştiği için Sultan hanım o gece kimsenin gitmesine izin vermedi. Kendi odasını Gözde ve Kerime hanıma verdi, Hasan ve Mustafa Sıdıka hanımdan kalan odaya, Nevzat’ta salona yerleşince, kendisi de Nevzat’ın odasında yattı.
Ertesi gün salon kapalı olmadığından Gözde’nin işe gitmesi gerekiyordu. Nevzat sabahtan izin aldığı için önce Gözde’yi işe, sonra da Kerime hanım ve Mustafa’yı eve bıraktı. Hasan’ı da yerler buzdur diye arabayla yollamayıp, taksiyle yolladılar. Sonra eve dönüp, annesine yardım edip, öğleden sonra da işe geri döndü. Hepsi için inanılmaz güzel anlar yaşanmıştı. Kerime hanım çok sevmişti bu insanları, Sultan hanım da onları sevmişti. Gülfem hanım ertesi gün döneceği için Gözde o gün de salonda yalnızdı. Hiç biri hediye almaya alışık olmadıklarından, Kerime hanım, Mustafa ve Gözde’nin hediyeleri Sultan hanımın evinde kalmıştı. Nevzat eve dönünce, akşam Gözde’ye götürmek için hepsini arabaya yükledi. Hem de gidip onu iş çıkışı alır eve bırakırım diye de düşünüyordu. Nevzat’ın Gözde’ye gösterdiği nazik ilgiyi annesi de fark etmişti ama o da Hasan gibi şimdilik kendine saklıyordu.
Nevzat Gözde’yi arayıp geleceğini söylemek yerine sürpriz yapmak istiyordu ama işler umduğu gibi gitmedi ve iş yerinden düşündüğünden geç bir saat çıkabildi. Yine de belki daha çıkmamıştır diye düşünerek salonun önüne gitti. Işıkların çoktan kapanıp, kapının demirinin takıldığını görünce, yarına uğrama umuduyla geri dönüyordu ki, durakta Gözde’yi gördü.
(devam edecek)