Gözde, yakında karşılaşacağı gerçeklerden habersiz, Gülfem hanım ile Behçet beyin o yokken yaşadıklarını dinliyordu heyecanla. Gülfem hanım o toparlayana kadar beklemişti anlatmak için. O arada bir kez daha çıkmışlardı yemeğe. Sakin bir adamdı Behçet bey, öyle acele edip, Gülfem hanımı strese sokacak şeyler yapmıyordu.
“O kadar nazik ki, inan bunca yıldır böyle bir adama denk gelmedim hiç!” diyordu Gülfem hanım yanakları pembe pembe olarak.
Gözde’nin hoşuna gidiyordu onun hemen bir genç kıza dönüşüvermesi.
“Aşk sahiden insanı güzelleştiriyormuş!” dedi gülerek, “Bu adam hayatınıza girdiğinden beri, havanız değişti resmen!”
Gülfem hanım kırıttı tatlı tatlı, müşteriler gelmeye başlayınca, Gözde hemen kaçtı arkaya. Artık Songül’ü ve geçmişi düşünmemeye karar vermişti. Korktuğu gibi ortada kalmamış, yapabileceğinin en iyisini yapıp, ayakta kalmıştı. Çok güzel insanlarla tanışmıştı ve onları yıllardır tanıyor gibi hissediyordu. Kerime hanım yaşça çok büyük olsa da annesi gibiydi. Gitmese Salih usta da babası, Mustafa da kardeşi gibi hissediyordu. Haberleşiyorlardı arada bir ustayla tabi, özellikle Mustafa, ne olsa arayıp anlatıyordu hâlâ. Adamcağız da hiç sıkılmadan diniyordu eski çırağının anlattıklarını. Kerime hanım rahatsızlanınca üzülmüştü o da, kadıncağızın o çocuğa sahip çıkmak için yıllardır nasıl yorulduğunu o biliyordu en iyi. Neyse ki Gözde çıkıp gelmişti hayatlarına, Songül gibi olmamış, evlat olmuştu hepsine.
“Paraya, pula ihtiyaç varsa göndereyim hemen!” demişti Gözde’yi arayıp ama Kerime hanımın kocasından sigortası devam ettiği için büyük bir masraf çıkmamıştı öyle, halletmişlerdi hepsini. Mahalleli de ilgileniyordu zaten, Mustafa’yı da, Kerime hanımı da severdi herkes.
“Ah benim olsa, hepsini size verirdim!” diyordu Kerime hanıma, Gözde.
“Olur inşallah!” diye dua ediyordu Kerime hanım da ona, “Senin olan, senin olsun! Kimseye verme!”
Yurt müdürü o akşam eve gidip konuşmuştu eşiyle. Onun da kafası karışmıştı ama kızın hayatının kalanında refah içinde yaşama şansı varken, bunu elinden almak adil gelmemişti ona. Ayrıca Allah korusun, kızın başına bir iş gelse zaten bu insanların kim oldukları belliydi. Ayrıca dediği gibi diğer çocuk, kendi mirasını riske atarak kızı bulmayı istiyordu.
“Bana sorarsan, artılar, eksilerden çok!” dedi son olarak, “Tabi yine de sen bilirsin!”
Bir kaç gün düşündükten sonra, Gözde’ye söylemeden önce testi yaptırmaya karar verdi yurt müdürü. Zaten aradıkları kız o değilse, düşünecek bir şey yoktu. Eşi de destekleyince, Gözde’yi kendisi ziyaret etmeye karar verdi. Evine gitmek uygun olmayacağı için arayıp, bir gün iş yerine uğramak istediğini söyledi. Yurt müdürünün böyle ziyaretler yapmasına alışık olmayan Gözde şaşırdı bu teklife ama çok da mutlu oldu. Onun şaşırdığını fark edince, spora başlamak istediğini, o da laf arasında böyle bir yerde çalıştığını söyleyince gelip bakmak istediğini söyledi. Oysa Gözde önceki gelişlerinde bir spor merkezinde çalıştığından hiç bahsetmemişti.
Hafta sonu karısı ile birlikte uğradılar Gözde’nin verdiği adrese. Salon sadece çarşamba günleri kapalıydı. Gülfem hanım daha önceden Gözde’den haberi aldığı için çok iyi karşıladı gelenleri. Uzun uzun uyguladıkları programları anlattı. Karı koca sporu hiç düşünmeseler de, planları için mecburen dinlediler anlatılanları. Gülfem hanımın anlatacakları bitince görüşsünler diye arkaya götürdü onları. Gözde yıkanmış havluları ütülüyordu. Yurt müdürünü ve ilk kez gördüğü eşini görünce heyecanla sandalye çekti hemen oturmaları için.
Başında çalışırken giydiği bonesi olduğundan saçları gözükmüyordu. DNA testi yaptıracak bir şeyler almadan ayrılmak istemedikleri için birer çay rica ettiler.
“Bizim iş yerinde de çalışanlara böyle iş kıyafeti düşünüyoruz!” dedi yurt müdürünün karısı, nasılsa Gözde bilmiyordu nerede çalıştığını.
