“Ah!” diyordu Gülfem hanım sürekli “Fark ettin mi bu yılbaşı bize hediyelerini erken vermeye başladı! Hayatlarımızın seyri değişiyor!”
Gözde’yi de sarıyordu onun heyecanı böyle söyledikçe. Yurtta pek yılbaşı kutlanmazdı. Hiç kutlanmazdı değildi ama aile evinde gibi olmuyordu tabi. Hepsine ufak tefek hediyeler verilirdi yine. Yemekte de mutlaka iç pilavla, hindi yapılırdı. Hepsi o kadardı.
Sultan hanım da yılbaşında çocukların onlar da toplanmasını planlıyordu. Nevzat, Hasan’ın gelebileceğinden pek emin değildi, Gözde’nin de gelmek isteyeceğinden ama kırılmasın diye annesine “Sorarım ben!” dedi.
Yılbaşından önce Hasan ve Gözde’nin tanışmaları gerçekleşecekti. Hasan nihayet üç hafta sonra geri geldiğinde, yüz yüze konuşmak için önce Nevzat ağabeyi ile buluştular. Nevzat o arada Hasan’a annesinin yılbaşı planından da bahsediverdi.
“Bizim evde kutlanmaz!” dedi Hasan, “Yani işte uygun görmüyor babam!”
“Tamam o zaman dışarı çıkmak için yılbaşı olması da fark etmez!”
“Doğru ama yılbaşı gecesi dışarı çıktığımda bunun bir kutlama amacı olduğunu sezemeyecek kadar aptal mı sence o?”
“Tamam haklısın!” dedi Nevzat uzatmadan, “O halde anneme söylerim yılbaşından sonra bir gün yaparız belki! Önce seni Gözde ile tanıştıralım!” dedikten sonra, Gözde ile aralarında geçen tüm konuşmaları teker teker anlattı ona yeniden.
“Babalık davası açmak için beklemek zorunda değil ağabey biliyorsun! Zorlamasaydın keşke!” dedi Hasan.
“Ben zorlamadım, ayrıca babalık davası açması şu an ona da bir şey kazandırmıyor ki? Onu hayatı boyu koruyup kollayacağımıza ikimiz adına söz verdim!”
“Tabi ki öyle yapacağız, o annemin kızı!”
“Tamam ikimiz birlikteyken arayıp, randevu alalım o zaman!” dedi Nevzat ve aradı Gözde’yi.
Bir kaç gün sonra, salona yakın bir kafe de buluşmaya karar verdiler. Gözde bu defa Gülfem hanım olmadan konuşmak istiyordu karşılıklı. Onunla sonra tanıştırırdı istiyorsa. İş yerine sürekli adamların gelip gitmesinin de laf olmasını istemiyordu. Gülfem hanım yapmazdı tabi, zaten biliyordu olanları da meraklı müşteriler de çoktu. Onun yüzünden sürekli arkaya girip çıkan adamlar, Gülfem hanıma laf getirebilirdi. Tam da Behçet beyle ikinci baharını yaşarken böyle bir tatsızlık çıksın istemiyordu.
Sultan hanım onların evinde bir konuşma olmasını haya etse de, Nevzat böylesinin daha doğru olduğunu söyledi annesine. Birden bire hayatına girip onları ailesi kabul etmesini bekleyemezlerdi Gözde’den ki aslında değillerdi zaten.
“Canım kan bağı yok diye niye aile olmayalım!” dedi Sultan hanım, “Hepimiz aynı hikayenin kahramanları değil miyiz?”
“Doğru!” dedi Nevzat annesinin bu cümlesinden çok etkilenmişti, “Aynı hikayenin kahramanlarıyız!” diye tekrarladı içinden. Bir gün yaşadıklarını senaryoya çevirmeye kalksalar ki oldukça karmaşık ve merak uyandırıcı bir hikaye çıkardı, hikayenin adı bu olabilirdi.
Nevzat ve Hasan, Gözde’yi bekletmemek için söz verdikleri saatten yarım saat önce geldiler kafeye. Gözde de heyecandan salonda bekleyemediği için geldi erkenden. İçeri girer girmez Nevzat’ı görünce gülümseyerek yanlarına geldi. Gülfem hanıma söylemişti onlarla görüşeceğini, döner dönmez her şeyi anlatacağına da söz vermişti.
“Merhaba!” dedi Hasan hayran hayran ona bakarak, “Anneme o kadar benziyorsun ki, bir an karşımda o var sandım!”
“Sahi mi?” dedi Gözde heyecanla, “Keşke bir fotoğrafı olsaydı!”
“Ah! Düşünemedim ama söz veriyorum bir tane gönderirim sana. Tabi eski bir fotoğraf ama zaten o haline çok benziyorsun!”
“Teşekkür ederim!” dedi Gözde gözlerinin içi gülerek.
“Kendimi senin hayatını çalmış gibi hissediyorum!” dedi Hasan hiç ara vermeden. Daha gelir gelmez aralarında başlayan bu muhabbeti sessizce izliyordu Nevzat. İkisinin de yüzünde meraklı bir heyecan vardı. Aynı anneden doğmamış olsalar da, şu an gerçekten kardeş gibi görünüyorlardı Nevzat’ın gözüne. Üvey kardeşinin, üvey kardeşiydi Gözde. Az kalsın gülecekti bu cümle aklına geldiğinde, suyunun suyu gibi. İnsan bağ kurmak istedikten sonra adı her şey olabilirdi elbette ama Nevzat Gözde’yi ilk gördüğü günden beri kardeşlikten biraz farklı şeyler hissediyor gibiydi. Bunu itiraf etmek istemiyordu şimdilik kendine bile, onun hayatlarına dahil olmasını en az Hasan kadar istiyordu.
