Karısı çok güzel bir masa hazırlamıştı. Yemekler yenirken, ikisi de konuya girmek için fırsat kolluyorlardı. Gözde de iyice tedirgin olmaya başlamıştı bu tuhaf ortamdan. İşlerin iyice sarpa sarmaya başladığını düşünen yurt müdürü bir an önce konuya girmeye karar verdi ve olanı biteni detaylarıyla anlatmaya başladı. Gözde önce onun ne anlattığını anlayamadı ama ayıp olur diye dikkatini vererek dinledi. Yurda gelen o iki kişinin anlattığı kızın kendi olduğunu ancak yurt müdürü endişelerini anlatırken fark etti. Sonra testi ve sonucun pozitif çıktığını duyunca şaşkınlıktan konuşamadı bile.
“Ailemi mi buldunuz?” dedi kalbi çarparak.
“Aileni bulduk demeyelim!” dedi yurt müdürü ve annesinin yaşamadığını ve babasının konuyu bilmediğini vurguladı yeniden.
Gözde yeniden şok dalgasına girip sessizleşti. O gerçekten istenmeyen bir çocuktu, kız olduğu için annesinin hayatını tehlikeye sokmuştu ve yerine başka bir bebek verilip annesi kandırılmış, o da yurda bırakılmıştı. Şaşkınlığı giderek, ağlama hissi ve öfkeye dönüşmeye başlamıştı. Kalbi o kadar hızlı çarpıyordu ki, sakinleşmek için bardağından bir yudum su aldı. Yurt müdürü ve karısı endişeyle onu takip ediyorlardı. Hep gerçeği ortaya çıkarmaya odaklandıkları için, Gözde’nin neler hissedebileceğini detaylarıyla düşünememişlerdi. İşi bu olduğu halde, düşünemediği şeyle yüzleşen yurt müdürü pişmanlığın eşiğindeydi.
“İyi misin?” dedi yurt müdürünün karısı Gözde’nin yanına gidip yanına oturdu ve elini tuttu, “Sen zaten yurtta büyüdün. O yüzden hikayenin içindeki kız çocuğunu lütfen şimdi sorgulama. Bu gerçek doğduğundan beri seninle, şimdi sürprizin olmadı. Buradaki sürpriz artık ailenden hakkın olanı alabileceğin!”
Gözde dönüp anlamaz gözlerle ona baktı, “Hakkım mı?”
“Yani parasal anlamda!” diye düzeltti yurt müdürünün karısı.
“Evet, o haklı!” dedi yurt müdürü, “Sen yurda bırakıldığını zaten biliyorsun. Kimse istediği bir çocuğu yurda bırakmaz. Ailenle büyüyen o çocuk sayesinde annen hayatta kalmış. Tabi aslında sen de! Karmaşık bir durum gerçekten!”
“Evet!” dedi Gözde rüyada gibi ve sonra ayağa kalktı “Sanırım eve gitmek istiyorum!”
Yurt müdürü karısına baktı, “Burada kalabilirsin istersen!” dedi kadın.
Zaten yabancı ve tuhaf hissettiği bu evde durmak istemiyordu şimdi, bir an önce eve gidip, duyduklarını sindirmesi gerekiyordu. Yurt müdürü hemen toparlanıp, onu eve kadar bıraktı.
“Düşününce bunun acı verici değil, hayatını iyileştirecek bir deneyim olduğunu anlayacaksın. Gerçekten seni üzmek gibi bir niyetimiz yoktu” dedi Gözde arabadan inerken.
“Teşekkür ederim!” dedi Gözde ve arabadan inip eve girdi. Onun yaşadığı evi görmek de yurt müdürünü çok üzmüştü ama eve döndüğünde karısı, “O şartlarda yaşıyorsa bence doğru olanı yaptık!” diyerek ona teselli verdi.
Gülfem hanım meraktan öldüğü için ertesi sabah geldi erkenden. Gözde’in bütün gece uyumadığını anlayacak kadar tanıyordu onu.
“Bir şey mi yaptılar sana yoksa?” dedi hemen telaşla.
“Kim?” dedi Gözde anlamadığı için, sabaha kadar dinlediklerini tekrarlayıp durmuştu kendine ve bu hikayeden nereye varması gerektiğini anlayamamıştı.
“Gözde kızım iyi misin? Hastaneye falan gidelim mi? Sana dokundular mı, anlat bana!” dedi Gülfem hanım iyice telaşlanarak.
Gözde onun kimi kastettiğini anlayınca, “Hayır, merak etmeyin! Öyle bir şey olmadı!” dedi hemen, “Ailemi bulmuşlar!”
“Aileni mi?” dedi Gülfem hanım şaşkın şaşkın, “Niye buraya geldiklerinde söylememişler o zaman!”
“Daha belli değilmiş o zaman.”
“Niye bu haldesin kızım sen? İyi bir şey değil mi aileni bulmaları. Hırlı, hırsız falan mıymış ailen?”
Gözde kafasını toparlamaya çalışarak duyduklarından anladığı her şeyi anlattı Gülfem hanıma. Gülfem hanım bir yandan dinlerken, bir yandan onun hissettiklerini anlamaya çalışıyordu. Gözde anlattıkları bitince baktı onun yüzüne.