“Rahat oluyor, işe gelirken ne giyeceğimi hiç düşünmüyorum!” dedi Gözde neşeyle. İlk defa iş yerini birileri ziyaret ettiği için çok heyecanlı ve mutlu hissediyordu.
“Boneye baksam sakıncası var mı?” dedi yurt müdürünün karısı bu sefer.
“Temizi var onu getireyim!” dedi Gözde hemen
“Yok başınızdakine bakayım!” diyerek ayağa kalkıp, başından bonesini çekiverdi kadın.
Gözde şaşırsa da bir şey diyemedi, dağılan saçlarını düzeltti yüzünde şaşkınlığını gizlemeye çalıştığı gülümsemesiyle. Kadıncağız bonenin üzerinde kalan bir kaç saç telini cebinden çıkardığı mendilin arasına koydu hemen arkasını dönerek.
“Güzelmiş!” diyerek dönüp geri uzattı sonra.
Almak istediklerini aldıkları ve gizli bir şey yaptıklarından dolayı gergin olan karı koca, Gözde daha bonesini takamadan kalkıp, gitmeleri gerektiğini söylediler ve ayrıldılar spor salonundan. Çıkarken kayıtla ilgili bir şey söylemedikleri için Gülfem hanım fiyatı yüksek bulmuş olabileceklerine kanaat getirdi kendi kendine.
Görevi başarıyla tamamladıkları için yurt müdürü ve karısı neşeyle konuşa konuşa evlerine döndüler hemen. Hayatlarına bir heyecan getirmişti bu tatlı macera. O hafta hiç vakit kaybetmeden, Hasan’dan aldığı zarfla beraber gidip testi yaptırdı yurt müdürü. Kendisi de merak ediyordu ne olacağını. Gözde’ye söylemeden böyle gizli bir şey yaptığı için de suçluluk duyuyordu biraz ama karısı onu iyi bir şey yaptıklarına ikna etti. İkisinden başka kimse bilmiyordu yaptıklarını, bu da olaya ayrı bir heyecan katıyordu.
Nevzat ile Hasan on gün geçmesine rağmen yurt müdüründen ses çıkmayınca meraklanmaya başlamışlardı. “Ancak!” diyerek birbirlerine teselli veriyorlardı ama adamın hiç aramama ihtimali de vardı. Bir ay boyunca aramamış olursa gidip yeniden konuşmaya karar verdiler. Zaten ondan sonra Hasan askere gidiyordu.
Yurt müdürü testin sonucu pozitif çıkınca hemen karısını aradı. Önce çok sevindi karısı ama sonra kocasının kaygılarını hatırlayınca durdu.
“Ne yapacaksın?”
“Bilmiyorum!” dedi adam endişeli bir sesle. O akşam yeniden uzun uzun konuştular bu konuyu ve karısı yine Gözde’nin buna hakkı olduğunu söyledi. Acaba doğrudan Gözde’ye mi söyleseler, yoksa adamları arayıp haber mi verseler bilemediler. Sonunda adamlara güvenemeyecekleri için Gözde’ye söylemeye karar verdiler. Böylece adamlar işin içine girmeden isterse doğrudan dava bile açabilirdi kız, o süreçte de yanında olurlar, ellerinden geleni yaparlardı kazanması için. Bu fikir adamları aramaktan daha çok sindi ikisinin de içine, sonuçta Gözde’nin onların ikisi ile de kan bağı yoktu. Kader bir şekilde kesiştirmişti hepsinin yollarını.
Yurtta konuşulacak bir konu olmadığından yine karı koca, bir gün Gözde’yi yemeğe almaya karar verdiler. Dışarılarda da konuşsalar rahat edemeyebilirlerdi. Yurt müdürü Gözde’yi arayıp bir akşam eve yemeğe beklediklerini söyleyince Gözde iyice şaşırdı ama ayıp oldur diye geri çeviremediğinden kabul etti.
“Allah Allah!” dedi Gülfem hanım da, “Seviyorlar demek ki seni! Hayır sen sokaklarda kalacakken niye göstermediler bu sevgilerini acaba?”
İkisi de düşünüp bir anlam veremedikleri için Gözde’nin gidip yaşaması gerektiğine karar verdiler. Sonuçta büyüdüğü yurdun müdüründen bir zarar gelecek değildi herhalde.
O akşam Behçet beyle konuşurken “Ne zor sahipsiz olmak!” diye anlattı ona, “Zavallı kız kimseye güvenemez, herkes potansiyel zarar verici. Bu ülkede kadın olmak zaten zor, bir de sahipsiz olmak beterin beteri!”
“Adamı araştırayım istersen!” dedi hemen Behçet bey de üzülüp ama Gülfem hanım “Önce bir gitsin bakalım!” dedi.
Yurt müdürü zorlanmasın diye o gün iş çıkışı gelip aldı Gözde’yi salondan. Gözde yurt dışında müdür ile samimi olmaya alışık olmadığından sessizce oturdu arabada. Adamcağız da söyleyecekleri şeylerin gerginliğinde olduğundan hiç konuşmadı. İçeri girene kadar sessizliklerini hiç bozmadılar.
(devam edecek)