Sır – Bölüm 32

Elinde paketlerle giren takım elbiseli genç adamı görünce Gülfem hanım anladı gelenin o olduğunu. Daha o kapıyı açmadan mesaj attı Gözde’ye. Onun içeride gözü telefonun saatinde oturduğundan adı kadar emindi.

Gözde mesajı okuyunca ayağa kalktı istemsizce, o sırada Nevzat paketlerle zor olsa a kapıyı açmış Gülfem hanıma bütün nazikliği ile Gözde’yi soruyordu. Gülfem hanım onu baştan ayağı iyice süzdükten sonra takip etmesini işaret ederek arkaya Gözde’nin yanına götürdü, kalmaya içi gitse de sanki umuru değilmiş gibi rol yaparak yerine geri gitti.

Nevzat elindeki paketleri masaya bırakarak, elini uzattı hemen “Merhaba Nevzat ben, Hasan’ın ağabeyiyim!”

“Gözde!” dedi Gözde de elini uzatarak.

“Size yiyecek bir şeyler getirdim ama ne sevdiğinizi pek bilmiyorum tabi!”

“Zahmet etmişsiniz!” dedi Gözde paketlere göz ucuyla bakarak, “Açsanız açayım hemen!” dedi sonra gözlerini kaçırarak.

“Ben de şirketten geldim, yani beraber yeriz diye düşündüm!” diyerek paketleri açmaya başladı Nevzat’ta ikisi de ne konuşacaklarını bilmedikleri için yemekle ilgili bir şeyler yapıp kaçmaya çalışıyorlardı aslında. Sonunda Gözde tabak ve peçete çıkardı. Nevzat’ta yemekleri yerleştirdi ve karşılıklı oturup yemeğe başladılar.

“Hasan sizin varlığınızı ve başınıza gelenleri öğrenince çok üzüldü!” dedi Nevzat, “O gerçekten çok iyi bir çocuk. İtiraf edeyim ben kardeşimi ararken, sizi de bulmayı hiç düşünmemiştim!”

Gözde bir şey söylemeden bakıyordu onun yüzüne. Ne söylemesi gerektiğini de bilmiyordu zaten.

“Ben onu bulup her şeyi anlattığımda, ailesine bundan bahsedemedi tabi. Ben de annesini kaybettikten sonra söyleyebildim, yoksa hiç söylemeyecektim. Yani olay size gelene kadar baya şekil değiştirdi ama kısmet böyleymiş sanırım.”

“Kardeşiniz benim ortaya çıkmamla kendini riske atmış oluyor mu?” dedi Gözde nihayet.

Nevzat konu istediği yere kendiliğinden gelince atıldı hemen “Kesinlikle oluyor! Söylediğimi yanlış anlamayın ama Hasan ben karşısına çıkmasam gerçeği hiç bilmeyecek, böyle bir riski de hiç göze almayacaktı. Elbette sizin hakkınız olan bir gerçek var ortada ama kardeşimin de benim yüzümden büyüdüğü ailesinden olmasını istemiyorum”

“Ve mirasından!” dedi Gözde.

“Mirasından olmasını da istemem tabi ama yaşayacağı duygusal savaşın farkında değil henüz. Kendini sizin yerinize geçip, hakkınızı yediğine inandırıyor!”

“Bu onun suçu değil!”

“Değil evet ama sizin de suçunuz değil, ikiniz için en adil çözümü bulmayı umuyordum konuşarak. Yoksa Hasan kendi düzenini feda edecek düşünmeden!”

“Bir öneriniz var herhalde benimle konuşmak istediğinize göre!” dedi Gözde. Nihayet ikisi de konuya odaklanmış birbirlerinin yüzüne bakarak konuşmaya başlamışlardı.

“Bakın, ben sizin hayatınızın da çok zor olduğundan eminim. Bu hikayede şanslı kişi Hasan gibi duruyor onun da farkındayım. Annesi, yani anneniz gerçekten melek gibi bir kadınmış. Keşke siz de onu tanıyabilseydiniz!”

Gözde’nin gözleri doldu elinde olmadan, Nevzat onu ağlatmak üzere olduğunu görünce endişeyle yemeklerle gelen peçeteyi alıp ona uzattı.

“Ben. Gerçekten sizi üzmeden konuşmaya azami gösteriyorum ama beceremiyorum sanırım!”

“Bu sizin de suçunuz değil!” dedi Gözde burnunu çekerek, “Sanırım bütün suç, sizin ve benim babalarımızda!”

“Evet!” dedi Nevzat iki elini yana açarak, “Kesinlikle hepimizin hayatını mahveden onlar. Şimdi hepimiz gerçeği öğrendik ve birlikte hareket edersek, babalarımızın yaptığı hataları birbirimiz için telafi etmeyi deneyebiliriz!”

“Benim hiç bir zaman bir ailem olmayacak!” dedi Gözde iç çekerek “Ama yine de ailemin kimler olduğunu öğrendiğime sevindim. Tabi henüz hiç bir şey bilmiyorum haklarında. Kardeşinizin bana anlatacağını düşündüm sadece. Yani annemi özellikle. Siz onunla tanıştınız mı?”

“Ben? Hayır, ben annenizle tanışmadım. Söylediğim gibi o hayattayken, Hasan’a gerçeği anlatmama kararı almıştık annemle. Yani benim annem Sultan olan. Hasan’ın öz annesinin adı Ceylan, sizin annenizin adı da Hasibe!”