“Tam aksine annemin hayatı kurtulmuş o gece denk gelmenizle!”
“Aynı gece doğmuş olmamızın böyle bir hikaye başlaması sana da tuhaf geliyor mu?” dedi Hasan gözlerini ondan ayırmadan. Askerliği boyunca düşündükleri şimdi kontrolsüzce dökülüyordu dudaklarından. Annesine gerçekten ait bir parça oturuyordu şimdi tam karşısında. Çok yoğun bir hasret duyuyordu annesine tam o anda, içi karmakarışık olmuştu.
“Kader sanırım!” dedi Gözde, tam olarak onunla aynı duygular paylaşması mümkün değildi ama onun penceresinden de annesinin onun yerine büyüttüğü, ona söyleyeceği tüm güzel sözleri söyleyip, bağrına bastığı bir yabancı duruyordu. Kıskanmıyor değildi ama suçlamıyordu da.
“Annem dün çok güzle bir söz söyledi!” dedi Nevzat artık duramayıp, “O da dahil, hepimizin aynı hikayenin kahramanları olduğumuzu söyledi!”
“Çok güzelmiş!” dedi Gözde gülümseyerek.
“Ben senin babanın ve teyzenin oğluyum, Gözde benim annemin kızı! Teyzem ağabeyimin annesi. Babam olmayan babam Gözde’nin gerçek babası! Daha karmaşık bir hikaye olamazdı sanırım! Sen de Gözde ile evlensen mesela, çocuğunuzun kime ne söyleyeceğini bulmak için bilir kişi tutmamız gerekebilir!” diyerek kahkahayı patlattı Hasan.
Gözde kızardı bir anda, Nevzat’ta kardeşinin bilmeden bir nokta atışı yapmış olmasının hayret verici mahcubiyetine kapıldı. Hasan kendinden başka kimsenin gülmediğini görünce toparlandı hemen “Şey! ben biraz heyecanlıyım sanırım!” dedi boğazını temizleyerek.
Devam eden saatler boyunca Hasan Gözde’nin annesi ve ailesi ile ilgili sorularını yanıtladı. Üçünün birbiri hakkında öğrenecek çok şeyi vardı. Gözde’nin yurt hayatı, Songül ile başlayan dışarı hikayesi Hasan ve Nevzat’ı çok etkiledi. Hasan’ın içindeki borçluluk duygusu iyice yükseldi ve Gözde’ye yeniden isterse babalık davası açabileceğini söyledi.
“Annem ikinizi de yılbaşında bize çağırıyor!” dedi Nevzat hemen araya girip.
“Ben söyledim ağabey o gece olmaz!” dedi Hasan.
“Anneme önceki ya da sonraki gecelerden biri yapabileceğimizi söyleyeceğim. Gözde sen gelir misin o zaman?”
“Kerime teyze ve Mustafa ile olsam daha iyi!” dedi Gözde.
“Onlar da gelsinler, annem bayılır misafire! Ben gelir sizi alırım!” dedi Nevzat heyecanla.
Hasan, gençti ama saf bir çocuk değildi, ağabeyinin Gözde’ye bakışını, değişen ses tonunu çözmeye başlamıştı o görüşmede ama bir şey söylemedi. Gözde, Kerime teyzeye sormadan böyle bir karar vermeyeceğini söyleyince. Haberleşmek üzere ayrıldılar.
Kerime hanım hem şaşırmış, hem de hoşuna gitmişti bu davet.
“Benim yürüyecek halim yok, siz Mustafa ile gidersiniz!” dedi gülerek ama Gözde o gelmezse gitmeyeceğini söyleyince kabul etti. Kızı tek başına bilmediği bir eve de yollamamış olacaktı böylece. Mustafa nereye davet edildiklerini bilmese de Gözde ile bir eve yemeğe gideceklerini duyunca çok heyecanlandı. Sultan hanım da onların gelmeyi kabul etmesine heyecanlandı Mustafa kadar. Yılbaşından iki gün sonra olması için karar almışlardı. Hasan için de çıkmak zorun olmayacaktı böylece.
Gülfem hanım Behçet bey ile gideceği seyahat için çok heyecanlıydı. Salonu Gözde’ye bırakıp alışverişe gidiyordu sürekli. İki gün yılbaşından önce, üç günde yılbaşından sonra tam beş gün kalacaklardı otelde. Uzun zamandır böyle bir tatil yapmadığı gibi, Behçet bey ile onca vakit geçirme fikrine de çok heyecanlanıyordu. Ailesine kadın arkadaşları ile gideceğini söylemişti.
“Bu yaşta şu yaptığıma bak!” diyerek kıkırdıyordu Gözde’ye. Onun da yılbaşı gecesi olmasa da bir planı olmasına çok sevinmişti ayrıca. O seyahatteyken Gözde bakacaktı salona, onun için müşterilere görünmeme yasağı çoktan kalkmıştı aslında ama Gözde yine de Gülfem hanım olduğu saatler uyuyordu kurallara.
(devam edecek)