“Annen ölmüş, baban da senden habersiz öyle mi?” dedi Gülfem hanım anlamaya çalışarak “Ve senin yerine başka bir çocuk büyütmüşler!”
“Evet!”
“O çocukla o çocuğun teyzesinden olan ağabeyi seni bulmak istemişler?”
“Evet!”
“Neden peki?”
“Bilmiyorum, hiç anlamadım!”
“Belki sen doğru anlamamışsındır. Çok karmaşık bir hikaye bu anlattığın!”
“Belki de anlamamışımdır!” dedi Gözde papağan gibi.
“Tamam da kızım sen niye dağıldın bu kadar!” dedi Gülfem hanım sonunda, “Öyle de, böyle de seni yurda bırakmışlar. Hayatın orada geçti, haberi bile yok ailenin senden. Annen bilmemiş bile bir kızı olduğunu! Yani seni terk etmemiş aslında zavallı kadın!”
“Evet ama babam ve ailesi!” dedi Gözde kendine de itiraf eder gibi.
“Bir şey diyeyim mi bence iyi ki yurtta büyümüşsün sen, bu kötü insanlarla büyüyeceğine! Seni hiç hak etmemişler gerçekten!”
Bir şey demeden durdu öylece Gözde.
“Bak bir avukat bulalım sana, aç davayı çatır çatır al paralarını, hayatını kurtar! Düşünsene şoklarını senden haberleri bile yok! Hayalet gibi çıkacaksın ortaya!”
“Gerçekten ne hissedeceğimi hiç bilmiyorum!” dedi Gözde sıkıntıyla.
“Peki orada büyüyen çocuk niye arıyor seni, ben onu anlamadım!”
“Bilmiyorum, ben de anlamadım!”
“Sen ortaya çıkınca babası onun gerçek oğlu olmadığını anlamayacak mı?”
“Anlayacak!”
“E aptal mı bu çocuk?”
“Kendi ailesine gitmek istiyor belki o da!”
“Anacım ne ailesi? Onun tarafta olaylar seninkinden de beter. İki kardeşi halletmiş adam, ikisinden de çocuk sahibi olmuş, vermeseler belki o çocuğu öldürecekmiş bile! Onların babası yaşıyor muymuş?”
“Yok! Yaşamıyormuş herhalde!”
“Onlar da varlıklı bir aile mi peki?”
“Öyle sanırım!”
“E tamam çocuğun kaybedeceği bir şey yok ki! Senin hakkını yemek istemiyor demek ki?”
“O da yeni öğrenmiş zaten, ağabeyi onu yeni bulmuş!”
“Yemin ederim gazeteler yazamaz bu olayı, o derece karmaşık. Şu televizyondaki kadın programlarına çıksanız, meşhur olursunuz hepiniz! Acaba dava açmak yerine seni oralara çıkartsak da cümle aleme rezil mi etsek bu aileyi!”
Güldü Gözde elinde olmadan, “Dur abla ya! Zaten beynim yandı, sen külünü süpürdün şu an!”
Gülfem hanım dayanamayıp sarıldı Gözde’ye, “Sözde başıma iş açma diye aldım seni işe, Türk filminden beter bir hayatın çıktı anacığım senin!”
“Deme abla ya öyle!” dedi Gözde ama gülemedi bu sefer, ağlamaya başladı.
Yurttayken annesinin çıkıp gelmesini hayal ederdi bazen. Songül ile annelerinin neye benzediğini tartışırlardı kendi aralarında, onları nasıl bıraktıklarının hikayesini uydururlardı kendi kendilerine. Hep çaresiz kalırdı anneleri ama sonra gelip almak için bırakırdı onları. Hiç böylesi gelmemişti akıllarına.
Gözde ağlayınca, Gülfem hanım da ağlamaya başladı. Müşteriler gelene kadar epeyce ağladılar ikisi. Gözde arkaya işlerini yapmaya geçince, Gülfem hanım hemen Behçet beyi arayıp, fısır fısır anlattı olanları. Avukat bulma konusunda Behçet bey yardımcı olabileceğini söyledi. Çok vardı böyle aileler, kadının doğuda, batıda, güneyde, kuzeyde farklı olsa da hep zordu hayatı. Yatağın süsü, evin hizmetçisi, çocuk doğurma ve herkesin hastabakıcısıydı aynı zamanda. Okumuşundan cahiline tüm kadınlara biçilen roller ortaktı. Okuyup bir iş sahibi olunca, eşit haklar kazanan yoktu ki aslında. İşte bir de sahipsizlik vardı bu kızın hikayesinde, Gülfem hanıma o kısmı daha çok dokunuyordu sanki.
“Belki iyi niyetli insanlardır” demişti Behçet bey, “Yoksa kızdan ne çıkarları olsun da arasınlardı iki kardeş. Zaten birbirlerini bulmuşlar, maddi bir sıkıntıları yokken, kızdan ne isteyecek olabilirlerdi.”
“Doğru!” dedi Gülfem hanım, hak vermişti Behçet beye.
“Yine de hakkını alsın tabi o aileden!” diye karar veriler ikisi de. Gözde’nin kararına bakıyordu her şey, zavallı kız önce olanları iyice anlayıp, sonra aklını başına toplamalıydı yeniden. Hiç kolay değildi duyduklarını sindirmek. Tabi o iki çocuğun niyetini de anlamak lazımdı.
(devam edecek)