Sır – Bölüm 33

“Hayır lütfen!” dedi Gözde çok mahcup hissediyordu kendini. Gülfem hanım gözlerini devirdi hemen ona bakarak.

“Siz kardeşiniz geldiğinde konuşun ve yeniden gelin isterseniz. Yoksa bu kıza babasına dava açması için baskı yapacağım emin olun! Ben onun kadar tatlı kalpli biri sayılmam!”

“Merak etmeyin. Geri geleceğim!” dedi Nevzat ve artık işe dönmesi gerektiği için kalkıp izin istedi ve ayrıldı yanlarından.

“İyi bir çocuğa benziyor!” dedi Gülfem hanım, Nevzat gider gitmez gülerek, “Nasıl da korktu benden gördün mü?”

“Gülfem hanım, bu adamın bana iyilik yapması için bir nedeni yok. Neden öyle söylediniz. O benim annemi, ailemi, beni tanımıyor bile!”

“Ama diğerinin ağabeyi ve haklı o çocuk henüz babanın malını alabilecek yaş ve konumda değil ve bence beklerseniz ikiniz de yaşlanırsınız! O yüzden bırak ne yapabileceklerini görelim. Bir şey yapamıyorlarsa o zaman dava açarız!”

“Of!” dedi Gözde bıkkın bir halde.

“Ben içeri gidiyorum şimdi! Akıllı ol sen de, istemiyorum dediğini duydum!” diyerek müşterilerin çalıştığı salona gitti yeniden Gülfem hanım.

Gözde, Nevzat’ın düştüğü pozisyon için kendini suçlu hissediyordu. Hayatı boyunca kimseden bir şey talep etmemişti. Zaten iyi niyetle gelmiş bir adama patronunun bu kadar yüklenmesini hiç doğru bulmuyordu ki başına gelenlerde bu iki kardeşin hiç mi hiç suçu yoktu. O gece orada başka bir bebek olsa zaten onunla da değişilecekti. Hatta Hasan denilen o çocuk olmasa annesi de o da ölecekti. Kendi içinde tartışıp durduğu bütün bu şeyleri gidip Gülfem hanıma söylemek istemiyordu. Çok iyi bir insandı patronu ve onu gerçekten korumaya çalışıyordu ama bu kadar talepkâr olmak Gözde’nin hiç alışık olduğu bir şey değildi.

Gülfem hanım, Nevzat’ı gerçekten beğenmişti bu arada, düşündüğü gibi sinsi ya da Gözde’ye zarar verecek birine benzemiyordu. Tabi onca yıl boyunca bir çok melek yüzlü şeytana denk geldiği için icraat görmeden erken karar vermemek gerektiğini düşünüyordu. Baştan baskın çıkarlarsa sonunda kârlı çıkabilirlerdi. O çocuğun babasının yerine geçmesini niye beklesindi Gözde? Hakkını şimdi alabilirdi?

“Alabilir mi?” diye sordu Behçet beyi arayıp, “Kızın babası sağ sonuçta!”

“Sanırım mirasçı olmaya hakkı kazanır sadece!” dedi Behçet bey.

“E o zaman ne kazanacak bu kız?”

“Miras hakkı!” diye yineledi Behçet bey yeniden “Ama avukata sorayım yine de!”

Gülfem hanımın hiç hoşuna gitmemişti duydukları. Gözde babası olacak o adamın ölmesini bekleyecekti her durumda o zaman. Dava açsa da, açmasa da.

Behçet bey yarım saat sonra arayıp, aynı bilgiyi tekrarladı. Ayrıca Gözde’nin annesi imamlı nikahlı eş olduğundan annesi de kocasının mirasında hak sahibi olamıyor, dolayısıyla anne payından da bir şey alamıyordu Gözde. Ancak Hasibe’nin ailesinden bir miras geliyorsa onun öz kızı olduğu ispatlanırsa ondan pay alabilirdi.

“Ölmüş kadın zaten!” dedi Gülfem hanım. Sonra gidip Gözde’ye avukata sordurduklarını anlattı bilgisi olması için.

“Hasan’ın babası öldükten sonra da dava açsam payımı alabilirim ben değil mi?” dedi Gözde.

“Bu durumda evet!” dedi Gülfem hanım nereye varmaya çalıştığını anlamamıştı.

“O zaman bu çocuğun ailesi ile arasını bozmaya gerek yok. Şimdilik onun sözüne güvenirim eğer babası öldükten sonra beni unutursa, o zaman dava açarım!”

Başını salladı Gülfem hanım, “Yine de şu gelen çocuk sana bir ev alabilir!”

“Neden?” dedi Gözde sesini kontrol edemeden.

“Tamam!” dedi Gülfem hanım, “Haklısın! Ama yine de belki alır!” dedi ve dönüp gitti içeri.

Gözde, patronu ile konuştuktan sonra yeniden aradı Nevzat’ı.

Gülfem hanımın çok iyi niyetli biri olduğunu ama ona ev falan almalarına gerek olmadığını söyledi.