“Hasibe!” dedi Gözde, ilk kez duyuyordu annesinin adını.

“Ben bunları size Hasan anlatsın istiyorum. İki hafta sonra teskere alacak. Çok istiyordu sizinle gitmeden tanışmayı. Ben sadece ortak bir nokta bulma umuduyla geldim o dönmeden. O yüzden ailenizle ilgili konuşmaya fazla girmek istemiyorum. Pek bilmiyorum da zaten. Benim de çok karmaşık bir hikayem var ancak annem Hasan’ı bulmayı çok istedi yıllarca, kardeşine olanlar yüzünden”

“Evet biliyorum, gerçekten çok üzüldüm teyzeniz için de!” dedi Gözde nazikçe

“Teşekkür ederim. Annem sizi duyduğundan beri çok görmek istiyor. Yani siz de tanısanız çok seversiniz. Hasan da çok seviyor şimdi. Demek istediğim biz yani siz, Hasan, ben, annem başka kimse bilmese de, yani bu sır sürse de, bir aile olabiliriz!”

Gülümsedi Gözde, Nevzat’ın ne demek istediğini tam anlayamamıştı henüz.

“Benim ailem de varlıklı bir aile, Hasan da babasından ağalığı devir alacak, yani mirasın yöneticisi de o olacak ileride. Babanızı ben tanımıyorum onu Hasan’a sorarsınız ancak Hasan’ın öz evladı olmadığını öğrenirse ikinize de miras bırakmamak için de uğraşabilir. Sizin yasal bir şansını olacak, tabi onu da Hasan sağladı. Babasının DNA’sı alınabilsin diye gizlice getirdi o şeyleri!”

“Merak etmeyin!” dedi Gözde, Nevzat’ın ne kadar endişeli olduğu ortaya çıktıkça, “Kardeşinizin ailesi ile arasına girmek istemiyorum. Açıkçası beni zaten istemeyen bir ailenin peşine düşecek de değilim. Annemi tanımak isterdim sadece, onun için de çok geç belli ki. Ben zaten ailesiz büyüdüm, böyle de devam edebilirim. “

“Maddi açıdan sıkıntı çekmeyeceksiniz, size garanti veriyorum. Şu an ki yaşam koşullarınız ne bilmiyorum ama Hasan’da, ben de hayatınız boyunca rahat içinde olmanız için elimizden geleni yapacağız. İnanın!”

“Paranızı da istemiyorum!” dedi Gözde, “Sadece annem hakkında bilgi hepsi o kadar!”

Nevzat hayranlıkla baktı Gözde’nin yüzüne. Çok temiz yüzlü ve güzel bir kızdı gerçekten.

“Hakkınızdan vazgeçmenize razı olamayız! Hasan geldiğinde bu konuyu zaten konuşur sizinle. Ben şimdiden neye ihtiyacınız varsa destek olmak isterim!”

“Bir ihtiyacım yok teşekkür ederim!” dedi Gözde yine nazikçe.

Dayanamayıp, konuşulanları dinlemek için kapının hemen arkasında bekleyen Gülfem hanım duramadı artık bu sözlerden sonra.

“Ne demek bir ihtiyacım yok!” diyerek daldı içeri, “Size bu kızın yaşadığı yeri görmenizi tavsiye ederim. Beş kuruşsuz yurttan bırakılıp, kendi başına ayakta durmaya çalışıyor! İyi insanlara denk gelmese kim bilir başına neler gelirdi! Şimdi de gereksiz bir mütevazılık yapıyor ama ben buna müsaade edemem!”

Nevzat ve Gözde şaşkın şaşkın bakıyorlardı Gülfem hanımın yüzüne.

“Ben elimden geleni yapacağım size söz veriyorum!” dedi Nevzat korkuyla. Gülfem hanım onun yüzündeki konuştuğu kızın annesine yakalanmış ergen ifadesini görünce, gülecekti az kalsın.

“Kardeşiniz payının yarısını bu kıza vermeli! Onun hakkıysa Gözde’nin de hakkı!” diye devam etti ellerini beline koyup sonra.

Gözde araya girip bir şey söyleyememişti bir türlü, patronuna, “Sen karışma!” demek de kolay değildi ki Gözde zaten onu ablası gibi seviyordu.

“Size kardeşim ve kendim adıma söz veriyorum!” dedi Nevzat yine aynı ifadeyle.

“Söz vermek yeterli değil, icraat görmemiz gerek!” dedi Gülfem hanım, sazı bırakmaya hiç niyeti yoktu eline almışken.

“Tamam ne istiyorsanız yapayım!”

“Kardeşiniz notere gidip, payının yarısını Gözde’ye teslim edeceğine dair bir belge hazırlatabilir örneğin ki aslında bu kız hepsini alabilir biliyorsunuz.”

“Biliyorum alması için gereken delilleri biz getirdik zaten!”

“Evet!” dedi Gülfem hanım, aslında bu onların iyi niyetinin göstergesiydi tabi ama onlara koz bulacak değildi şimdi, “Gözde uzun süredir benimle çalışıyor, yaşam koşulları da pek iyi değil. Ona bir ev alarak başlayabilirsiniz!”

“Gülfem hanım!” dedi Gözde çekinerek.

“Hasan ile Gözde aynı yaştalar yani Hasan şu an babasının mirasını yönetemiyor! Ben onun adına elimden geleni yapmaya çalışacağım!”

(devam edecek)

Yorum bırakın