“Baban ölene kadar beklemene gerek olmamalı senin!” dedi Nevzat yumuşak bir sesle, “Patronun seni gerçekten seviyor bunu fark ettim. Kaybettiklerini telafi etmek, sana daha iyi bir yaşam sunmak için elimizden geleni yapacağız. Hasan geldiğinde yeniden görüşeceğiz! Şimdilik dava açmamayı seçtiğin için minnettarım. Aramızda bir tek kardeşim normale yakın bir aile içinde büyümüş, onu da elinden almayalım”

“Tamam!” dedi Gözde ve telefonu kapattılar. İkisinin de içi ısınmıştı birbirine.

“Zavallı kız!” dedi Sultan hanım olanları dinleyince, “Ne kadar da tok gözlüymüş, annesine çekmiş belli ki! Hasan’ımı ne güzel yetiştirmiş o kızcağız. Yattığı yer nur olsun inşallah!”

“Hasan da sevecek onu tanışınca, hayat ne tuhaf bir şekilde bir araya getirdi hepimizi!”

“Bak o çocuk gerçekten zordaysa, bizim ev müsait biliyorsun. Bir odamızı seve seve açarız ona! Gene şanslı kızmış baksana patronu kartal gibi hakkını savunmuş. Yurt müdürü desen öyle, yaşadığı mahalleyi de sen anlattın zaten! “

“Neyse ki! Yurttan çıktıktan sonra başına kötü bir şey gelmiş olsaydı, Hasan kendini hiç affetmezdi. Kızın yaşadıkları için kendini sorumlu tutmaktan vazgeçmiyor!”

“Buraya kadar geldi ya bu iş, çözülecek elbet! Üçünüz bu güne kadar yürümüş bu yanlışı düzelteceksiniz, ben inanıyorum! Bir resmi var mı bu kızın?”

“Ah anacığım!” dedi Nevzat gülerek, “Kızdan bir de resim mi isteseydim!”

Hasan iki hafta sonra geldiğinde, Nevzat’la da hemen görüşemediler. Babası oğlu askerden gelir gelmez alıp memlekete götürdü onu. Nevzat mesajla her şeyi anlatmıştı ona gelir gelmez. Hasan’ın içi gidiyordu annesinin kızıyla tanışmak için ama babasına bir şey diyemediği için mecburen bekliyordu. Nevzat verdikleri sözü tutmayacaklarını sanmasın diye uğramıştı Gülfem hanımın salonuna bir kez daha. Hasan’ın babası ile memlekete gitmek zorunda kaldığını haber vermişti Gözde’ye. Gülfem hanım da üzerine gitmemişti bu sefer. Behçet bey biraz uyarmıştı onu, evet seviyordu Gözde’yi ama sonuçta annesi değildi. Kızın kendi kararlarına da saygı duyması gerekirdi. Gelen çocuğa söylemesi gerekeni fazla fazla söylemişti zaten. Bundan sonrası için bir şey söylemeye gerek yoktu. Babalık davası hakkı, Gözde’nin cebinde garantiydi zaten. Şimdi olmasa da ileride istediği zaman dava açabilirdi. Gülfem hanım Behçet beyin aklına güveniyordu. Çok akıllı, görmüş, geçirmiş biriydi. Görüştükçe aralarında ki dostluk da ilerlemişti, henüz ailesine ondan bahsetmemişti, bu yaştan sonra bir adamla görüşüyor diye onu eleştirmeleri çok muhtemeldi. O yüzden hâlâ Gözde’den başka kimse onun varlığından haberdar değildi. Bir süredir bir hafta sonu bir yerlere gitmekten bahsediyordu Behçet bey ama Gülfem hanım daha fazla yakınlaşmaktan çekindiği için her hafta sürekli bahaneler üretiyordu. Nevzat’ın ikinci kez uğradığı gün yıl başı için bir otelde yer ayırttığını söyledi arayıp. Gülfem hanımın çekincesini anladığı için iki ayrı oda tuttuğunu da söyledi. Gülfem hanım bir genç kız gibi kızardı konuşurken ama neyse ki telefondaydılar. Yıllardır yıl başında evden dışarı çıkmamıştı. Ailesinden davet edenler oluyordu ama kimseye yük olmak istemediği için yılbaşı kutlamadığını, erkenden uyuyacağını söylüyordu. Oysa insanın sevdikleri ile ne bahane ile olursa olsun, keyifli bir akşam geçirmesi çok güzel bir şeydi ki Gülfem hanım yeni bir yıla başlarken yapılan kutlamaları çok severdi. Behçet beyle güzel bir otelde yapılacak kutlamaya katılıp, gece de otelde kalacaklarını ve ertesi sabah kahvaltısını birlikte yapacaklarını düşünmek onu o kadar heyecanlandırdı ki, hemen Gözde’ye gidip anlattı.

Gözde onun yanakları kırmızı kırmızı, değerli hissettirilmekten ne kadar mutlu olduğunu görünce tatlı tatlı gülmeye başladı. Uzun süredir sürekli onun meselesini konuştuklarından farklı ve güzel bir şey konuşmak onun da hoşuna gitmişti.

(devam edecek)

Yorum bırakın